2-2 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2-2 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ekim 2013 Perşembe

Mancini’nin Sihirli Değneği

Topun arkasına geçti ve alan bırakmadı. Juventuslular ceza sahası içine kadar geldiğinde bile gol yiyeceğini düşünmedik Galatasaray’ın. Zebralar Aslan muhitine geliyorlar, sağa sola bakıyorlar, kaçacak boşluk bulamayınca gerisin geriye dönüyorlardı. Galatasaray sakin ve kendinden emindi, istifini bozmadı. Rakibin 1+4 orta sahasına 4+1 ile karşılık vermişti. Lichtsteiner ve Asamoah başarılı bindirmeler yapsa da Juve hücum ikilisi stoperlerin kucağındaydı.

Elimizdeki tek sorun kanat oyuncuların kenar forvet oynamaya öykünmesiydi. Sol ayaklı sağ kanatta, sağ ayaklı da sol kanattaysa göbeğe delici koşular yapmalarını bekleriz. Bunu Riera yapamaz, Bruma şimdilik yapamaz. Üstelik Juve’nin en güçlü bölgesi merkezi. 3 savunmacı + 3 orta saha ile koruyor orayı. 15. dakikada Mancini sahaya kollarını uzattı: Sol eli gel gel yaparken, sağ eli git git yapıyordu. Riera’yı sola çağırdı, Bruma’yı sağa gönderdi. Bekler çıkıp rakip kanatları oyalarken, kanatlar Juve savunma 3’lüsünün kenarlarındaki kışkırtıcı boşluklara dadanmaya başladılar. Kenara yakın stoperler; Bonucci ve Chiellini, kanatlara basmaya gittiğinde yalnız kalan Barzagli’nin yardımına orta saha 3’lüsü koşuyor. Ancak yavaş koşuyorlar, ki tek kusurları da bu. Eğer 3’lü ile 5’li arasında sinsice gezinen, fiziği kadar aklı da güçlü olan 1 santraforunuz varsa, ribaund bölgesinde kapacağınız her top size gol şansı veriyor. O şansın müsebbibi Drogbaysa, işiniz şansa kalmıyor.  


Juve’de yok, Real’de de yok. Galatasaray’da var. Dünya yıldızı getirme iddiasına olanlar Drogba’ya bakıp susmalı. Belli dönemlerde değil, her dönemde takımının en önemli ismiydi ve her zaman formda. Allah aşkına gözünüzü kapatıp Avrupa’nın tüm baba takımlarını düşünün: Hangisinde Drogba oynamaz? Onu sadece gol anlamında düşünmek ona ve futbola haksızlık olur. Pogba’nın etkisizliği, Drogba’nın orta sahaya yaptığı bitmez tükenmez yardımların, Bonucci’nin, Chielli’nin saçmalaması hakeza onun didiklemelerinin ve hava toplarındaki yıldırıcılığının somut kazanımları. İsminin ağzı dolduran telafuzu ile geçmişinin parlaklığı zaten sahaya çıktığı anda soyut kazanımları beraberinde getiriyor. Asiliğin ve asilliğin karşı konulmaz uyumu…
 
Mancini oyuncuların ismini öğrendikten sonra verileri ve ardından istatistikleri iyi değerlendirmiş. Takımı belli bir koşu, pas ve pres yoğunluğunun üstünde tutmak istiyor. Son çeyrekte Umut Bulut ile hücum presinin soğumasını önledi, Drogba ise biraz dinlenebilme imkânı buldu. Mancini takımında 1 kişinin dinlenebilme hakkı var. Sneijder’in bu hakkı kazanabilmesi için çalışması lazım. Galatasaray bir ucu Muslera, diğer ucu Drogba olan sihirli bir değneğe benziyor. Mancini elindekini hakkıyla kullanırsa rüya gibi başarıları göz kamaştıran bir güzellikle gerçeğe dönüştüreceğinden kuşkum yok. 

Not 1: Juventus Arena’yı, TTArena’ya çevirenlerin boğazına sağlık.
Not 2: Söylemeden edemeyeceğim, Chedjou’nun, Eboue’ye “kalk evladım, daha maçı kazanacağız, işimiz gücümüz var” yaklaşımına bayıldım!

Yakup Sabri İNANKUR


7 Mayıs 2012 Pazartesi

4-4-2, Pektemek, Dakika 65, Riera, Quaresma


20 Kasım 2011 saat 19.00’da Şeref Bey’in çimlerini Beşiktaşlı ve Galatasaraylı oyuncular ezmekteydi. Düşüncede 4-3-3 ama uygulamada 4-5-1 olan dizilişle sahaya yayılmışlardı. Sıkıcı, yeknesak bir orta saha mücadelesinde debeleniyordu futbol. Carvalhal de, Terim de “orta yuvarlağın etrafında dönen debdebeyi kazanan maçı kazanır” düşüncesinde merkez oyuncularını tazelediler. Ayhan’ın yerine Sabri, Veli’nin yerine Necip deparlarla, canavar gibi sahaya çıktılar, 10 dakika sonra sedyelerle sahadan çıktılar. Aynı anda gelen bu 2 “ilahi” sakatlık 65. dakikada 2 teknik direktöre Pektemek ve Baroş değişikliğini mecbur etti. Kenar forvet Quaresma kanada geçti, taç çizgisine bitişti. 2 takım 4-4-2 oynamaya başladı. 1 saat 5 dakika boyunca kaleyi bulan toplam 3 şut dışında “-seydi, -saydı” hayal ekleriyle dahi gol olduramayan bizler son 24 dakikada 8 isabetli şut, 3’er gollük atak izledik. Quaresma son yarım saat oyuna ağırlığını koydu, maçın adamı oldu.

26 Şubat 2012 saat 19.00’da Ali Sami Yen Spor Kompleksi TTArena’nın çimlerinİ Galatasaraylı ve Beşiktaşlı oyuncular ezmekteydi. Galatasaray düşüncede ve uygulamada 4-4-2 olarak sahaya yayılmışken, misafir Beşiktaş “klasik” 4-3-3 dizilişiyle sahaya çıkmış, 4-5-1 klasiğinde yayılmıştı. Galatasaray maça harika başladı. Hemen öne geçti. Melo ve Selçuk rakip savunmaya pres yapıyor, böylece Beşiktaş çıkamıyor, oyun kuramıyordu. Galatasaray öndeyken 65.dakikada Fatih Terim Necati Ateş’i çıkardı Albert Riera’yı aldı, 4-3-3’e döndü. Beşiktaş’ta oyuna Mustafa Pektemek girdi, Almeida’ya partner oldu. Kenar forvet Quaresma kanada geçti, taç çizgisine bitişti. Veli ve Ernst hücum prese başladılar. Beşiktaş atakları bardaktan boşandı. Bir kanat organizasyonu sonunda Semih Kaya kendi kalesine attı. Baroş oyuna girdi Galatasaray 4-4-2’ye döndü. Beşiktaş savunmasının adam markajında yaptığı bir hata sonucu burun farkıyla kazandı. Quaresma son yarım saat oyuna ağırlığını koydu, maçın adamı oldu.

6 Mayıs 2012 saat 19.00’da Ali Sami Yen Spor Kompleksi TTArena’nın çimlerinİ Galatasaraylı ve Beşiktaşlı oyuncular ezmekteydi. Galatasaray düşüncede ve uygulamada 4-4-2 olarak sahaya yayılmışken, misafir Beşiktaş “klasik” 4-3-3 dizilişiyle sahaya çıkmış, 4-5-1 klasiğinde yayılmıştı. Galatasaray maça harika başladı. Hemen öne geçti. Melo ve Selçuk rakip savunmaya pres yapıyor, böylece Beşiktaş çıkamıyor, oyun kuramıyordu. Beşiktaş savunmasının adam markajında yaptığı hatalar sonucu 2 yan toptan 2 gol buldu. Devre arasında oyuna Mustafa Pektemek girdi, Almeida’ya partner oldu. Kenar forvet Quaresma kanada geçti, taç çizgisine bitişti. Veli ve Ernst hücum prese başladılar. 65.dakikada Fatih Terim Baroş'u çıkardı Albert Riera’yı aldı, 4-3-3’e döndü. Beşiktaş eşek sudan gelinceye kadar atak yaptı. Bir kanat organizasyonu sonunda Tomas Ujfalusi kendi kalesine attı. Quaresma son yarım saat oyuna ağırlığını koydu, maçın adamı oldu.


Batının Mantığını Alalım, Dizilişini Değil!

Süper Lig’de tüm takımlar 4-3-3 (aslında 4-5-1) oynuyor. Ligimiz zaten sert iken bir de üzerine göbekte 2 hatta 3 takoz barındıran takımların sayısı bir hayli fazla. Orta yuvarlağa sığışmaya çalışan 6 kişinin mücadelesi futboldan çıkıp kör dövüşüne dönüyor ve maçlar bu yüzden çoğu zaman ruhumuzu sıkıntı kıskaçlarıyla esir alıyor.

Eğer hakkını verebilseler sahaya hakim olma ve topla daha fazla oynamak için tasarlanan 4-3-3 gözümüzü okşayan bir futbolu önümüze koyar. Bunun için ilk şart 2 adet kenar forvet!

Riera, Simao ve özünde Engin, Quaresma kanat oyuncuları. Bildiğimiz eski model, hızlı, teknik, taç çizgisine bitişen, önündeki bekin belini kırıp penaltı noktasına orta yapan sınıf. Leonardo, Giggs, Ginola, Zenden bu sınıfın son aristokratları. Elimizde Giggs kaldı yadigâr. Modern futbol bu tarz oyunculara yeni bir misyon yükledi ve altyapı eğitimleri bu misyonla evrildi. Yeni göreve “kenar forvet” ismi yakıştı. Kenar forvetler (genelde) ters ayaklarıyla kanatlara yerleşiyorlar. Solaksa sağ kanada, sağaksa sol kanada... Çünkü görevleri rakip savunmanın göbeğine dalmak. İleri 3’lü bir mızrak başı gibi daralan üçgen bir yapıda, rakip savunmanın karnını yarmakla / yıpratmakla görevli. Mızrağın sapını, arkadan şok prese gelen orta saha oyuncuları oluşturuyor. Onların görevi 3’lünün deldiği boşluklara saldırmak ve kaptırılan topları çabucak geri kazanıp akına (savunmayı delmeye ve yarmaya) devam etmek.

Elimizdekiler (Stoch, Ambarat gibi azınlık hariç) kanat oyuncuları olduğu için hedef santraforlar yalnız kaldığı gibi, orta sahada da bir tatsız tutsuz (zaman zaman ruhsuz) bir tango izliyoruz. 

Galatasaray-Beşiktaş maçlarını dilerim teknik adamlar iyi etüd ederler ve bize / futbol tarzımıza en uygun olan 90’ların, 2000’lerin o güzel iki forvetli, kanat akınlı, çift yönlü orta sahalarının dikine pres yapabildiği futbola döneriz. 

Yakup Sabri İNANKUR

26 Ocak 2012 Perşembe

Kralın Dönüşü


Son 3 yılın El Clasicoları’nda; Real Madrid kötü oynadı, hücum oynadı, kontrollü oynadı, dengesiz oynadı, vurdulu kırdılı oynadı, kontraatak oynadı, iyi oynadı…

Barselona “sade”ce kazandı…

Dün akşam da farklı bir sonuç olacağını düşünen varsa da söylemeye cesaret eden kimse görmedim. Damaklarda bir kabak aroması eski heyecanlar(ımız)dan yoksun bir el clasico var önümüzde bekleyen. İlk maçı deplasmanda kazanmış dünyanın (muhtemelen tarihin) en iyi takımına karşı, kavgası, çalkantısı, köstebeği, sallayan eski futbolcu / başkanlarıyla Camp Nou’da itibar almaya çalışan kralın takımı…  

Franco uzun süredir yok ve sanki ilk kez “ezilenle”, ezen yer değiştirmiş gibi bir hava vardı maçta.

Zaten daha 15. saniyede “Yeter Söz Krallığındır” posterlerinin hazır olduğunu gördük. Mesut fotoğraftan 1 santim kaymasa o posterin yakışıklı delikanlısı olacaktı. İlk kez Kaka, Mesut, Ronaldo birlikte çıktı. Bu önemli. Mourinho artık el clasico biçer-döver orta saha modelinden, top yapan ve önde oynayan orta saha-hücum modeline döndü. Büyük usta Lucescu’nun “Barselona’yı savunma yaparak yenemezsiniz” veczi başta La Liga olmak üzere Şampiyonlar Ligi’ne, hatta FIFA Dünya Kulüpler Kupası’na katılacak takımların soyunma odasına asılmalı!

Herşeyden önce futbol keyfimizin bekası için önemli bir adım olur.

Barselona’ya karşı oynadığınız zaman hem yüksek mağlubiyet şansınızı bertaraf ediyor, hem de sahada izleyene keyif veren ikinci takım olma şansını yakalıyorsunuz.

Dikkatinizi çekerim Madrid’in golleri de Diarra’nın değil, Granero’nun sahada olduğu dakikalarda geldi. Ya herro ya merro dakikalarında defansif özellikleri baskın olan 2 oyuncu ve ilave olarak Vizigotlar’dan biraz daha medeni Pepe vardı. Coentrao dahil gerisi akıncı birliğinden oluşan Madrid topluluğunun, Barça kalesine, gole olan açlığının dizginleri bir anda çözüldü ve Camp Nou’nun OLE sesleri 1 adım geri çekilerek sahneyi tırnak çıtırtılarına bıraktı.

Madrid krallığı makus talihine karşı bir isyan patlaması yaşadı.

(Fotoğraftaki pankartta yazan: MANTEN PEPE FUERA DEL ALCANCE DE LOS NINOS = ÇOCUKLARINIZI PEPE'NİN ULAŞAMAYACAĞI YERDE SAKLAYIN)

Hadi itiraf edelim uzun zamandır bu kadar heyecanlı bir el clasico izlememiştik.



Sahada böyle bir Madrid görünce zihnimin komplo teorileri bölümü aklıma bir proje çıktısı sundu. Hafta içi yaşanan tüm o konuşmaların, tartışmaların ve (güya) basına sızdırmaların bilerek, isteyerek tezahür edebileceği aklınıza geldi mi?

Hepsi Barselona’yi iyiden iyiye bir rehavet içine sokacak bir taktik olabilir miydi?

Kendinizi egoyla şişirin, işinizde en iyi olduğunuzu bilin ve maça basın toplantısından başlayacak kadar tilkilerle dolu bir kafanız olduğunu düşünün. Ayrıca Düşmanı en güvendiği noktadan vurun” diyen Sun Tzu’dan kitabınızda hayranlıkla bahsedecek kadar savaş felsefesine meraklı ve hakimsiniz. Rakibin kendine olan yüksek özgüvenini ona karşı kullanmak sinsiliği aklınıza gelmez miydi?



Belki yaşananlar, yaşananlardır… Ancak Jose Mourinho merkezdeyken, kurduğum komplo çemberinin yamuk olduğu konusunda kimse emin olamaz.

Netice itibariyle bu maç milât olabilir. Camp Nou'da Barça'ya tırnak yediren tek takım Real oldu. Bundan sonraki maçların Barselona için artık o kadar da clasico olmayacağına inanıyorum. Beyaz krallar belli ki kader çarkının dönüşünden epey rahatsızlar ve kendi dönüşlerine hazırlanıyorlar.

Yakup Sabri İNANKUR


14 Eylül 2011 Çarşamba

İkili Yoksa, İki Gol Şans Değil


Haftasonu deplasmanda 2-0 öne geçip, 2-2 berabere kalan Barselona ile, haftasonu evinde 2-0 mağlup duruma düşüp 2-2 berabere kalan Milan’ın maçı 2-2 bitti.

Barcelona’nın kaleyi tutan 7 şutuna karşın Milan’ın kaleyi tutan 5 şutu skora eşit katkı yaptı. Abbiati ile Valdes arasındaki fark aklımıza geliyor hemen. Ancak aklımıza gelmeyen, Abbiati ne kadar Milan’ın kalecisiyse, Valdes’in de o kadar Barselona’nın kalecisi olduğu. Geçtiğimiz sezon Şampiyonlar Ligi’nde Barça kalesini bulan 23 şutun 8’i gol olmuş. Her 3 şut 1 gol yazıyor. Oranladığınızda (%33) 5 şutun 2’sinin gol olması Valdes için normal. Anormal olan rakam olumlu pas yüzdesi. Victor Valdes’in elinden ya da ayağından çıkardığı 100 topun 91’i Barselonalı oyuncuların hizmetine hazır hale geliyor. Degajlarda dahi %76’lık bir isabet söz konusu ki bu oran orta saha emekçiliğinden ekmek yiyen bir çok gencin becerebilmesi için bir fırın daha ekmek yemesini gerektiren bir başarı. Mesela dün akşam Prince Boateng, Valdes kadar Barcelonalılara pas göndermiştir. Tek sorun Milan forması giymesiydi.

Standart santrofor tipini tedavülden kaldırdıktan sonra stoperlere de savaş açan Barcelona, Macherano-Busquets ikilisiyle yorumculardan bayağı bir övgü aldı. Barcelona daha çok topa sahip olmak istiyor yorumlarının altına sayısal veriler, futbol aforizmaları ve renkli şemalar yerleştirildi. Belki Rüya Takımın hipnotinize eden büyülü futbolunun keyifli uyuşukluğu, belki de Barcelona’yı eleştirmenin ya da beğenmemenin müthiş eleştiri aldığı ve beğenilmediği bir dönemde çıkacak homurtunun çekincesi, bazı ayrıntılara karşı bizi kör bırakıyor.
Uzun dönemde stopersiz futbola geçeceğimizden eminim. Barcelona’da ise bugün Mascherano-Busquets (MB) ile, Puyol-Pique(PP)’den daha fazla topa sahip olunacağı düşüncesi teoride harika fikir gözükse de pratikte tersi ortaya çıkıyor.

                                    

Top çalma ve pozisyon önlemede zaten PP’nin MB’ye üstünlüğü bariz.  Çok övgü alan “daha fazla pas, daha fazla top bende” fikrinde ise sanılanın aksine PP bir adım önde. Pique %91, Puyol %88 olumlu pas ile oynuyor. Puyol, Pique’ye göre az biraz geride gözükse de maç başına 5 uzun (30 metre ve üstü) pas isabetiyle ve Pique’ye göre daha fazla hızlı hücum başlatıyor. Pique’nin ise Puyol’a üstün olduğu yeteneği Del Bosque’nin ifadesiyle “forvet gibi düşünüyor” olması. Pique’nin maç başına 0.39 dribling ve 0.45 gol pozisyonuna sokan pas ortalaması Cassano’dan yüksek!



Tabii MB’den de...

1-HIZ

Fenerbahçe’nin Şeref Bey’de 2-4 kazandığı maçın kırılma anı Ferrari’nin atılmasıysa, çökme anı Aurelio’nun savunmaya geçmesiydi. O zaman (ve her zaman) bu ön-stoper / defansif orta sahaların savunmaya çekilmesini (yanlış değil) tehlikeli bulurum. Orta saha oyuncuları arkasındaki stoperin rahatlığıyla oynamaya alışmıştır. Şu yazıda belirttiğimiz gibi; Stoper ise arkasında sadece kaleci olduğunun bilinciyle oynar. Araya atılan toplar stoperlerden oluşan bir savunmada daha az tehlike yaratır. 

Mentalite farkının yanısıra Barcelona için bir diğer neden hız. MB, PP’ye göre daha ağır ve daha geç kalıyor. Barselona savunması ise hücum kadar hızlı olmak zorunda. Çünkü gol atmak için gereken çabukluk, aynı zamanda gol yememenin anahtarı.

2-HAVA TOPLARI

1.92’lik Pique ve 1.78’lik Puyol’un nokta ile virgül misali uyumuna gıpta ile bakıyoruz. İkisinin de farklı yeteneklerini en baskın şekilde takım adına ve en optimum biçimde birbirlerini kapatacak şekilde kullanmaları futbol ilminin açıklamakta zorlandığı bir konu. Şiir gibi denir ya, hakikaten bu kadar kafiyeli bir ikili benim gibi şiir sevmeyen bir adam için bile göz kamaştırıcı.

Camp Nou’da sağ çizgiye inebilmiş genç bir kanat oyuncusu olalım hayalimizde. Barcelona’ya gol atabilmenin heyecanıyla ceza sahasına kısa bir bakış atarız. Orta hazırlığının yarım saniye öncesinde, görev paylaşımı yapan bu iki oyuncu arasında bu işi Pique’nin üstleneceğini düşünürüz. Bu yüzden de topu Puyol ile yanyana duran santraforumuza indirmeye çalışırız.

Ve hata yaparız.

O topun bizim santraforumuzun kafasına dokunma şansı %29. Pique ile eşleşen arkadaşımıza atsaydık daha fazla gol şansımız vardı.


Aradaki 14 santimetreye karşı Carles Puyol’un hava topu başarısı, Gerard Pique’den 16 puan fazla. Puyol bu konuda Vidiç, Ferdinand gibi devlerle çekişiyor. Allah Pique’ye boy vermiş, Puyol’a zamanlama zekası.

Bu konuda MB’nin en iyisi Sergio Busquets. O da Pique’nin gerisinde kalıyor.

MILAN YAPMASI GEREKEN NEYSE YAPTI


%75 topla oynama oranı olan bir rakibe karşı, üstelik de deplasmandaysanız, çok dikkatli ve hızlı olmalısınız. Top sizin ayağınızda 5 ya da 6 saniye kalabiliyor ancak. Bu durumda 3-4 saniyede rakip kaleye topu taşımalısınız. Hızlı hücum oyuncularının önüne derin paslar atmalısınız. Eğer kendi sahanızda kale önüne takım otobüsü çekerseniz Messi’nin jenerik oranını yükseltirsiniz. Büyük usta Lucescu “Barselona’yı savunma yaparak yenemezsiniz” derken bunu kastediyordu. Mourinho Nuri Şahin’i transfer ederken bunu düşünüyordu.

Derin bir nefes alıp aklımızdakileri süzersek Barselona’ya 2 şekilde gol atabileceğimizi görürüz.

1- Hızlı hücum. Savunma arkasına atılacak toplar.
2- Yan Toplar

Milan, 1.siyle ilk golü, 2.siyle son golü buldu. Valdes’e de 5 top göndererek 2 golü matematiksel olarak garantiledi! Şans sadece futbolda değil, hayatın her alanında en önemli kavramdır. Ancak “genellikle” kucağımıza düşmez. Dün Milan kendi şansını yarattı ve sonuç almasını bildi.

Barselona’yı (şanlıysa) durdurabilecek 2 takım var. Biri dün akşam elinden gelenin en iyisi yaptı, diğeri Nuri Şahin’i bekliyor.

Barcelona ise yenilmez olmak adına hedeflediği futbol devriminde, Puyol-Pique'nin, Messi’den dahi daha anahtar konumda olduğunu unutmamalı. 


Yakup Sabri İNANKUR

4 Eylül 2010 Cumartesi

Üçte Üç!



Beograd, Plzen, Young Boys

Üçünü al bizim lige koy, biri 20. hafta Yılmaz Vural’ı getirir takımın başına, diğer ikisi düşer.

Sene sonunda Yılmaz Hoca, Fenerbahçe’yi verseler 17 sene üstüste şampiyon yapacağı demeci ile ayrılır. Diğer sezon o takım da düşer.

2 takım teknik direktör değiştirdi, biri değiştirmedi.

Beşiktaş değişmiş, kalesinde 7 pozisyon veriyor biri gol oluyor.

Fenerbahçe değişmiş, kalesinde 10 pozisyon veriyor 2 gol oluyor.

Galatasaray aynı, kalesinde 2 pozisyon veriyor 1 gol oluyor, 1 korner veriyor o da gol oluyor.

2004’e bakıyoruz, şampiyon Yunanistan 6 maçta 7 gol atmış.Çeyrek Final, Yarı Final ve Final maçlarının skorları 1-0. Yarı Final, uzatmada 1-0 olmuş.

2010 bakıyoruz, şampiyon İspanya 7 maçta 8 gol atmış. İkinci tur, Çeyrek Final, Yarı Final ve Final maçlarının skorları 1-0. Final, uzatmada 1-0 olmuş.

İki tane uç örnek. Biri 1-8-1 oynuyor (Orta 8’li savunmaya yakın). Biri maç başına 594 pasla oynuyor. Başlıyorlar soyunma odasında paslaşmaya, kale çizgisine kadar pas yapıyorlar.

Neden?

İkisinin de savunma anlayışı bu çünkü. Biri; kalıplıyım, yeteneksizim, vurarım, bozarım, gönderirim develerimi duran toptan atarsam atarım, atamazsam attırmam. Diğeri; kalıpsızım, çok yetenekliyim, top göstermem, başını döndürürüm, atarsam atarım, atamazsam atamazsın mantığında.

İkincisinin birinciden farkı, daha estetik olması ve yakalarsa dörde, beşe gitmesi. Ama in temele, ne diyor Cruyff “Sokakta top oynuyorsan, düşmek zordur, çünkü canın acır. Bu yüzden benim gibi ufak tefek oyuncular kalıplı oyunculardan nasıl uzak duracağını öğrenir.”

Korun diyor yani.

Yoksa canın acır diyor.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...