Gheorghe Hagi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gheorghe Hagi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Şubat 2011 Perşembe

GALATASARAY’IN YENİ HOCASI HAYIRLI OLSUN!


Bir adamın rüyası, diğerinin kâbusudur. Nihayetinde organik temelliyiz. Rekabet genlerimizde var. En sosyalistimiz bile en başında milyonlarca kardeşini geride bırakmıştır, yaşama hakkı için…

Bir koltuk; üzerinde sağlam oturan birini taşıyorsa, onu arzulayan başkası için kâbustur. Ne vakit üzerindeki kamburlaşmaya, tutunamamaya başlar, o zaman kâbuslar taraf değiştirir.

Hagi’nin, sadece protestoları kısa vadede önlemek, taraftarı susturmak için göreve getirildiğini, Hagi de, oyuncular da, taraftar da, krizde olan Rumen ekonomisi de biliyor. Böyle bir ortamda geleceğe yönelik hiçbir proje ya da plan olmaz, hedef de olmaz (hoş, normal şartlarda da yok). Hedef olmayınca koltuk sahibi koltuğun kenarlarını iki eliyle tutmaya başlar. Bu, ya kalkmamak için sıkı sıkıya yapışmak, ya da kenarlardan güç alıp, hızlıca kalkıp gitmek içindir. Hagi’nin ikinci durumu yapacağını sanıyorum.

Bundan sonra Galatasaray yönetimi; önce Mustafa Denizli ile görüşecek, hayır yanıtı alacağını bile bile…

Sonra Fatih Terimle anlaşamayacaklar…

Ve bu iş Daumla son bulacak.

Siz benim gelecek zamanlı fiilerime bakmayın, “tahminlerim” büyük ihtimal güzel Türkçemizin di’li geçmiş zaman örneklerinden oldu bile…

Artık geriye klişe…(klişe de değil, klişe biraz sevimli kaçıyor…bayat diyelim biz) bayat Daum tanımlamalı basın toplantısı kaldı bir tek; açılış cümlesi “Türkiye’yi tanıyan…” olanından…

Zaten en büyük sorun bu! Daum’un Türkiye’yi tanıması! Adam bu ülkede uzun vadeli hiçbir iş olmayacağını biliyor. Güzellik, zerafet, plan, program yerine her yolun mübah olduğunu da biliyor. Şampiyon olduktan sonra nasıl olduğunun önemli olmadığını da biliyor. Daha da ilginci; Galatasaray’dan ayrıldıktan sonra Trabzonspor’un, Bursaspor’un kriz dönemlerinde de adının ilk sırada olacağını biliyor. Bol tazminatlı milyonluk sözleşmelerin önüne geleceğini de biliyor…

Çünkü Türkiye’yi tanıyor.

Galatasaraylılar ilginç Brezilyalı ve/veya yaşlı Alman transferleriyle sezona umutlu girecek. Köşe vuruşlarında ön direkte duran stoperin arkaya aşırtmasını, arka direğe hareketlenen Brezilyalı stoperin kafa golünü bekleyecekler.

Zaten 5 senedir Avrupa Fatihi lakabını ceviz sandığa kapamışlardı, “erken” elenmeyi umursamayacaklar. Derbi maçlarda yarım forvetle “dahiyane” bir sonuç bekleyecekler. Rakiplerin sürpriz puan kayıpları (Samsun, Antep, Antalya) sonucu şampiyon olacaklar.

Ancak Türkiye’nin garp penceresi Galatasaray 1 adım ilerleyemeyecek.

Bir sonraki sezon Atatürk Havaalanında kimsenin vedalaşmayacağı Daum, 7 haneli “çalışmama” parasını çoktan almışken, asıl koltuk sahipleri pembe düşlerle geriye yaslanmaya devam edecekler. Bu durumda kâbuslar, taraftara kalacak…

“Ben demiştim demeyi sevmem” diyenleri sevmem. Samimiyetsizdir bu. Haklı çıkmak her insanın hoşuna gider. Bunun takdir edilmesi, en azından hakkının verilmesi keza aynı şekilde bıyık altına gülümsemeyi yerleştirir.

Daha önce söylemiştim (http://olefutbol.blogspot.com/2010/09/i-will-be-back.html), yine söylüyorum; Temmuz 2011 itibariyle; Galatasaray’ın yeni teknik direktörü Christoph Daum, ülkemizin yeni spor bakanı Hakan Şükür hayırlı olsun.


4 Eylül 2010 Cumartesi

Galatasaray'ın Derdi, Beni Gerdi!



Galatasaraylı için başarı, rakiplerine göre farklı bir kavramdır. İçeride ve dışarıda Türkiye’nin en çok kupa kazanan takımıdır. Her insan gibi her takımın da bir karakteri vardır. Galatasaray’ın da kupayla yoğrulmuş bir düşünce sistemi vardır. Vizyonu her zaman daha geniştir, daha büyük düşünür ve dolayısıyla batıya açılan penceredir.

Bu nedenle Galatasaray’ın ısrarlı olarak geçmişte takılıp kalması, kendini iyi ya da kötü niyetli eleştiren herkese ve/veya Galatasaray’ın aleyhine olan her olayda “Benim UEFA Kupam var, pışşıııkk” yaparak sorunları kırık kupanın altına süpürmesi, anlamsızdır, Galatasaray’ın karakterine terstir.

Ve temel sorun da budur.

Galatasaray ve Galatasaraylı, karakterine ters düşen düşünceler ve icraatlar girdabına düştüğü için başarısız olmaktadır. Ve en fenası da bunun farkında olmamasıdır.

Çünkü baktığın zaman büyük isimler alınmıştır. Galatasaraylı’yı yanıltan da budur. Halbuki büyük isim farklıdır, “büyük düşünen” yıldız farklıdır.

Bazıları eleştiriyor Keita’nın gidişini. Keita bu yaşında Katar’ı tercih ediyorsa, zaten Galatasaray’ın oyuncusu değildir. Galatasaray’a hayırlı olmuştur.

1990lı yıllarda Fatih Terim, Türk Futbolu’nu Avrupa’da zirveye çıkarmayı hedefleyen, kişisel kariyerini de İtalya olarak koymuş olan bir insandır. Hagi, Ilie, Popescu,Filipescu gibi Rumenleri getirmiştir.2002 yılında gelen Fatih Terim kimsenin kendisini eleştiremeyeceğini savunan, Petre, Bratu, Tamaş gibi Rumenleri aldıran Fatih Terim’dir.

Galatasaray sakat sakat oynayan Cüneyt Tanman’dır, Bülent Korkmaz’dır, ota boha sakatlanan Gökhan Zan değil.

Herkesin nasıl olacak dediği anda 35 metreden topu köşeye çivileyen Prekazi’dir, Büyük Savaş’tır, Keita değil, Jo hiç değil.

Gerektiğinde stoper oynayan yine yıldız olan Kewell’dır, yıldız olmak için tüm takımın O’na oynamasını bekleyen Elano değil.

Şimdi Galatasaray’ın önünde müthiş fırsatlar var. Emre Çolaklı, Berkin Arslanlı yeni bir nesil ve gıcır gıcır bir stad var. Galatasaray’ın kendi karakterini hatırlayıp kendi felsefesine uygun biçimde geleceğe bakabilme ve büyük düşünebilme şansı var. Doğru kararlarla 2-3 sene içerisinde yeni stadıyla ve jenerasyonuyla, yükseklere koyduğu, ancak 10 yıldır kendisinin bile yaklaşamadığı çıtasını, bir yukarı bareme koyabilir.

Galatasaray’ın sorunu Rijkaard değildir, Gökhan Zan değildir, Sabri, Serdar Özkan, Ayhan değildir, somon renkli forma değildir.

Galatasaray’ın en büyük sorunu, büyük düşündüğünü düşünen yönetimdir ve bunları göremeyenlerdir.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...