13 Ağustos 2012 Pazartesi
Eriyen Beşiktaş Antolojisi-3
10 Nisan 2012 Salı
Süper Final Öncesi; 3-Trabzonspor
16 Aralık 2011 Cuma
Yatmayan İ.B.B
22 Mayıs 2011 Pazar
İade-i İtibar
İftiharların toplamında kendini bulan itibar güzeldir. İftihar, sadece kan bağı ya da “itibarlı” bir camia ya da toplum içindeki maddi zenginlikten gelmez, benim gözümde. İnsanın zekasıyla, ruhuyla, tutkusuyla, aşkıyla, karakteriyle kendi hikayesini yazması iftiharlıktır. O hikayenin başı isyandır aslında, sonu da duruş. Başında iftihar, sonunda itibar vardır.
Duruşunuzu kaybederseniz, iftiharınızı ve itibarınızı kaybedersiniz, benim gözümde…
Beşiktaş tribünleri güzel futbol oynayıp, çok gol atan bir çok oyuncusu için “Adam Gibi Adam” pankartı asmadı. O pankart adam gibi gelen, adam gibi giden bir iftiharın, itibarıydı.
"Rakibimizin de oynayacağı maç, Avrupa karşılaşmalarında statüyü belirlemesi açısından çok önemli. Biz kendi maçımıza final olarak bakıyoruz. Gaziantepspor da aynı düşünceye sahip.Demek ki rakipleri öyle bakmıyor. Çok fazla konuşmak istemiyorum."
Bu açıklamadan sonra ben de çok fazla konuşmak istemiyorum. Tayfur Havutçu’ya, Beşiktaş’ın gençlerine ve Beşiktaş camiasına iade-i itibar yapmak o pankartın sahibinin görevidir. Buna ihtiyacı olan Beşiktaş değil, Ertuğrul Sağlam’ın kendisidir.
15 yıl önce yine bir Trabzonspor-Fenerbahçe çekişmesinin olduğu bir ligde, Aykut Kocaman isimli şövalye “Onlar şampiyonluğu daha çok haketmişti” demişti. Bütün sezon futbol olarak daha çok keyif veren, daha heyecanlı maçlar çıkaran Trabzonspor’a itibarını sunmuştu.
Bu akşam yine Trabzonspor-Fenerbahçe çekişmesinin olduğu bir lig yine sona erecek. Trabzonspor şampiyon olursa Aykut Kocaman’dan istediğimiz duruşuna yakışanı yapması. Fenerbahçe şampiyon olursa Trabzonspor’dan istediğimiz Aykut Kocaman’a 15 senelik iade-i itibarı olduğunu hatırlaması.
Beklediğimiz / istemediğimiz ise holiganların ellerindeki çamuru birbirlerinin takım elbiselerine atıp kendilerini ve etrafı daha da kirletmeleri.
Fenerbahçe şampiyon olursa, bu Sivas’ın yatmasından değil, Trabzonspor forvetlerinin kritik maçlardaki beceriksizliği yüzünden olacak. Trabzonspor şampiyon olursa, bu Karabük’lü savunma oyuncusunun kendi kalesine gol atmasından değil, Fenerbahçe forvetlerinin beceriksizliği yüzünden olacak.
1 şampiyon çıkacak ve bunu haketmiş olacak. Açıklama değil alkışlama gerek.
Bugün itibariyle lig sona erecek. İtibarıyla sona ersin. Biz de iftihar edelim.
Yakup Sabri İNANKUR
27 Ocak 2011 Perşembe
Portekiz Dili ve Edebiyatı
İstediğin kadar baskın oyna hatta bunu skora da yansıt; 5 dakika konsantrasyonunu kaybedersen adına futbol dediğimiz hayat felsefesi sana bunu ödetir. İlk yarıda esip gürleyip ikinci yarının her hangi bir bölümünde yaşanan 5 dakikalık şaşkınlığın, tüm 90 dakikaya mal olduğu korkunç maçlar dizisinde Emmy Ödülü Valerenga’nın olurdu. Jüri özel ödülü Steagul Roşu’ya giderdi. Malmö, Auxerre ve Sarajevo, çeşitli kategorilerde dereceye girerlerdi. 45-50. dakikalar arası yaşananlar neredeyse Trabzonspor’u da bu listeye ekleyecekti. 90 dakika Manisaspor, 90 dakika Bucaspor, 45 dakika Trabzonspor karşısında 20 yıldır özlemi çekilen Beşiktaş’ı izledik. “Atak üstüne atak” kavramının kullanılacağı maç, işte bu maçtır. Beşiktaş atak yapıyor, olmuyor, kapıyor topu tekrar atak yapıyor yine olmuyor, yine kapıyor tekrar atak yapıyor...100. yıl dahi Beşiktaş savunması ile öne çıkan bir takımdı. Rızalı, Şifolu, Gökhanlı altın takıma gittikçe yaklaşan bir takım izliyoruz.
Kaptırılan her topa 3 Beşiktaşlı’nın koşması, Trabzonsporlu bir oyuncu topu aldığında 4 Beşiktaşlı’nın mevcut tüm pas yollarını kapatması “Gordon Milne presi” değildir de nedir? Metin-Ali-Feyyaz anılarıyla sarhoş olmaya alışmışken, keskin Portekiz kahvesiyle ayıldık! Tüm Türkiye ayıldı. Özellikle 2004’ten bu yana (Zico’nun Fenerbahçesi hariç) Türkiye’de 22 adamın bir topun peşinden koştuğu manasız bir olay varken; futbol sanatı Portekiz dili ve edebiyatıyla hayat buldu, gücümüze güç, futbolumuza futbol kattı. Ve bu paragrafın yazarı ben değilim, Bernd Schuster’dir.
“Trabzonspor 7 eksikliydi” tezleri, Şeref Bey’in çimlerinde Ernst, Sivok, Bobo, Ferrari, ve (Sergen’in ısrarla Hernandes dediği) Fernadez’in olmadığını gerçeğiyle konunun ve yazının dışına itilmiştir. Kaldı ki bu Trabzonspor’un sorunudur. 26 senelik susuzluğun sonunda şampiyonluk gelecek sezondan, kupa esirgenmez felsefesini eleştirmek de haddime değil. Trabzonspor kadrosunun gücünü, temposunu ve sınırlarını Şenol Güneş’ten daha iyi kimse bilemez. 34. haftanın sonuna kadar elindeki kadro bu. Şenol Güneş’in bu kararı Fenerbahçe maçının bitiş düdüğüyle tartışılır.
*****
Aslında bu yazı bitmişti. Yorumcuların takımları, yönetimleri, futbolcuları istediği gibi eleştirdiği bir ortamda ben de TRT’ye naçizane bir eleştiri arz etmek isterim.
Dakikalar 30 civarıydı yanılmıyorsam. Ceza sahasının sol çaprazında, top Almeida’nın sol ayağındaydı ve düz bir açıdaydı. Ortada gerek futbol lisanı, gerek pozisyon, gerekse Almeida’nın fiziksel özelliği ile ilgili ters bir konu yoktu. Almeida sol ayağının üstüyle vurdu topa ve top yandan auta çıktı. Sergen Yalçın’dan şöyle bir yorum geldi;
"Almeida'nın ters ayağında kaldı, sol ayağında" Hatta spiker gülerek “kuvvetli ayağında yani” diyerek toparlamak istedi, ama olmadı tabii. Yorumcu; Almeida'nın solak olduğunu bilmiyor olabilir. Adam koca bir Manisa maçı, Buca maçı ve yarım saattir Trabzon maçını sol ayağıyla oynuyor, sol ayağıyla pas atıyor, şut çekiyor...vs. Devlet televizyonu TRT’nin Beşiktaş-Trabzon maçı için takımları daha iyi tanıyan, analiz eden yorumcular görevlendirmesi gerekirdi.
24 Ocak 2011 Pazartesi
17’de 17
Beşiktaş ve diğer şampiyonluk adayları arasındaki fark; Bucaspor kale çizgisinden 5 kez geçen topun çapından çok daha fazla. Oynanan futbolun kalitesinden de fazla. Çünkü bu farkı, skor oluşturmuyor. Skor, farkın sadece bir yansıması.
Ekranlardan, köşelerden Beşiktaş’a sağnak yağan övgüler, önümüzdeki hafta (ya da bi sonraki hafta, ya da ondan sonraki hafta) yaşanacak puan kaybında taş yağmuruna dönecektir. Halbuki Beşiktaş aynı Beşiktaş!
Aynı derken; farklı bir Beşiktaş...
Ligin başlangıcında tüm adaylar arasında sadece Trabzonspor farklıydı. Şampiyonluğu en çok isteyen camia Trabzonspor’du. Bu istek, her maçta kazanmayı “hedefleyen” bir takım sahaya çıkarıyordu. Bu günler, geçen sezonun ikinci yarısı ile birlikte hedeflenmişti. Trabzonspor’u lider yapan işte bu rüzgârdı.
İlk yarının bitmesi itibariyle önüne hedef koyan bir tek Beşiktaş var. 17’de 17 iddialı bir hedef, ama bir hedef. En azından tüm camianın konsantre olduğu, birlikte soluk aldığı, beraber başaracağına inandığı bir yol haritası. Bu hedefe o kadar inanmış bir camia var ki, ara transferde de ismini Kenya’da bile telafuz etseniz gözlerde ışıltı göreceğiniz isimler aldı.
İlla transfer de şart değil. Geçen sezon Bursaspor transfer yapmayarak şampiyon olmuştu. Hedefe ulaşmanın değişik araçları vardır. O araçlardan kendisi için en uygun olanı kullanan öne geçer. Geçen sezon transfersizlik Bursaspor’u kenetlerken, bu sezon Portekizliler Beşiktaş’a heyecan getirdi. Galatasaray da transferler yaptı. Bu transferlerden hiçbiri taraftarı heyecanlandırmadı. Fenerbahçe ise durgun bir dönem geçiriyor. Bu durgunluk camiayı birbirine kenetlemedi.
Olumlu örneklerinde hepsinde hedef ve planlama vardır. Bu hedef uğruna kenetlenen insanlar vardır. Bugün Barcelona iyi futbol oynadığı için en iyi değildir. 30 yıl önce böyle oynamayı hedeflediği, böyle oynamak için gerekenleri planladığı ve böyle oynamayı istediği için “bugün” en iyidir. Bu sadece futbol kulüpleri için değil, tek bir insan, şirketler hatta ülkeler için de böyledir. Ordularına Akdeniz’i işaret eden ulusun Büyük Mustafa’sıdır, oyuncularına 26. haftayı işaret eden futbolun Büyük Mustafa’sıdır.
Evet biliyorum, herkesin gönlünde şampiyonluk var. Ama üzgünüm bu iş hatır gönül işi değil. Hedefleri olan, farkını ortaya koyan şampiyon olacak.
http://www.macadogru.com/news.php?news_id=58984 Eylül 2010 Cumartesi
Milli Takımın Rengi








