İspanya Kral Kupası 2011-2012 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İspanya Kral Kupası 2011-2012 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ocak 2012 Perşembe

Kralın Dönüşü


Son 3 yılın El Clasicoları’nda; Real Madrid kötü oynadı, hücum oynadı, kontrollü oynadı, dengesiz oynadı, vurdulu kırdılı oynadı, kontraatak oynadı, iyi oynadı…

Barselona “sade”ce kazandı…

Dün akşam da farklı bir sonuç olacağını düşünen varsa da söylemeye cesaret eden kimse görmedim. Damaklarda bir kabak aroması eski heyecanlar(ımız)dan yoksun bir el clasico var önümüzde bekleyen. İlk maçı deplasmanda kazanmış dünyanın (muhtemelen tarihin) en iyi takımına karşı, kavgası, çalkantısı, köstebeği, sallayan eski futbolcu / başkanlarıyla Camp Nou’da itibar almaya çalışan kralın takımı…  

Franco uzun süredir yok ve sanki ilk kez “ezilenle”, ezen yer değiştirmiş gibi bir hava vardı maçta.

Zaten daha 15. saniyede “Yeter Söz Krallığındır” posterlerinin hazır olduğunu gördük. Mesut fotoğraftan 1 santim kaymasa o posterin yakışıklı delikanlısı olacaktı. İlk kez Kaka, Mesut, Ronaldo birlikte çıktı. Bu önemli. Mourinho artık el clasico biçer-döver orta saha modelinden, top yapan ve önde oynayan orta saha-hücum modeline döndü. Büyük usta Lucescu’nun “Barselona’yı savunma yaparak yenemezsiniz” veczi başta La Liga olmak üzere Şampiyonlar Ligi’ne, hatta FIFA Dünya Kulüpler Kupası’na katılacak takımların soyunma odasına asılmalı!

Herşeyden önce futbol keyfimizin bekası için önemli bir adım olur.

Barselona’ya karşı oynadığınız zaman hem yüksek mağlubiyet şansınızı bertaraf ediyor, hem de sahada izleyene keyif veren ikinci takım olma şansını yakalıyorsunuz.

Dikkatinizi çekerim Madrid’in golleri de Diarra’nın değil, Granero’nun sahada olduğu dakikalarda geldi. Ya herro ya merro dakikalarında defansif özellikleri baskın olan 2 oyuncu ve ilave olarak Vizigotlar’dan biraz daha medeni Pepe vardı. Coentrao dahil gerisi akıncı birliğinden oluşan Madrid topluluğunun, Barça kalesine, gole olan açlığının dizginleri bir anda çözüldü ve Camp Nou’nun OLE sesleri 1 adım geri çekilerek sahneyi tırnak çıtırtılarına bıraktı.

Madrid krallığı makus talihine karşı bir isyan patlaması yaşadı.

(Fotoğraftaki pankartta yazan: MANTEN PEPE FUERA DEL ALCANCE DE LOS NINOS = ÇOCUKLARINIZI PEPE'NİN ULAŞAMAYACAĞI YERDE SAKLAYIN)

Hadi itiraf edelim uzun zamandır bu kadar heyecanlı bir el clasico izlememiştik.



Sahada böyle bir Madrid görünce zihnimin komplo teorileri bölümü aklıma bir proje çıktısı sundu. Hafta içi yaşanan tüm o konuşmaların, tartışmaların ve (güya) basına sızdırmaların bilerek, isteyerek tezahür edebileceği aklınıza geldi mi?

Hepsi Barselona’yi iyiden iyiye bir rehavet içine sokacak bir taktik olabilir miydi?

Kendinizi egoyla şişirin, işinizde en iyi olduğunuzu bilin ve maça basın toplantısından başlayacak kadar tilkilerle dolu bir kafanız olduğunu düşünün. Ayrıca Düşmanı en güvendiği noktadan vurun” diyen Sun Tzu’dan kitabınızda hayranlıkla bahsedecek kadar savaş felsefesine meraklı ve hakimsiniz. Rakibin kendine olan yüksek özgüvenini ona karşı kullanmak sinsiliği aklınıza gelmez miydi?



Belki yaşananlar, yaşananlardır… Ancak Jose Mourinho merkezdeyken, kurduğum komplo çemberinin yamuk olduğu konusunda kimse emin olamaz.

Netice itibariyle bu maç milât olabilir. Camp Nou'da Barça'ya tırnak yediren tek takım Real oldu. Bundan sonraki maçların Barselona için artık o kadar da clasico olmayacağına inanıyorum. Beyaz krallar belli ki kader çarkının dönüşünden epey rahatsızlar ve kendi dönüşlerine hazırlanıyorlar.

Yakup Sabri İNANKUR


19 Ocak 2012 Perşembe

Barselona: İnancıyla, Tutkusuyla, Ruhuyla


Size Avrupa’nın en kısa boy ortalamasına sahip takımının, aynı zamanda kornerden en az gol yiyen takımı olduğunu ve hatta bununla birlikte kornerden en çok gol atan ilk 3 takım içinde olduğunu söylesem bana inanmayabilirsiniz. Ancak hepiniz Barselona’ya inanırsınız. Onları bu denli mükemmel yapan da inanılmazları, inanılır kılmak…

XavIniesta ve Messi’nin yüksek pas oranı ağızların ve kalemlerin balıyla futbol sohbetlerine döküledursun, bendenizin ilgisini Barselona’nın passız felsefeleri daha çok çekmekte.

Dün akşam Hamit’in, Ramos’un, Coentra’nun, (futbol bataklığı) Pepe’nin üzerinden uça uça giden top, Puyol’un uçan alnıyla buluştuğu anda sadece maç değil, aynı zamanda Kral Kupası da, Madrid topraklarından uçmuştu kanımca. Barselona’yı sadece koca bir pas demetinden ibaret gören Mourinho, belli ki yan top dikenlerini budamayı düşünmemiş ya da unutmuştu. Tam rakibi eline aldığını sandığı anda da batan dikenler yüzünü buruşturdu haliyle.


Daha önce yazdığım Barselona-Milan maçı yazısında Barça savunmasının hava topu hadisesinin, başarılarının gizli eli olduğundan bahsetmiştim. Rakip takımlar yerden akamadıkları Barselona kalesini zaman zaman havadan bombalamaya çalışıyorlar. İçeri gönderdikleri ortalar çoğunlukla Pique yerine Puyol’un üzerine doğru iniyor. Mantıklı görünen bu durum aslında büyük bir hata. Carles Puyol her 100 hava mücadelesinin 71’inden “alnının” akıyla çıkıyor. Kendisinden 14 santim daha uzun Pique’ye göre 16 puan daha fazla. Bu üstünlüğü hücumda da bariz bir şekilde, dün akşam da tatbik ettiğimiz üzere, ortada. Rakip savunma Pique ile uğraşırken, kaptan; zamanlama, doğru yere koşu ve zıplama dallarında açık öğretim ihtisas yaptırıyor. Boyu ve yaptıkları ile orantıladığımızda hava toplarında dünyanın en etkili oyuncusu olduğunu söyleyebilirim. En son; Capello’nun yangında ilk kurtarılacak listesinin başındaki Panucci’de bu denli hava komboları izliyorduk. İlginçtir Panucci de kariyerinin ilk safhalarında sağ bek idi.

                                                    NEDEN HAMİT?

Maçtan önce, 11 isme bakarak hocanın kafasında hangi tilkiler hangi istikametlere voltalar atmakta anlayabiliriz. Real Madrid orta sahası 2 kesici (1 kesici, 1 biçici de denebilir), 1 de defansif oyun kurucudan oluşuyordu. Barselona pas sağnağının en şiddetli olduğu orta saha ile savunma arasındaki hatta, Mourinho kalabalıkların şiddetine güveniyordu. Merkezi kuraklaştıran bu düşünce tarzı golü kenarlara bırakmak zorundaydı. Bu nedenle bekler orta saha özellikli oyunculardan oluşmalıydı. Top yapabilen, dikine gidebilen, topu oyuna hızlı sokabilen anlayıştaki ayaklarla, Ronaldo ve Benzema’nın önündeki geniş alanlar Madrid skor tabelasını bereketlendirebilirdi.


Görevini iyi yaptı Hamit Altıntop. Sıkı bir gümrük memuru gibiydi. 12 kez Iniesta ile göğüs göğüse geldi ve bunların 8’inde vize vermedi. Ancak 4 kaçak girişe engel olamadı. Iniesta bu sefer de Casillas ve direklerin ortak operasyonuyla püskürtüldü. 2. golde hata pastasından bir dilim de O’nun payına düştü. Fakat dikkatle incelenirse maç boyunca O’nun yardım çığlıklarına uzak kalan Ronaldo’nun, bu pozisyonda da bomboş Abidal’e koşmak yerine, ters istikamete (anlamsızca) hafif tempo yürümesiyle bu acı pastanın servisine “yardım” ettiği görülmekte. Tabii şef Messi’nin zekâsı creme de la creme lezzetindeydi her zaman olduğu gibi…

                         

                                           KİRLENMEK ÇİRKİNDİR: PEPE

Neler yaptığını anlatacak da, tartışacak da değilim. En nefret ettiğim, en sahada görmek istemediğim futbolcular çukurunu tek başına dolduracak kadar büyük bir bataklık Pepe.
Modern dünya futbolunun Yesiç’i. En güzel duygularımızın katili…

Ciddi anlamda şunu merak ediyorum; soyunma odasında arkadaşları "senin derdin nedir amigo" demiyorlar mı? Mourinho Pepe’yi savunacak mı? Hatta Real Madrid yönetimi bu terbiyesiz adamı hala kulüpte tutacak mı? Butragueno, Hugo Sanchez, Hierro, Raul, Guti, Casillas ile öğrendiğimiz Madrid'in, Pepelerin çizgisinde anılır olmasının da son yıllarda antipatiklik denizinde kulaç atmasının da tek sebebi var. Balık Florentino Perez’den kokuyor. Korkarım yakında Real'in "efendi"leri de bu değişimden nasibini alacak. Xabi Alonso dün bunun sinyallerini verdi. Bilirsiniz, tüm renkler hızla kirlenirken birincilik beyazın olmuştur her zaman. Bu kir Casillas’a ulaşmadan Bernabeu’da “Yeter Florentino Perez Yeter” sesleri duyarız umarım. 


                                                 VE BARSELONA

Herşeyin bir fiyatının olduğu, hiçbirşeyin bir değerinin olmadığı günlerdeyiz. Arap Şeyhleri, Rus Milyarderleri ile kurumsal bir sektör kadar renkli ve insancıl bir palyaçoya dönüşmekte futbol. Çoğu zaman sıkıntı kıskacının tuttuğu ruhumuz maçı ancak gözleriyle takip ediyor. Çünkü aklımız mekanize bir kas yığınını izleyip sindirmeyi kabul etmiyor.

Böyle bir dönemde, böyle bir piyasada, paranın satın alamayacağı ruhlarla, futbola anlam katan bir Barselona olduğu için dünya futbolunun ne kadar şanslı olduğu gelecek nesiller anlatacak. Çünkü bugünden yarının futbolunu oynayan Barselona, ölmeye yüz tutan futbola yarın bir nefes daha hayat verecek.

Yakup Sabri İNANKUR


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...