13 Ağustos 2012 Pazartesi
Eriyen Beşiktaş Antolojisi-3
14 Nisan 2012 Cumartesi
Süper Final Öncesi; 1-Galatasaray
12 Eylül 2011 Pazartesi
Galatasaray Reloaded
24 Nisan 2011 Pazar
Parçalı Gelecek

Masamda duran yuvarlak cam küre gelecekten görüntüler göstermiyor. Sallayınca içindeki sıvı nedeniyle beyaz taneciklerin kar yağıyormuş hissi vererek yavaş yavaş düştüğü bir kürede –ki adı kar küresidir- kardan adamın melankolik duruşunu gösteriyor. Nostradamus ile tek yakınlığım, çene altındaki bir tutam sakalım –ki adı keçi sakalıdır- olabilir. Biraz sonra traş olunca o da kalmayacak. Arada sırada içinde bulunduğum anları, tam o anda rüyamda gördüğümü –ki adı dejavudur- anlar ve hafifçe sırıtırım, sonra geçer. Kahin değilim, psişik yeteneklerim yok, konsantre olacağım alet-edevat da yok önümde.
Bütün bunlar, önümüzdeki sezon dün akşam sahadaki 2 sarı-kırmızılı takımdan birinin şampiyonluk yarışı içinde olabileceğini ön görmeme engel değil.
Galatasaray’da “skoru değiştirecek”, “oyunu değiştirecek” gibi, taktiksel temele dayanan kıvrak futbol terimlerini, süslü cümleleri kullanmayı bir kenara bırakıyorum. Galatasaray’ın (hangi renk olursa olsun) formasını giymeyi futbol anlamında hakeden toplam 3 oyuncu var. Değer sırasına göre:
1-Arda
2-Culio
3-Sabri
4-Servet
Bu 3 oyuncu arasından Servet Çetin; Rijkaard dönemindeki tutumuyla ve futboluyla parçalı ya da parçasız bir forma için gelecek teşkil etmiyor. Bu durumda geriye 2.5 oyuncu kalıyor. Arda’nın da atletik futbolunun onu önümüzdeki sezon çubuklu forma içinde görmemize neden olacağını düşünürsek, geriye toplam 1.5 oyuncu kalıyor; Culio+Sabri eştiliğinin matematiksel sonucu…
Galatasaray’ın dün geceki istekli oyunu, gelecek için kalıcı umutlar taşımaz. Biraz Bülent Ünder’in, Fatih Terimist felsefesi, biraz da sahadaki 4 adam (3 oyuncunun) bireysel isyanına dayalı bir oyundu. Bu tarz bireysellik üzerine kuracağınız her plan kısa vadeli mutluluklar getirir (bkz. Burak Yılmaz-Trabzonspor), ama uzun vadede umut inşa etmek için sağlam temele ihtiyacınız vardır, anlık gazlara değil.
Özet halinde sunuyorum, yeni bir teknik direktör, en az 15 transfer –ki bunların bir kısmı yanlış olacak, ya da aşı tutmayacak- ve yeni bir yapılanma ile önümüzdeki sezon, hatta bir sonraki sezon, yeni forma renklerinden daha büyük sorunlar getirecek. Oysaki Galatasaray’ın sadece forması parçalı olmalıydı, geleceği değil…
Kongre ne getirir, ne götürür bilmem, kahin değilim başta söyledim. Sıvazladığım sakalım, futbol tarihinin dejavuları ve önümdeki cam gibi gerçekler; Galatasaray’ın Türkiye’nin batıya açılan penceresi olduğunu hatırlayacak vizyona, gerçekçi projelere, parçalı formaya ve en önemlisi sabıra ihtiyacı olduğunu söylüyor.
26 Mart 2011 Cumartesi
Problemi Kurmak

İlkokul öğretmenimiz ellerinden öpülesi Emel Çalık bizlere “problem kurmayı” öğretmişti.
Basitçe sistem şöyle işliyordu:
Soru cümlesindeki özneleri (elma, armut, para) seçiyor, birimiyle beraber yazıyorduk. Sonra soru cümlesindeki soru emrini yazıyorduk (topla, çıkar, böl). Böylece 2-3 satırlık problem şu hale geliyordu:
Ali:3TL, Ahmet:5TL, Topla
Bu nedenle babasının Ali’ye hergün 3 TL vermesi, Ali’nin yolda Ahmet ile karşılaşması ve Ahmet’in cebinde dayısının verdiği 5 TL’yi öğrenmesi, sonra bir adet topun ikisinin parasının toplamı olduklarını farketmeleri sonucu gelişen nefes kesici hikayenin dolambaçlı patikalarında gezmek yerine 5 saniye içinde çözüme ulaşıp, Ali’yi, Ahmet’i ve akşama doğru patlayacağı için ortadan kesip kafalarına şapka yapacakları topu, kendi dünyalarına bırakıyorduk.
Kısaca, güzel öğretmenim “hikayeyi bırak, işine bak, sorunu bul ve çöz” prensibiyle bizi olabildiğince eğmeye çalışıyordu, biz henüz yaşken…
Elimizdeki “Galatasaray problemi” için bize sundukları hikayeler artık içimizi bayıp, kafamızı allak bullak ederken, durumu en basit seviyede görmek, en sondaki sorunun da cevabını verecektir.
Eric Gerets, Karl-Heinz Feldkamp, Cevat Güler, Michael Skibbe, Bülent Korkmaz, Frank Rijkaard, Gheorghe Hagi (2.kez) ve son öznemiz Bülent Ünder.
Beyazı var zencisi var, çılgını var otoriteri var, yaşlısı-genci, Almanı-Türkü, Disiplinlisi-Rahatı, Hırslısı-soğukanlısı, Galatasaraylısı-Galatasaraysızı, ünlüsü-ünsüzü var.
Hücum oynatan-savunma oynatan, pas isteyen-şut isteyen, kanada inen-ortadan delen, geriye yaslanan-ileriye hızlı çıkan, yıldız isteyen-asker seven var.
Ama başarı yok.
“Neden yok” sorusuna; hocaların, 4-1-3-6-5 oynatmadıkları, Ahmet yerine Mehmet’i oynattığı, Hasan’ı şurası yerine burada oynadığı, bilmem kaçıncı dakikada falancanın oyuna girmediği hikayeleriyle bulunan cevapların artık götürecek doğrusu da kalmadı.
Problemin kurumunu tamamlayacak soru zamirimizi soralım.
Suç Kim(ler)de?
Zaman serbest, defter kitap açık…
17 Mart 2011 Perşembe
Bir Dünya Analiz

O meşhur tartışma, Ali Şen’in “25 milyon taraftarımız var” açıklamasıyla başladı ilk. Kimin en çok taraftarı olduğu konusu zamanla sayılara kaydı. Forumlarda, bloglarda, taraftar hatta yazar söylemlerinde bıyık altından “Türkiye’nin yarısı” övünmesi gelir ki, “35 milyon” muhasebesi de bunu takip eder.
Geçtiğimiz yıl Hürriyet Gazetesi, Adil Gür yönetimindeki A&G Araştırma Şirketi’ne oldukça kapsamlı bir futbol araştırması yaptırmıştı. En çok taraftar yüzde 33.8 ile Galatasaray’ın çıktı. Ardından yüzde 26.6 ile Fenerbahçe geliyor. Beşiktaş 18.4 ile üçüncü. Yüzde 10.1 ile dördüncü Trabzonspor’u yüzde 2.9 oranla Bursaspor izliyor.
Benzer araştırmalarda da benzer sonuçlar çıktığı için bu oranları kullanabiliriz.
Yine geçtiğimiz yıl, Sport und Markt’ın yaptığı araştırmada Türkiye’de futbolla ilgilenen (sürekli ligi ya da en azından kendi takımını takip eden) kesim %67. Bu rakam size düşük gelmesin, zira Brezilya’dan sadece 7 puan gerideyiz! Ancak bu araştırma 15-69 yaş arasını kapsıyor, bunu da belirtelim. 2010 sonu itibariyle nüfusumuz; 73 milyon 722 bin 988. Araştırma aralığının (15-69 yaş) nüfusu ise 49 milyon 394 bin 2. Kısaca yaklaşık 50 milyon kişinin %67’si yani 33,5 milyon insan, futbolla ilgileniyor ve taraftarlık bilincine sahip. Ancak ben, doğuştan mezara kadar taraftarlık mantığı yürütenleri üzmemek adına, yaş aralığını 0-100 yapıp, 75 milyonun %67’sini futbolla ilgilendirdim.
Siz çarpmalarla bölmelerle uğraşmayın ben hesapladım buyrun sonuçlar:
Galatasaray:16 milyon 695 bin 172
Fenerbahçe:13 milyon 138 bin 804
Beşiktaş:9 milyon 884 bin 96
Trabzonspor:4 milyon 988 bin 794
Bursaspor:1 milyon 432 bin 426
Yurtdışında yaşayan 6.5 milyon Türk’ü de dahil edersek rakamlar 1-2 milyon oynuyor.
Ezber bozan bu rakamlara itiraz gelmesi doğal. Bilim yanılabilir. Böyle bir yanılgı varsa 35 milyon Fenerbahçeli, 35 milyon Galatasaraylı ve 25 milyon Beşiktaşlı toplam 95 milyon vatandaşımızdan özür dilerim.

Türkiye’de en çok taraftarı olan 2 kulübümüzün yarın oynayacağı derbi maçı için de sayısal veriler topladım.
Bu sezon özellikle Fenerbahçe’nin bulduğu erken goller çok dikkat çekiyor. Tam 14 kez ilk 20 dakikayı boş geçmemiş sarı-lacivertliler ve bu maçların 13’ünü kazanmışlar. Üstelik bu 14 maçta attıkları toplam gol sayısı 42. İlk 20 dakikada gol bulamadığı 11 karşılaşmada attığı gol sayısının 18 olması, Aykut Kocaman’ın maça şok presle başlayıp, erken gol bularak rakibin direncini kırmayı hedeflediğini ve bunu büyük ölçüde başardığını gösteriyor.
Bir başka güçlü etken de Alex ve Niang. Bu ikilinin toplam gol sayısı, takımın toplam gollerinin yarısından fazla. Daha net bir tabirle Alex-Niangsız Fenerbahçe’nin 28 golü var.
Alex ve Niangsız Galatasaray’ın da toplam 28 golü var. 9. Haftaya kadar Rijkaard’ın Galatasaray’ının attığı ve yediği gol sayısı eşit; 12-12. Hagi’nin teknik adamlığındaki Galatasaray ise 16 haftada, 16 gol atıp 20 gol yemiş. Burada dikkat çeken nokta, Galatasaray’ın bu sezon kaybettiği 12 maçın 9’unda ilk golü yiyen taraf olması. 6 mağlubiyet ise ilk 20 dakikada yediği gol(ler) sonrası gelmiş.
Duran toplarda yine Fenerbahçe’nin bariz üstünlüğü var. Gerçi Fenerbahçe bu konuda diğer 16 takımdan da üstün.
Bir de tabii derbilerin golcüsü Selçuk Şahin var. Özellikle geçen sezon Ali Sami Yen’de 30 metreden attığı gol (bir değişiğini Lyon deplasmanında atmıştı) neredeyse şampiyonluk getiriyordu. Bu şutların Zapata’nın koruduğu Galatasaray kalesinde tehlike oluşturacağı açık.
Sayılar (özellikle de erken gol bulursa) Fenerbahçe’yi gösteriyor. Belki yarın futbol Galatasaray’ı gösterir. Bunu Lig TV dışında Digisport Romania gösterecek. 30’u yabancı 300 Türk gazeteci ve bizler izleyeceğiz.
Son vereceğim rakamlar ise bence en önemlisi. Son 5 yılın Galatasaray-Fenerbahçe (veya Fenerbahçe-Galatasaray) derbilerinde çıkan olaylarda –13’ü U-17 maçında olmak üzere- toplam 72 kişi yaralanmış.
Burada suçlunun hep “onlar” olduğunu biliyorum. Ben sizin tarafınızdayım. Ne kadar kışkırtırlarsa kışkırtsınlar “onlar” gibi olmayın. Takımınızın; sizin sesinize ihtiyacı var, kanınıza değil.
(Umarım günün birinde olur ama bugün için) Bizim ne dünya kulübümüz, ne de dünya derbimiz var. Fantezi dünyasında yaşayan fanatik yönetici ya da yazarlarımız var bolca.
Bir “dünya” analiz böyle söylüyor.
19 Şubat 2011 Cumartesi
Avrupa Maçında Rakibi Destekleme Muhabbeti...

17 Şubat 2011 Perşembe
GALATASARAY’IN YENİ HOCASI HAYIRLI OLSUN!

Bir adamın rüyası, diğerinin kâbusudur. Nihayetinde organik temelliyiz. Rekabet genlerimizde var. En sosyalistimiz bile en başında milyonlarca kardeşini geride bırakmıştır, yaşama hakkı için…
Bir koltuk; üzerinde sağlam oturan birini taşıyorsa, onu arzulayan başkası için kâbustur. Ne vakit üzerindeki kamburlaşmaya, tutunamamaya başlar, o zaman kâbuslar taraf değiştirir.
Hagi’nin, sadece protestoları kısa vadede önlemek, taraftarı susturmak için göreve getirildiğini, Hagi de, oyuncular da, taraftar da, krizde olan Rumen ekonomisi de biliyor. Böyle bir ortamda geleceğe yönelik hiçbir proje ya da plan olmaz, hedef de olmaz (hoş, normal şartlarda da yok). Hedef olmayınca koltuk sahibi koltuğun kenarlarını iki eliyle tutmaya başlar. Bu, ya kalkmamak için sıkı sıkıya yapışmak, ya da kenarlardan güç alıp, hızlıca kalkıp gitmek içindir. Hagi’nin ikinci durumu yapacağını sanıyorum.
Bundan sonra Galatasaray yönetimi; önce Mustafa Denizli ile görüşecek, hayır yanıtı alacağını bile bile…
Sonra Fatih Terimle anlaşamayacaklar…
Ve bu iş Daumla son bulacak.
Siz benim gelecek zamanlı fiilerime bakmayın, “tahminlerim” büyük ihtimal güzel Türkçemizin di’li geçmiş zaman örneklerinden oldu bile…
Artık geriye klişe…(klişe de değil, klişe biraz sevimli kaçıyor…bayat diyelim biz) bayat Daum tanımlamalı basın toplantısı kaldı bir tek; açılış cümlesi “Türkiye’yi tanıyan…” olanından…
Zaten en büyük sorun bu! Daum’un Türkiye’yi tanıması! Adam bu ülkede uzun vadeli hiçbir iş olmayacağını biliyor. Güzellik, zerafet, plan, program yerine her yolun mübah olduğunu da biliyor. Şampiyon olduktan sonra nasıl olduğunun önemli olmadığını da biliyor. Daha da ilginci; Galatasaray’dan ayrıldıktan sonra Trabzonspor’un, Bursaspor’un kriz dönemlerinde de adının ilk sırada olacağını biliyor. Bol tazminatlı milyonluk sözleşmelerin önüne geleceğini de biliyor…
Çünkü Türkiye’yi tanıyor.
Galatasaraylılar ilginç Brezilyalı ve/veya yaşlı Alman transferleriyle sezona umutlu girecek. Köşe vuruşlarında ön direkte duran stoperin arkaya aşırtmasını, arka direğe hareketlenen Brezilyalı stoperin kafa golünü bekleyecekler.
Zaten 5 senedir Avrupa Fatihi lakabını ceviz sandığa kapamışlardı, “erken” elenmeyi umursamayacaklar. Derbi maçlarda yarım forvetle “dahiyane” bir sonuç bekleyecekler. Rakiplerin sürpriz puan kayıpları (Samsun, Antep, Antalya) sonucu şampiyon olacaklar.
Ancak Türkiye’nin garp penceresi Galatasaray 1 adım ilerleyemeyecek.
Bir sonraki sezon Atatürk Havaalanında kimsenin vedalaşmayacağı Daum, 7 haneli “çalışmama” parasını çoktan almışken, asıl koltuk sahipleri pembe düşlerle geriye yaslanmaya devam edecekler. Bu durumda kâbuslar, taraftara kalacak…
“Ben demiştim demeyi sevmem” diyenleri sevmem. Samimiyetsizdir bu. Haklı çıkmak her insanın hoşuna gider. Bunun takdir edilmesi, en azından hakkının verilmesi keza aynı şekilde bıyık altına gülümsemeyi yerleştirir.
Daha önce söylemiştim (http://olefutbol.blogspot.com/2010/09/i-will-be-back.html), yine söylüyorum; Temmuz 2011 itibariyle; Galatasaray’ın yeni teknik direktörü Christoph Daum, ülkemizin yeni spor bakanı Hakan Şükür hayırlı olsun.
18 Ocak 2011 Salı
"Aslan" Galatasaray

Sonra birileri çıkıyor kürsüye. Dönüyor kapalıya, “herşeyinizi bize borçlusunuz” diyor. “Biz yaptık” diyor. “Beşiktaş Başkanı naifti, zaten sözünü de tutmadı” diyor.
Sonra gözlerimi açıyorum. Hayallerden, varsayımlardan çıkıp gerçeğe dönüyorum. Galatasaray’ı teslim aldıysa birileri, bu yarın Beşiktaş’ın da başına gelir diyor aklım, Fenerbahçe’nin de. Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray Türkiye demek zaten!
Açtım bütün baba yazarlara göz attım. Galatasaray’ın çok şut atmasına değinen mi dersin, açılışa Ajax’ın çağrılmasını mı yazanı istersin. Protestodan bahseden de “Yapılan ayıp yahu, cık cık cık” temalarını süsleyerek serpiştirmiş köşesine. Bir Allah’ın kulu Galatasaraylıyı çıldırtan nedenler toplamını zahmet edip yazmamış.
15 ocakta olanlar siyasetin Galatasaray’ı diz çöktürmeye cüret etmesiydi. Galatasaray’ın siyasi meze yapılmasıydı.
Bütün bunlara rağmen, Türkiye’de sporla siyaset saç örgüsü gibi birbirine sıkıca sarılmış durumdayken “ben siyaset yazmam, benim işim futbol” diyen bir zahmet yol alsın. Kimse zaten çeksin klavyeyi önüne, X partisinin ya da Y Partisinin bayrağı aşkına yazsın demiyorum. “Yok Livorno işçi takımı, Lazio’nun SS’i şu anlamı ifade ediyor, Barcelona Katalonya demek, Celtic katolik” diye entel entel takılırken, koskoca stad açılışında yaşanan siyasi rezalete karşın, hala Galatasaray’ın topla oynama oranından bahsedenin, böyle bir olay yaşanmamış gibi davrananın, adamlığından da futbol sevgisinden de şüphe ederim!
Futbol sadece futbol değildir, ne çabuk unuttunuz!

17 Ocak 2011 Pazartesi
Galatasaraysız Bir Galatasaray...
TT Arena'nın mühendislik harikasından daha fazla bir yer olduğunu (olması gerektiğini) Metin Oktay ve Ali Sami Yen'in bakışları anlatıyordu. Zaten o bakışların büyüsü milyonları kendine, 50.000 kişiyi TT Arena’ya çekmişti.
Tabi, Ali Sami Yen’i terketmenin üzüntüsü vardı, herkesin içinde. Ama bu tatlı bir üzüntüydü, “hey gidi günler” ile başlayan arkadaşça bir burukluk diyelim.
Ancak;
Ezeli rakibinin disiplinsiz davranışları sebebiyle kendine yakıştıramadığını, flaş transfer müjdesiyle sarı-kırmızılı formanın içinde görmek Galatasaraylı’nın canını acıtıyor. Üstelik de 6 ay önce bu takımın en iyi oyuncusu Keita’yı “disiplinsiz” sıfatıyla göndermişken.
Sırf protestoları ötelemek amacıyla, Galatasaraylı’nın kalbindeki en güzel duyguların başrol oyuncusunun “kullanılması” Galatasaraylıyı öfkelendiriyor. Hagi ile ilgili hiçbir uzun vadeli plan, hatta önümüzdeki sezonla ilgili hiçbir düşünce olmadığını biliyor Galatasaraylı. Hagi sevgisinin –ve saygısının- günü kurtarmak adına ortaya atıldığının da farkında.
Galatasaraylı’nın kafasında bütün bunlar dolanırken, TOKİ Başkanı Sayın Erdoğan Bayraktar’ın konuşması bütün içsel hesapların dökülmesine neden oldu.
Dedi ki Sn. Bayraktar;
“Ali Sami Yen'de kiracılık hükümlülüklerini yerine getiremeyen Galatasaray yönetimi, ve aynı şekilde bu arazide de aynı şekilde yerine getiremedi. Bu stad olmayacakken, başbakanımız bu stadı yaptırdı"
Söylenenler iyi niyetle söylenmiş olabilir, hepsi doğru da olabilir. Doğrusunda, yanlışında değilim. Böyle bir açılışta 50.000 Galatasaraylıya bu şekilde cümleler kurarsınız kalabalığın psikolojisi bu cümleleri “Başbakan’a yağcılık” başlığında toplar ve “beklemediğiniz” tepkiler verir. O tepkilerin adresi Sn. Başbakan’dan ziyade, Sn. Erdoğan Bayraktar’a, daha doğrusu, konuşmasınadır.
Bununla birlikte, daha geçen hafta Sn. Başbakan “daha ileri demokrasi, daha ileri özgürlük” olacak demişti. Sn. Adnan Polat’ın; ıslıklayanların (25.000 kişi) tespit edilip, stada almama kararıyla, daha ileri demokrasi vaadeden bir devlet büyüğünü memnun edeceğini düşünmesi kötü. Eğer Sn. Başbakan bu karardan memnun ise durum daha kötü. Eğer bazı gruplar sırf siyasi sebeplerle propagandaya gelmişse bu çok kötü. Ama en kötüsü bütün bunların Galatasaray’da yaşanması.
Galatasaray başka birşey oluyor. Aslında bunu söylemek istemiyorum. Sevmedim bu tabiri. Daha doğru (ve daha gerçek ve daha acı) şekilde anlatırsam; şimdiki Galatasaray, Galatasaray’dan farklı birşey. Beceriksiz kaptanların elinde 105 yıllık rotasından saptı, farklılaştı Galatasaray. Bu, futbol takımının başarısızlığı ile ilgili bir durum değil. Kaldı ki, 14 sene şampiyonluk görmediği dönem oldu Galatasaray'ın. Ama ne Galatasaraylı vazgeçti Galatasaray'dan, ne Galatasaray'ın kendisi vazgeçti Galatasaray olmaktan.
Hıncal Uluç'un ulusal çığlığının ve neredeyse tüm Galatasaraylıların isyanı da işte buna, şimdiki Galatasaray’a.
TT Arena muhteşem akustiği ile, Ali Sami Yen ruhunu yakalamaya çalışacak. Ama asıl önemli nokta, o ruhu şimdiki Galatasaray'ın ne zaman yakalayacağı...
Ortada Özhan Canaydınsız bir Arena, Galatasaraysız bir Galatasaray var.
http://www.macadogru.com/haberler/galatasaraysiz-bir-galatasaray/5519
3 Ekim 2010 Pazar
Alex de Souza ve Galatasaray

Fenerbahçe futbol takımı, Sevilla deplasmanı için uçaktadır. Uçakta bildik görüntüler vardır. Deivid kameralara türlü şakalar yapmakta, diğer futbolcular ve uçakta bulunan herkes de buna esprilerle katkıda bulunmaktadır. Kamera bir ara bu kalabalıktan ayrı bir futbolcuya döner. Gözlerinde gözlüğüyle Alex de Souza’dır bu oyuncu ve Dostoyevski okumaktadır.
Karabük-Galatasaray maçından sonra bir şeyler yazmak istedim ama Galatasaray ile ilgil daha ne yazayım? Galatasaraylıların canı yeterince sıkkın. Bu linkteki yazıya ekleyecek bir yorumum yoktur http://olefutbol.blogspot.com/2010/09/rijkaard-vs-yonetim.html. Girişi Alex ile yapıp Galatasaray’a geçmemin sebebi ise bir tarafta “sezon sonu gönderelim, jübile yapalım” hesapları içindeki yönetim, takımda görmek istemediği açıkça belli olan bir hocaya rağmen, sahayı futbol zekasıyla sulayan, tüm futbolseverleri ayağa kaldıran Alex de Souza. Diğer tarafta, unutun taktiği, dizilişi, maçtan 2 saat önce babası kaybeden hocaları için bile sahaya yüreğini getirmeyi unutmuş bir Galatasaray.
Alex de Souza belki sezon sonu gidecek ama Türk Futbolu’nun ve Fenerbahçe’nin efsanesi olarak tarihteki yerini çoktan aldı. Çünkü sadece bedeni ile değil ruhu ile oynadı.
Okuyorum yazıları, yorumları...Cümleler hala UEFA Kupası’nda, hala 4-3-3’te hala Gökhan Zan’ın sakatlığında.
Galatasaray’ın sorunu tarihi ya da fiziksel değil ki.
Galatasaray’ın sorunu ruhsal.








