Ertuğrul Sağlam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ertuğrul Sağlam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mayıs 2011 Pazar

İade-i İtibar

İftiharların toplamında kendini bulan itibar güzeldir. İftihar, sadece kan bağı ya da “itibarlı” bir camia ya da toplum içindeki maddi zenginlikten gelmez, benim gözümde. İnsanın zekasıyla, ruhuyla, tutkusuyla, aşkıyla, karakteriyle kendi hikayesini yazması iftiharlıktır. O hikayenin başı isyandır aslında, sonu da duruş. Başında iftihar, sonunda itibar vardır.

Duruşunuzu kaybederseniz, iftiharınızı ve itibarınızı kaybedersiniz, benim gözümde…

Beşiktaş tribünleri güzel futbol oynayıp, çok gol atan bir çok oyuncusu için “Adam Gibi Adam” pankartı asmadı. O pankart adam gibi gelen, adam gibi giden bir iftiharın, itibarıydı.

"Rakibimizin de oynayacağı maç, Avrupa karşılaşmalarında statüyü belirlemesi açısından çok önemli. Biz kendi maçımıza final olarak bakıyoruz. Gaziantepspor da aynı düşünceye sahip.Demek ki rakipleri öyle bakmıyor. Çok fazla konuşmak istemiyorum."

Bu açıklamadan sonra ben de çok fazla konuşmak istemiyorum. Tayfur Havutçu’ya, Beşiktaş’ın gençlerine ve Beşiktaş camiasına iade-i itibar yapmak o pankartın sahibinin görevidir. Buna ihtiyacı olan Beşiktaş değil, Ertuğrul Sağlam’ın kendisidir.

15 yıl önce yine bir Trabzonspor-Fenerbahçe çekişmesinin olduğu bir ligde, Aykut Kocaman isimli şövalye “Onlar şampiyonluğu daha çok haketmişti” demişti. Bütün sezon futbol olarak daha çok keyif veren, daha heyecanlı maçlar çıkaran Trabzonspor’a itibarını sunmuştu.

Bu akşam yine Trabzonspor-Fenerbahçe çekişmesinin olduğu bir lig yine sona erecek. Trabzonspor şampiyon olursa Aykut Kocaman’dan istediğimiz duruşuna yakışanı yapması. Fenerbahçe şampiyon olursa Trabzonspor’dan istediğimiz Aykut Kocaman’a 15 senelik iade-i itibarı olduğunu hatırlaması.

Beklediğimiz / istemediğimiz ise holiganların ellerindeki çamuru birbirlerinin takım elbiselerine atıp kendilerini ve etrafı daha da kirletmeleri.

Fenerbahçe şampiyon olursa, bu Sivas’ın yatmasından değil, Trabzonspor forvetlerinin kritik maçlardaki beceriksizliği yüzünden olacak. Trabzonspor şampiyon olursa, bu Karabük’lü savunma oyuncusunun kendi kalesine gol atmasından değil, Fenerbahçe forvetlerinin beceriksizliği yüzünden olacak.

1 şampiyon çıkacak ve bunu haketmiş olacak. Açıklama değil alkışlama gerek.

Bugün itibariyle lig sona erecek. İtibarıyla sona ersin. Biz de iftihar edelim.

Yakup Sabri İNANKUR


22 Mart 2011 Salı

5 Nisan Milat mı Yoksa?

Düşünsenize; 2011-2012 sezonu Aykutlu, Şenollu, Tugaylı, Tayfurlu, Ertuğrullu olacak! Böyle bir durum muasır medeniyet seviyesindeki liglerde bile yok! Dahası, belki de büyükleri saymak için tek elimiz yeterli olmayacak, Tolunay’ın emeğiyle…

Van Gaallerin, Scolarilerin, (hala) Daumların jimnastik yaptırdığı milyonlarca çene arasında aslında farketmemiz gereken şu;

Bu ülke ilk kez Şampiyon Kulüplerde yarı finali Türk Hocayla gördü.

Bu ülke ilk kez Avrupa Şampiyonasını Türk Hocayla gördü.

Bu ülke ilk kez UEFA Kupasını Türk Hocayla gördü.

Bu ülke ilk kez Avrupa Şampiyonasında çeyrek ve yarı finali Türk hocayla gördü.

Bu ülke ilk kez Dünya Kupası üçüncülüğünü Türk Hocayla gördü.

Bu ülke iki kez Anadolu Şampiyonu’nu Türk hocayla gördü.

Öz evlatlara, en az hayal ettiğimiz “dev” isimlerden daha fazla sahip çıkmak ve güvenmek şart olduğu kadar -Türk Futbolu’nun köşe taşlarına baktığımızda- mantıklıdır da…

Hata yapacaklardır. Hatta size bu hataları şimdiden garanti ediyorum. Wenger, Mourinho veya Ferguson gibi bir taktisyen olmadıklarını (belki hiç olamayacaklarını) da biliyorum. Zaten bu isimler Türkiye’ye gelmez. Türkiye’ye bu markaların bir alt kademesindekiler; Rijkaard, Del Bosque, Schuster, Aragones, Hiddink, Löw…vs gelebilir, onlardan da biz faydalanamıyoruz.

İyilerden faydalanamıyoruz, en iyileri de getiremiyoruz; o zaman önümüzde müthiş bir fırsat var; elimizdekilere, özümüzdekilere sahip çıkmak!

Tayfur Havutçu’nun ve Tugay Kerimoğlu’nun göreve getirilişi Türk Futbolu için sessiz ve farkedilmeyen bir devrimin artık ete kemiğe bürünmesidir.

2008’den beri ligimizde şampiyonluk posterlerinin takım elbiseli kahramanları, bu ülkenin futbol adamlarıdır.

Şu sıralar Bursa’da konaklayan şampiyonluk ise, 23 mayıs sabahı ya Avrupa’nın sınırına gelecek ya da Anadolu’nun daha da içine hareket edecek. Sonuçta yine bir Türk Teknik Direktörü’nün ellerine teslim edecek kendini.

Daha da güzeli; an itibariyle 5 büyük takımın hepsinin başında bir Türk Teknik Direktör var. Ve 4’ünün teknik direktörü aynı zamanda takımlarının efsane oyuncuları ve kaptanıydı. Camialarını onlar kadar tanıyan yok. Şans verilirse onlar kadar özverili çalışacak, herşeyini koyacak başka kimse de yok.

Tam bu noktada, bizlere, tüm futbolsevere ve taraftarlara düşen basit, ama önemli görevler var. Yapmamız gereken tek şey ise, eleştirilerini kurşun niyetine kullananların tetiği olmamak. Ahmet’in çıkıp Mehmet’in girmesi, Ali’nin orada değil şurada oynaması gerektiğini “herkesten iyi bilsek” bile bunu yıkmadan, yaparak dile getirmek. Zira bunları yapmadığımız için önce “arkasındayız” sonra “taraftar istedi, camia baskı” toplantılarının devam filmlerinde gizli özne rolünde oluyoruz, “farkında olmadan”…

Bizim onlara ihtiyacımız var.

Onların ise güven ve zamana ihtiyacı var.

Bu kadar kaosun, gürültünün içinde 3 senedir bu toprakların insanı şampiyonluğa en şık imzayı atıyor.

Bir an için sabırlı taraftar, akl-ı selim yönetici hayal ettim. Olabilecekleri düşündüm…

Eğer bunu başarabilirsek, bu devrimin miladı 5 nisan olacaktır. Karl Heinz Feldkamp’ın istifa edip gittiği ve Cevat Güler’in (şampiyonlukla iade edeceği) emaneti aldığı gün…


15 Eylül 2010 Çarşamba

Hayat Devam Ediyor

Avrupa maçlarında çocukluktan kalma bir özdeyiş vardır. “Deplasmanda atılan goller 2 gol sayılıyor” denir.

Yukarıdaki zeka ürünü pankarta karşı “bugün” yazılacak çok malzeme var. Muhtemel ki daha da olacak.

Fakat blogun başına şu cümleyi karizma olsun diye koymadım ben “Rakibimiz için zaten çok acı bir an, onların yanında konuşmayalım lütfen, aynı işten ekmek yiyen insanlara saygısızlık olmasın!” Ali Gültiken, Beşiktaş-Adana DemirSpor 10-0 biten maçın ardından kendisi ile röportaj yapmak isteyen muhabire böyle cevap vermişti.

Asıl sorun yukarıdaki mentalitedir.

4 de yenir 14 de yenir, o önemli değil. Türkiye’de her takım, milli takım dahil Avrupa’da değişik kombinasyonlarda rezil olmuştur.

Bursaspor dün neden Valencia “yedek kulübesi”ne yenildi sorusunun cevabı yukarıda gizlidir. Bugün Avrupa’nın iyi liglerinin herhangi orta-sınıf bir takımını Türkiye’ye koyun ligimizi sallar. Bunun ikinci nedeni sistemdir, ilk nedeni ise kafa yapısıdır.

Açın bugün interneti, gazetelerde maçla ilgili haberlerin altındaki yorumları okuyun. Bursa taraftarı hariç herkesin maç ile ilgili olmayan kendince komik yorumlarını göreceksiniz. Kyiv’e, Paok’a elendiğini, aynı hocayla Metalist’ten 4 yediğini unutan bir çok futbol yorumcusu, Ali Gültiken mentalitesinden çok uzakta el sallayacak bize.

2 hafta önce Arsenal-Blackpool’u 6-0 yendi. Chelsea gelene gidene 6-7 atıyor. Maç önü, maç sonu, maç sonrası hiçbir röportajında ben bu tip tahrik edici beyanlara rastlamadım. Yorumcunun, taraftarın, futbolcunun tartıştığı tek konu futbol, sistem ve şablon. Bu nedenle Blackpool taraftarları 6. golden sonra takımını (protesto amaçlı değil, içtenlikle) alkışlıyor. Bu nedenle Arsenalliler gol sevinçlerini rakibe değil kendine göre ayarlıyor.

Geçtiğimiz sezon La Liga’da toplam 10 milyon 700 bin bilet satılmış, Premier League 13.5 milyon izleyici çekmiş tribünlere . Bu rakam ligimizde yaklaşık olarak 4.5 milyon.

Biz pankartla, komik olduğunu sandığın lakap, kelime oyunlarıyla uğraşırken, 2-3 katımız daha kalabalık bir kitle bize göre tersi olması gereken bir mantıkla -daha fazla çatışma içine girmeyip- kafayı futbola veriyor. Demek ki terslik bizde.

Orada da fanatikçe örnekler oluyor elbette ama taraftarlığın kalbine oturmuyor, maçın önüne geçmiyor, futbolun içine işlemiyor.

Dün Bursaspor’da tartışılması gereken tek nokta Ertuğrul Sağlam’dı. Çünkü Kayseri’deki, Beşiktaş’taki Şampiyon Bursa’daki Ertuğrul Sağlam, hala aynı Ertuğrul Sağlam. Bursaspor kesinlikle maça konsantre olmamış, motive edilmemiş. Sadece dizilişi biraz savunma anlamında (4-2-3-1’den, 4-3-2-1’e çevirerek) kurup sahaya çıkarmış. Aynı mentaliteyi Beşiktaş’ta da uygulardı. Diziliş ve taktik aynı şey değildir. Tarihin ilk şampiyonlar ligi maçı için Bursaspor’dan “özel” sürprizler beklerdim. Özellikle yenilenmiş Valencia ortasahasının uyumsuzluğundan yararlanacak Ergiç, Insua ikilisinin yakın oynayıp hücuma daha fazla top göndereceğini, savunmanın Valencia kanat akınlarına karşı birbirine yaklaşırken, ortasahadaki Bekir Ozan-Hüseyin ikilisinin kanat oyuncularına pres yapacağını düşünüyordum. Ciddi anlamda Bursaspor’un kazanmasını umuyor ve bekliyordum.

Yenilgi önemli değil, şanssızlık olur, bireysel hata olur yine yenilirsiniz, ama ortada bir sistem, anlayış görememek yenilgiden daha önemlidir. Şansla 1-2 kere kaybedersiniz, sistemsizlikle 1-2 kere şans eseri kazanabilirsiniz.

Henüz biten birşey yok. Grup 3.cülüğü için de iddia sürüyor. Ancak Bursaspor kafa olarak buna hazır olmalı ve istemeli. Tarihinde ilk kez katılması, 20 milyon bütçesi olması sığınılacak limanlar olmamalı. Hele hele daha 5 maç varken hiç olmamalı.

Not 1: Mevzu bahis tribün görüntüsünün yaşandığı maçta Beşiktaş, Bursa Atatürk Stadı’nda Matias Delgado’nun attığı golle Bursaspor’u 1-0 yenmişti.

Not 2: Bu resim, sadece kendi başarısına sevinen, sadece kendi başarısızlığına üzülen bir Fenerbahçe sitesinden alınmıştır.

Not 3: Herkesin hatırası kendine


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...