Beşiktaş-Dinamo Kiev etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beşiktaş-Dinamo Kiev etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Kasım 2011 Cuma

Kimlik: Beşiktaş


O pozisyonda 15 milyon Beşiktaşlı –ve bir o kadar milyon o günün Beşiktaşlıları- kale çizgisine kalplerini fırlattılar. Topun canı vardır isterse girer. İstemedi top. 14 gün önce Kiev’deki top kadar sadist değildi. O kadar kalbi kıramadı.

İtiraf edelim, maçın sonu bu haliyle galibiyete daha da bir keyif kattı.

Aslında maça daha derli toplu başlayan Dinamo Kiev oldu. Fenerbahçe derbisine iyi çalıştıkları bariz. Kanat beklere önde ve yakın basarak, onların Simao / Quaresma ile olan bağlantısını koparmayı ve (zaten kopuk olan) Beşiktaş ilerisi ile gerisi arasındaki mesafeyi açıp, orta sahayı maviye boyamaya çabalıyorlardı. Kısmen başarılı oldular. Danilo ve Betao hem çaldıkları toplar hem de başlattıkları hücumlarla Beşiktaş kalesini Milevskiy’nin insafına bıraktılar, 2 kez...

Planları ne kadar doğru olsa da Hilbert’in yüksek pas yüzdesi ( %80 ki maçın en çok isabetli pas atan adamı oldu), İsmail’in yine Beşiktaş’ın en çok top çalan adamı olması, Kiev’in kanatlara yaptığı bu baskının beklediği kadar etkin olmamasına neden oldu. Bütün bunların üzerine Quaresma ve Simao’nun, bu sezonki en fazla koştukları maçın bu olması rakibi tamamen durdurdu.

Bill Shankly'nin söylediği gibi futbol sanatı tıpkı piyano sanatı gibidir: 8 kişi piyanoyu taşır ancak sadece 3 kişi çalar. Tabii taraftara da şarkılar söyleten çalanlardır haliyle. Ancak bu, genel geçer hal için olağandır. Beşiktaş karakteri Ernst’tir, Hilbert’tir, Fink’tir, Karhan’dır, Yankov’dur, Kuntz’dur, Madida’dır, Mrkela’dır. Beşiktaşlı piyanoyu taşıyanlara gönderir ezgilerini. Bunların yanında Fikret gibi, Metin gibi, Amokachi gibi, Sergen gibi piyanonun ucundan, sonuna kadar tutan virtüözler de bu karakterin, yakışıklı yüzüdür.

Quaresma’nın dünkü oyununu her maç olmasa da genele yayması şart! O, Beşiktaş karakterine uymak zorunda, Beşiktaş o karaktere uymaya çalışmakla dolu 8 sene kaybetti çünkü. Kaybettiği de sadece zaman değildi bu zaman zarfında.

Egemen Korkmaz, bahsettiğimiz bu karakterin en fiyakalı ceketlerinden birini giydi. Üzerinde Recep Çetin rozeti var. Biyolojik doğum tarihini, artık Beşiktaşlı Egemen’in manevi doğum tarihi olarak da kabul edebiliriz. Kutlu olsun!

Sevgili PFDK, Van’a Borçlusun!

Kurallar, bir “şeyi” önlemek adına konurlar. Bazen tavır, hal ve olaylar o kurala karşı gibi gözükse de, önlenmek istenen “şey”in, önlemek istediği “şey” değildir özünde. Beşiktaşlı’nın sahaya attığı atkı maçı dondurmak amaçlı değil, bin kilometre ötedeki kardeşini ısıtma amaçlıydı. Bu nedenle PFDK “kural içinde” kalıp, içimizi soğutarak aldığı 95.000 lirayı depremzedelere bağışlansın da, bin kilometre ötedeki kardeşlerimizin içi biraz daha ısınsın. 

Yakup Sabri İNANKUR

18 Şubat 2011 Cuma

Bir Dünya Kulübü

Salı gecesi Arsenal-Barcelona maçını izlemeyenler büyük bir futbol keyfini kaçırmanın yanı sıra, dünyanın en iyi takımının kalecisinin rezaletini de görmediler. Özellikle Robin Van Persie’nin neredeyse sıfırdan attığı ilk golde, Victor Valdes’in her zamanki gibi pozisyon hatası vardı.

Valdes bu hataları Barcelona kalesini korumaya başladığından beri yapıyor. Bu haliyle dünyanın en iyi takımlarının kalecileri arasında, gönlümün tüm altın bidonlarının tartışmasız sahibi.

Dinamo Kiev maçında yediği 3 golde de Hakan Arıkan’ın bir hatası yoktu. Valdes ile kıyasa dâhi koymayacağım. Peki neden uğultu vardı?

“Geçmişten…” cevaplarının savunmalarını duyabiliyorum.

Beşiktaş’ın en büyük sorunu zaten geçmişiyle yaşaması ve daha kötüsü ondan ders almaması.

Dün; Liverpool deplasmanına, Sivas maçındaki hakem kararlarına kızdığı için, “PAF takımı” tartışmalarıyla giden bir yönetim, bugün; Dinamo Kiev maçına, Karabük maçındaki hakem kararlarına kızdığı için, federasyon, MHK ve “masa” gündemini yerleştiren bir yönetim...

Dün; en altın çağını Gordon Milne ile yaşadığını her seferinde gururla söyleyen, Del Bosque’nin arkasından ağlayan bir taraftar, bugün Schuster istifa diyen bir taraftar…

Dün; ağabeylik-kardeşlik ilişkisinin en büyük örneği, sonuç ne olursa olsun 90 dakika takımının arkasında duran “Aldırma Kartal” diyen, Türkiye’ye taraftarlık öğreten bir tribün, bugün; 17-18 yaşındaki çocukların babaları yaşlarındaki insanlara “gider” yaptığı, elalemi alkışlayıp kendi oyuncularına küfür ettiği bir tribün…

Şu ömr-ü hayatımda 1400-1500 maç izlemişimdir. Allah fil hafızası vermiş, çoğunu da gol dakikalarına kadar hatırlarım; gördüğüm en rezil maç ne İngiltere-Türkiye, ne Sigma Olomouc-Fenerbahçe, ne de Liverpool-Beşiktaş maçıydı. Gördüğüm en rezil maç Barcelona’nın Real Madrid’i 5-0 yendiği maçtı. Skor olarak daha kötülerini gördüm. Ancak ben bir takımın, diğerini bu kadar ezdiği, futbol olarak aşağıladığı ve bunu başlangıç düdüğünden bitiş düdüğüne kadar yaptığı başka bir maç bilmiyorum.

Dünya kulübü olma yolunda ilerleyen değil, bizzat dünya kulübü olan, hatta orayı da aşmış olan Los Galakticos dahi yenilir, rezil olabilir. Ama önemli olan; dosta düşmana karşı ayakta kalabilmek, duygusallıktan sıyrılıp, acil kararların kumarına bel bağlamadan, mantık ile çözüm aramaktır. Dünya kulübü olma yolunda ilerlemenin temeli, ana teması bu mentalitedir. Transferler, tesisler…vs. dallardır, yapraktır. Gövde sağlam olmadan dal kurur, yaprak çürür.

Galatasaray bu temeli atabildiği için, Chelsea’ye evinde 5-0 boyun eğdiği sezonun sonunda UEFA Kupası’na sahip oldu. Şimdi bu mentaliteden çok uzaklarda olduğu için 5 sezondur kendinden 3 gömlek kötü kalite takımlara eleniyor.

Bu yenilgi sonrası kelle koparmak yerine, nelerin eksik olduğunu irdelemeli ve Dinamo Kiev, S. Donetskli Ukrayna futbolunun Türkiye’ye karşı neden önde olduğu iyice anlamalıyız. Yıllar sonra Löw’ün, Rijkaard’ın, Del Bosque’nin arkasından ağladığımız gibi 2-3 yıl sonra Schuster’in arkasında ağlamamalıyız. Çünkü geleceği ağlayan değil sabreden, sıkıntılara katlanan ve inşa eden kazanıyor.

Çünkü hayat devam ediyor.

Futbol da, Beşiktaş da…

18 Aralık 2010 Cumartesi

Bir Beşiktaş-D.Kiev yorumu

Macadogru.com'a yaptığım maç yorumudur...

Beşiktaş "kurada kuzey takımı çekme" geleneğine devam etti ve kuzeyin en geleneksel takımlarından birini çekti. Dinamo Kiev´in şu anki durumunu konuşmadan önce irdelenmesi gereken, bir futbol kültürü sahibi olmasıdır. Sevinmemiz gereken de budur. Metalist gibi, Rosenborg gibi, Auxerre gibi sadece o yıla denk gelen ani çıkış yapan takımların Beşiktaş´ı Avrupa dışına ittiği düşünülürse, Kiev gibi kapalı olmayan bir kutu Beşiktaş için daha olumlu.

Takımın kuşkusuz en önemli isimleri forvet hattında. Burada ilk başta değinmek istediğim isim Artem Milevskiy.

Milevskiy’e ilk baktığınızda göreceğiniz 1.90 boyunda bir kuzeyli oluşudur. Dolayısıyla kendisinden beklenecek derecede güçlü, sert ve disiplinlidir. Kendisinden beklenmeyecek özellikler ise teknik, sürat ve beceridir. Zaten O’nu farklı kılan da bu özelliklere sahip olması. Bu özelliklere vurgu yapmak istercesine 10 numaralı formayı giyiyor.

Benzetme yaparsak, Berbatov’un hızlısı olarak da nitelendirilebilecek 24 yaşındaki oyuncu yukarıda saydığımız özelliklerinden dolayı Dinamo Kiev’de -bu fizikle- yardımcı forvet oynuyor. Bu nedenle de Dinamo Kiev diziliş anlamında 4-4-2’den 4-5-1’e hatta 4-3-1-2’ye maç içinde dahi değişebiliyor. Artem, bu değişken yapıdaki en önemli taş vazifesi görevinde çok başarılı. Fiziğinden -ve hava hakimiyetinden- dolayı merkez golcü, yeteneklerinden dolayı yardımcı forvet oynayabilmesi, orta sahaya gelip pas yapabilmesi, ayağında top tutabilme becerisi ile 9 numara bir 10 numara.

Milevskiy´den sonra ise Beşiktaş için en dikkat edilmesi gereken isim -çok da fazla yoruma gerek olmayan- Shevchenko. Eskisi kadar hızlı değil ama şutları ve Milevski ile uyumu Beşiktaş savunmasının başını çok ağrıtacak. Özellikle de kalecilerinin yan top zaafiyeti konusunda sorunlar yaşayan Beşiktaş, Shevchenko´nun Milevskiy´e yapacağı ortalarda sıkıntı yaşayabilir.

Bu ismin dışında bence Beşiktaş'ın başını ağrıtacak kapasitede oyuncular yok. Eremenko ve Vukojeviç´de etkili isimler ancak Ernst ve Aurelio´nun Onlarla başa çıkacağını düşünüyorum.

Beşiktaş´ın artıları ise Quaresma ve Guti. Bunun nedeni bu isimlerin "çapı"ndan ziyade oyun stilleri. Kiev savunması çok yavaş. Göbekte, Khacheridi, Mykhalyk ya da Almeida oynayacak. Bu üç isim de ağır olmaları dışında "tek hamleli" oyuncular. Araya atılan toplar ya da Quaresma´nın driblinge kalktığı anlarda (belki O´na Simao Sarbrosa da katılacak) penaltı görebiliriz, kırmızı kart görebiliriz, aynen İnönü´deki Porto maçında olduğu gibi.

D. Kiev ile en son UEFA Kupasında çeyrek finale çıktığı 2003 yılında karşılaşmış ve geçmişti Beşiktaş. Aynı tarife olacaktır. İstanbul´da kazanır, Kiev´de berabere kalarak Manchester City´i bekleriz.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...