18 Aralık 2010 Cumartesi

Bir Beşiktaş-D.Kiev yorumu

Macadogru.com'a yaptığım maç yorumudur...

Beşiktaş "kurada kuzey takımı çekme" geleneğine devam etti ve kuzeyin en geleneksel takımlarından birini çekti. Dinamo Kiev´in şu anki durumunu konuşmadan önce irdelenmesi gereken, bir futbol kültürü sahibi olmasıdır. Sevinmemiz gereken de budur. Metalist gibi, Rosenborg gibi, Auxerre gibi sadece o yıla denk gelen ani çıkış yapan takımların Beşiktaş´ı Avrupa dışına ittiği düşünülürse, Kiev gibi kapalı olmayan bir kutu Beşiktaş için daha olumlu.

Takımın kuşkusuz en önemli isimleri forvet hattında. Burada ilk başta değinmek istediğim isim Artem Milevskiy.

Milevskiy’e ilk baktığınızda göreceğiniz 1.90 boyunda bir kuzeyli oluşudur. Dolayısıyla kendisinden beklenecek derecede güçlü, sert ve disiplinlidir. Kendisinden beklenmeyecek özellikler ise teknik, sürat ve beceridir. Zaten O’nu farklı kılan da bu özelliklere sahip olması. Bu özelliklere vurgu yapmak istercesine 10 numaralı formayı giyiyor.

Benzetme yaparsak, Berbatov’un hızlısı olarak da nitelendirilebilecek 24 yaşındaki oyuncu yukarıda saydığımız özelliklerinden dolayı Dinamo Kiev’de -bu fizikle- yardımcı forvet oynuyor. Bu nedenle de Dinamo Kiev diziliş anlamında 4-4-2’den 4-5-1’e hatta 4-3-1-2’ye maç içinde dahi değişebiliyor. Artem, bu değişken yapıdaki en önemli taş vazifesi görevinde çok başarılı. Fiziğinden -ve hava hakimiyetinden- dolayı merkez golcü, yeteneklerinden dolayı yardımcı forvet oynayabilmesi, orta sahaya gelip pas yapabilmesi, ayağında top tutabilme becerisi ile 9 numara bir 10 numara.

Milevskiy´den sonra ise Beşiktaş için en dikkat edilmesi gereken isim -çok da fazla yoruma gerek olmayan- Shevchenko. Eskisi kadar hızlı değil ama şutları ve Milevski ile uyumu Beşiktaş savunmasının başını çok ağrıtacak. Özellikle de kalecilerinin yan top zaafiyeti konusunda sorunlar yaşayan Beşiktaş, Shevchenko´nun Milevskiy´e yapacağı ortalarda sıkıntı yaşayabilir.

Bu ismin dışında bence Beşiktaş'ın başını ağrıtacak kapasitede oyuncular yok. Eremenko ve Vukojeviç´de etkili isimler ancak Ernst ve Aurelio´nun Onlarla başa çıkacağını düşünüyorum.

Beşiktaş´ın artıları ise Quaresma ve Guti. Bunun nedeni bu isimlerin "çapı"ndan ziyade oyun stilleri. Kiev savunması çok yavaş. Göbekte, Khacheridi, Mykhalyk ya da Almeida oynayacak. Bu üç isim de ağır olmaları dışında "tek hamleli" oyuncular. Araya atılan toplar ya da Quaresma´nın driblinge kalktığı anlarda (belki O´na Simao Sarbrosa da katılacak) penaltı görebiliriz, kırmızı kart görebiliriz, aynen İnönü´deki Porto maçında olduğu gibi.

D. Kiev ile en son UEFA Kupasında çeyrek finale çıktığı 2003 yılında karşılaşmış ve geçmişti Beşiktaş. Aynı tarife olacaktır. İstanbul´da kazanır, Kiev´de berabere kalarak Manchester City´i bekleriz.

14 Aralık 2010 Salı

Hamamda Eşcinsellik Olmaz!


Peki futbolda olur mu?

2 gün önce oynanan Newcastle United'ın evinde 3-1 kazandığı Liverpool maçından bir kare;

Bu resimde Joey Barton, Fernando Torres'e tam olarak; "s.......in nonoşu" diyor. Torres bebek yüzlü, sakalları henüz çıkmamış, yumuşak hatlı bir oyuncu, kabul ediyorum. Ancak hangisi daha kötü; eşcinsel olmak mı, bir eşcinsele doğru avuçlamak mı?

Aynı günlerde FIFA Başkanı Sepp Blatter'in Katar'a gidecek eşcinsellere, seksüel aktivitede bulunmaması "tavsiyesi" de üzerine geldi.

Futbol dünyasında bu eşcinsellik konusu sürekli tartışılır. Bazı oyuncular için dedikodular çıkar (bkz. Guti) bazıları ise kendiliğinden açıklar (bkz. Ekoku), bazılarının ise gerek gol sevinçleri esnasında kendinden geçerek, gerekse galibiyetten dolayı acaip resimleri çıkar ama normalde heteroseksüllerdir (bkz. aşağıdaki resimler)













Biz de daha önce Tan Sağtürk'ün "eşcinsel futbolcular var" açıklamasına Tanju Çolak karşı çıkmış, Türk futbolcusunun gururunu kurtarmıştı. Bir de Halil İbrahim Dinçdağ olayımız var. Geleceği olan bir hakemken tercihleri sebebiyle afaroz edilmişti.

Herşeyden önce insanların özel hayatının bu kadar deşilmesi beni rahatsız ediyor. Özellikle de eşcinsellik şatolarına meşalelerle gidip ilk taşı atanlar; alt komşunun balık etli karısını düşleyen, zengin kocaya kendini "beğendiren", ar-namus kelimeleriyle ağzını çalkalayıp gözleri açıkta baldır-bacak arayan, dinle dışını kaplayıp içini şeytanlara açan, içip içip karısını döven insanlar değil mi? Kendini yere atıp kahpece zamandan ve futboldan çalan, mesleğine ihanet edip, ev sahibine ya da reytingi fazla olana düdük çalan "erkek" futbolcu ve hakemler cinsel tercihleri farklı olanlardan daha çok zarar veriyorlar futbola. Her koyunu kendi bacağından asan bir kültüre ve inanca sahibiz, başkalarının kelepçeli partilerini neden bu kadar yargılama ihtiyacı hissediyoruz? 90 dakika futbolun hakkını verdiği sürece, geceleri kiminle yattığını umursamıyorum. Futbola ihanet ederse, zaten piyasanın içinde kalamaz, belli bir süre sonra da unutulur gider (bkz.İbrahim Ba)

Sosyal mesaj bu kadar, konumuzdan sapmadan devam edelim. Efan Ekoku, Hidetoshi Nakata, Justin Fashanu, Taribo West, Xisco ve Sol Campbell gibi isimler daha önce cinsel tercihini açıklayan ünlü futbolculardan bazıları. Bunların yanı sıra dedikodusu olan (ya da en iyi ihtimalle biseksüel olan) oyuncular ise; Freddie Ljungberg, John O'shea, Graham le Saux, Matthew Taylor, Milan Baroş, hatta John Terry.

Hemen "futbol gaylarin işgali altında" diye telaşa kapılmayın, dünya üzerinde yaklaşık 70 milyon lisanslı futbolcu olduğu düşünlürse oran çok düşük kalıyor. Tabi Amerikalılara sorarsanız bu oran %100'dür. Onlara göre soccer, bize göre futbol "yumuşaktır", gerçek erkeklik Amerikan Futbolu'dur.

Bu arada, Fernando Torres henüz geçen hafta 2. kez baba oldu bunu da hatırlatalım.

Son olarak konuyla ilgili Deli İbo konuşsun; "Ne?..Homoseksuellik mi?..Daha adını bile söyleyemiyorum. benim o tür işlerle alakam olmaz!"

10 Aralık 2010 Cuma

Absolutely Rapes Him!

Bükreş yolculuğumdan önce, bunu bloga koymak istedim.

Rakibin bileğine basmadan, futbola tecavüz etmeden de top kapabilmenin, bu güzel oyunun bir parçası olabileceği konusunda Michael Essien'den dersler izliyoruz; hemen alttaki videoda...

Ancak burada pozisyondan daha çok yorumcu konuşuldu İngiltere'de! Essien'in Ched Evans'ı yıkarak devam ettiği anlarda yorumcu Alen Pardew, Ched için "O çok güçlü bir çocuk, (ama Essien) O'nu yere yatırıyor, kesinlikle tecavüz ediyor" diyerek (ki bu sırada da zevkle gülüyor) bir anda İngiliz Futbol ağlarında en çok konuşulan adam oldu. (bkz. video 10-14. saniye)

Bunun üzerine Pardew "Aslında (rape) tecavüz demedim, (rake) üzerinden geçti dedim, yanlış anlaşıldı" dedi. Bu "tüy dikme" açıklamasının üzerine, özür de dilemeyi ihmal etmedi. Demek ki Erman Hoca'nın İngiliz versiyonları mevcutmuş, bunu da öğrenmiş olduk. Şunu da hemen ekleyeyim kesinlikle "rape" diyor.

video

9 Aralık 2010 Perşembe

Teknik Direktörleri Kim Gönderiyor?

"Eğer beyaz mendiller sizin için sallanıyorsa fazla endişelenmeyin, başkanınız size sahip çıkar. Ancak beyaz mendiller başkan için sallanıyorsa siz en iyisi mi yeni bir yer bulun" Sir Robert William "Bobby" Robson

8 Aralık 2010 Çarşamba

Fiorentina 1992-93

Basitoyna blogunda Brian Laudrup ile ilgili içimi ısıtan bir yazı görünce (bkz. http://basitoyna.blogspot.com/2010/12/formas-sortunun-icinde-olan-adam-brian.html) o sezon ki Fiorentina ile ilgili ufak bir araştırma yaptım.

O sezon ki kadroda dikkat çeken isimler var; Daniele Carnasciali, Massimo Orlando, Stefan Effenberg, Brian Laudrup, Fabrizio Di Mauro, Francesco Baiano ve Gabriel Omar Batistuta.

Zaten bu kadro o sezon İtalya Kupası'nda final oynamıştı. Olimpico'da 4-0 geriye düştüğü ilk maçta 79 ve 82. dakikalarda attığı 2 golle, Artemio Franchi'ye umutlu dönmüştü. Ancak 1-1 biten ikinci maç sonrası kupanın Roma'nın olmuştu.

Ancak asıl hayalkırıklığı ligde yaşandı. Fiorentina o sezon küme düştü. Aslında ligin ilk yarısında hiç de kötü sonuçlar almamış. Juventus'u Roma'yı yenmiş, Parma ve Inter deplasmanlarında 1 puanla dönmüş, Ancona karşısında 7-1 lik flaş bir galibiyet var. Peki neden düştü Mor Menekşeler?

Vittorio Cecchi Gori, Bizim 3 büyük başkanın kesişim kümesi gibi bir "futbol adamı". Zaten bildiğimiz üzere hikaye Fiori'nin iflas etmesi ve 3. kümeye sürülmesi ile hazin bir şekilde bitti. 1992-93 sezonunda ise 14. haftada Atalanta Fiorentina'yı 1-0 yenince (ki bu maçtan 2 hafta önce Juventus'u yenmiş, 1 hafta önce de Parma deplasmanında 1 puanla dönmüş bir takım var, ha unutmadan takım 6. sırada bu esnada), Başkan Cecchi Gori, Luigi Radice'nin yerine, Aldo Algroppi'yi getiriyor. Algroppi 6 hafta takımın başında kalabiliyor, 21. hafta Fiorentina'nın yeni teknik direktörleri Luciano Chiarugi-Giancarlo Antognoni ikilisi.

Böylece son haftaya Fiorentina düşme potasında giriyor ve son maçlar tamamlandığında sadece 1 gol averajla düşüyor. Trajik olan bu 1 gol farktan ziyade son maçta olanlar. Fiorentina, Foggia'yı 6-2 yenmiş. 4 gol fark var. Yediği 2 golün dakikaları 83 ve 85. Bu sırada Fiorentina ile birlikte düşmeme mücadelesi veren Udinese Roma ile 1-1 berabere kalıyor. Roma'nın yıldızı Carnevale'nin attığı (Fiorililere göre) buz gibi gol verilmeyince, son 10 dakikada yaşanan olaylar dizisi küme düşürüyor Fiorentina'yı.

6 Aralık 2010 Pazartesi

Beşiktaş'ı Kimler Destekler?

Mozaik konusunda Türkiye’nin en örnek yeridir Beşiktaş tribünleri. Her yaş grubundan, her siyasi düşünceden, her sosyal statüteden, her inançtan ve her milletten kadın, erkek herkes 85. dakikada “Gündoğdu” yu aynı duygu ve coşkularla söyler.

Ellerindeki “All of us are Mustafa Kemal Atatürk” pankartlarıyla tek tek dünyaya, tüm tribünü kaplayan “Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez” bayrağıyla bütün olarak, içeridekilere meydan okurlar.

Ve bu heyecan, bu coşku sizin de yüreğinize bir zaman akmış olabilir. Beşiktaşlı olmasanız da Liverpool maçında Atatürk olmuş olabilirsiniz, atılan goller de anılan şehitler sizi de duygulandırmış olabilir. Nükleer Santrallere siz de karşı olabilirsiniz ve dünya, terbiyesiz kalemlerden çıkan çamurlu karikatürleri tartışırken o tribünlerde “Muhtaç Olunan, Özlemi Duyulan” yazısını gördüğünüzde son peygamberi anmış olabilirsiniz, belki inanmamanıza rağmen...

Belki Diyarbakırspolulara siz de çiçek verdiniz, istememenize rağmen.

Belki Rıdvan’ı, Feyyaz’ı, Müjdat’ı, Rıza’yı aynı kareye koyup saygıyla eğildiniz, anlamayacaklarını bilmenize rağmen.

Belki Muhsin Ertuğruldunuz, hiç tiyatroya gitmemenize rağmen.

Ya da belki Türkan Saylandınız, görmemenize (gösterilmemesine) rağmen.

Michael Jackson oldunuz, Bülent Ecevit oldunuz, Eto’o oldunuz...Tanımadınız, hazzetmediniz, umursamadınız ama mutlaka hayatınızın bir döneminde oldunuz.

“Ermeni köpekler Beşiktaş’ı destekler” çığlıklarınız ne Ermenileri küçük düşürdü, ne de Beşiktaşlılığı aşağıladı. Küçük düşürdüğünüz kendinizdi, aşağıladığınız kişiliğiniz.

Beşiktaş yönetiminin olumlu –ve doğru- bir adım atarak kapılarını açmasının karşılığı bu olmamalıydı.

Ligimizde futbol oynamaya çalışan 4 takımdan ikisi böyle bir ortamda her zaman yaptıkları işi yapmaya çalışarak alkışı hakettiler. Ancak aradaki farkı daha çok isteyen belirledi. Top Bursaspor fileleri ile buluşmadan 1 dakika önce atılan uzun topu kapan Ersan Gülüm ileri çıktı. 20 metrelik depardan sonra araya oynamak istedi top Bursasporlu savunma oyuncusu tarafından kesildi, biraz ayağından açıldı, Ersan gitti pres yaptı, Bursasporlu oyuncu topu sol tarafındaki arkadaşına aktardı. Ersan oraya koştu kayarak müdahale de bulundu. Top başka bir Bursasporlu’nun önünde kaldı. O pasını arkadaşına aktarmaya çalıştı. Pası alan Bursasporlu’ya Aurelio pres yaptı, Aurelio rakibini bozmasına rağmen top rakibinin önünde kaldı. Aurelio vücudunu topa doğru atarak rakibinden önce topa müdahale etti, top Hilbert’e geldi. Bu sırada Holosko ceza sahasının içine koşuya başladı, Hilbert bekletmeden topu Holosko’nun koşu yoluna attı. Holosko vurulacak en mantıklı yere vurdu.

Golden önce tam 4 kez kaptırdığı topu, yeniden kazandı Beşiktaş. Schuster’in maçtan sonra “siyah-beyaz bir kalple oynadık” açıklaması da bunu işaret ediyordu. Beşiktaş dün camia olarak hazırdı ve rakibinden daha çok istiyordu. 1 hafta içinde Galatasaray ve CSKA’nın ardından güçlü Bursa’yı da bu kadar eksikle deviren bir takım varsa sahada henüz 5. ayını henüz dolduran teknik direktörün başarılı olduğu da açıktır. Bu geçici dönemin ardından sakatların dönmesi ve ara transferde yapılacak 2 nokta takviye ile, oyunu önde kuran ve topu ayağında tutan Schuster felsefeli Beşiktaş, mücadele ettiği tüm kupalarda cemreleri teker teker görecektir, nisan yağmurlarını da umarak...

Ülkesini en çok seven işini en iyi, en yürekten yapandır.

Dün de taraftarları, futbolcuları, işini daha iyi, daha yürekten yapan Beşiktaş, maçı kazandı.

http://www.macadogru.com/news.php?news_id=3534

5 Aralık 2010 Pazar

Şampiyon Malmö!

İsveç'in en başarılı kulübü olan Malmö, Martin Dahlin, Stefan Schwarz, Patrik Andresson, Zlatan Ibrahimoviç gibi yıldızları da dünya futboluna sunan başarılı bir altyapıya sahiptir. Ancak özellikle son 5 yılda çok büyük hayalkırıkları yaşayan Malmölüler, susadıkları şampiyonluğu görünce adeta sahaya akıyorlar.

video

3 Aralık 2010 Cuma

Diego Armando Maradona

Maradona'nın en sevdiğim resimlerinden biridir.
Yorumsuzdur...

2 Aralık 2010 Perşembe

Neden İtalya'da Grev Var?

Neden İtalya'da Grev Var?
Ya da bizde neden yok?

Aslında İtalya'da futbolcuların grev kararı nedeniyle maçların oynanmaması daha önce sadece bir kez 17 Mart 1996'da yaşanmıştı. O tarihte de toplu sözleşme konusundaki anlaşmazlık, oyuncuların grev kararıyla sonuçlanmıştı.

İtalya'da da aynı bizde olduğu gibi Kulüpler Birliği mevcut. Bunun yanısıra bir de Serie A'da top koşturan futbolcuların oluşturduğu Futbolcular Birliği (AIC) var. AIC bir çeşit sendika gibi. AIC kulüplerden şunları istiyor:

-Sözleşmelerden "Takımda istenmeyen oyuncunun takımla antrenmana çıkmaması" maddesinin çıkartılması
-Oyuncunun istemediği bir takıma transfer edilmesi veya gönderilmesi konusu. Kısaca oyuncunun rızasının olmadığı transferin gerçekleşmemesi
-Kulüpler Birliği, teknik direktörün oyuncuları farklı gruplara ayırmasının, buna göre çalıştırmasının doğal bir hak olduğunu savunuyor. Buna itiraz eden AIC ise oyuncular arasında hiçbir surette ayrıma gidilmemesini, antrenmanların beraberce yapılmasını istiyor.
-Kulüpler Birliği, bir oyuncuya aynı düzeydeki bir kulüpten teklif geldiğinde ve kendisine aynı maaş garanti edildiğinde futbolcunun transfere itiraz hakkının olmaması gerektiğini savunuyor. AİC ise oyuncular açısından zorunlu transferin kabul edilebilir bir şey olmadığını belirtiyor.
-Oyuncuların kadro dışı bırakılmaları konusunda daha üst bir kurumun karar mercii olması

Yukarıdaki maddelerden, kim haklı kim haksız sorusunun cevabı büyük bir netlik kazanmaz. AIC, antremanlarda ayrım yapılmamasını, antremanların beraberce yapılmasını istiyor. Haklılar; böylece sadece hoca, ya da başkan gibi "futbolcu üstlerinin" kişisel nedenlerle oyuncuyu takımdan soğutması ve göndermesinin önüne geçilmeye çalışıyor. Diğer taraftan her oyuncunun her özelliği aynı olmadığı için, standart bir teknik direktörün, oyuncunun eksikliğine göre, kimine hız-çabukluk, kimine taktiksel, kimine de özel görevler vereceği antremanlar olması da gayet doğaldır.

Dolayısıyla burada sorguladığım safi hakkın kendisidir. Hak aramadır. Bizde, yukarıda sıralanan madde konuları çok mu adil ki sorgulanmıyor? Ya da oyuncuların şartları İtalya'dan çok mu üstün de oyuncuların böyle bir birliği yok?

2-3 ay önce, İngiltere'de 3,290 sterlin olan yüksek öğrenim harçları, 2012'den itibaren yıllık 9 bin sterline kadar yükseltilecek haberinden sonra İngilizler sokaklara döküldü. Son 1 ayda 3 büyük gösteri yapıldı.

Biz, öğrenci harçlarının, eğitim hakkının, öğretmen atama(ma)larının, Tekel İşçileri’nin, Tuzla Tershanesi’nin, günlük çalışma saatlerinin çok daha fazlasını mesaisiz çalışanların durumu için en son ne zaman kıpırdadık? Ne kadar kıpırdadık? Ne kadar kıpırdamamıza izin verildi?

Futbolun dışına taşırmadan konuyu bağlayalım. Hani bazen diyoruz ya “hakem golümüzü yedi, penaltımızı vermedi, ofsayttı o”. Kendi takımının lehine olan hataları bile bile kazanılan zaferlere makyavelist kahkahalar atanların, sistem aleyhine döndüğünde akıttığı gözyaşları timsahları kıskandırır, ancak...

Kısaca bir ülkede ne kadar adalet varsa, futbolunda da o kadar adalet vardır. AIC ya da kulüpler değildir önemli olan. Önemli olan hakkını aramadır, iki taraf için de.

Ve hakkını aramak ağlamak değildir, aptallaşmayı red etmektir.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...