Carles Puyol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Carles Puyol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ocak 2012 Perşembe

Barselona: İnancıyla, Tutkusuyla, Ruhuyla


Size Avrupa’nın en kısa boy ortalamasına sahip takımının, aynı zamanda kornerden en az gol yiyen takımı olduğunu ve hatta bununla birlikte kornerden en çok gol atan ilk 3 takım içinde olduğunu söylesem bana inanmayabilirsiniz. Ancak hepiniz Barselona’ya inanırsınız. Onları bu denli mükemmel yapan da inanılmazları, inanılır kılmak…

XavIniesta ve Messi’nin yüksek pas oranı ağızların ve kalemlerin balıyla futbol sohbetlerine döküledursun, bendenizin ilgisini Barselona’nın passız felsefeleri daha çok çekmekte.

Dün akşam Hamit’in, Ramos’un, Coentra’nun, (futbol bataklığı) Pepe’nin üzerinden uça uça giden top, Puyol’un uçan alnıyla buluştuğu anda sadece maç değil, aynı zamanda Kral Kupası da, Madrid topraklarından uçmuştu kanımca. Barselona’yı sadece koca bir pas demetinden ibaret gören Mourinho, belli ki yan top dikenlerini budamayı düşünmemiş ya da unutmuştu. Tam rakibi eline aldığını sandığı anda da batan dikenler yüzünü buruşturdu haliyle.


Daha önce yazdığım Barselona-Milan maçı yazısında Barça savunmasının hava topu hadisesinin, başarılarının gizli eli olduğundan bahsetmiştim. Rakip takımlar yerden akamadıkları Barselona kalesini zaman zaman havadan bombalamaya çalışıyorlar. İçeri gönderdikleri ortalar çoğunlukla Pique yerine Puyol’un üzerine doğru iniyor. Mantıklı görünen bu durum aslında büyük bir hata. Carles Puyol her 100 hava mücadelesinin 71’inden “alnının” akıyla çıkıyor. Kendisinden 14 santim daha uzun Pique’ye göre 16 puan daha fazla. Bu üstünlüğü hücumda da bariz bir şekilde, dün akşam da tatbik ettiğimiz üzere, ortada. Rakip savunma Pique ile uğraşırken, kaptan; zamanlama, doğru yere koşu ve zıplama dallarında açık öğretim ihtisas yaptırıyor. Boyu ve yaptıkları ile orantıladığımızda hava toplarında dünyanın en etkili oyuncusu olduğunu söyleyebilirim. En son; Capello’nun yangında ilk kurtarılacak listesinin başındaki Panucci’de bu denli hava komboları izliyorduk. İlginçtir Panucci de kariyerinin ilk safhalarında sağ bek idi.

                                                    NEDEN HAMİT?

Maçtan önce, 11 isme bakarak hocanın kafasında hangi tilkiler hangi istikametlere voltalar atmakta anlayabiliriz. Real Madrid orta sahası 2 kesici (1 kesici, 1 biçici de denebilir), 1 de defansif oyun kurucudan oluşuyordu. Barselona pas sağnağının en şiddetli olduğu orta saha ile savunma arasındaki hatta, Mourinho kalabalıkların şiddetine güveniyordu. Merkezi kuraklaştıran bu düşünce tarzı golü kenarlara bırakmak zorundaydı. Bu nedenle bekler orta saha özellikli oyunculardan oluşmalıydı. Top yapabilen, dikine gidebilen, topu oyuna hızlı sokabilen anlayıştaki ayaklarla, Ronaldo ve Benzema’nın önündeki geniş alanlar Madrid skor tabelasını bereketlendirebilirdi.


Görevini iyi yaptı Hamit Altıntop. Sıkı bir gümrük memuru gibiydi. 12 kez Iniesta ile göğüs göğüse geldi ve bunların 8’inde vize vermedi. Ancak 4 kaçak girişe engel olamadı. Iniesta bu sefer de Casillas ve direklerin ortak operasyonuyla püskürtüldü. 2. golde hata pastasından bir dilim de O’nun payına düştü. Fakat dikkatle incelenirse maç boyunca O’nun yardım çığlıklarına uzak kalan Ronaldo’nun, bu pozisyonda da bomboş Abidal’e koşmak yerine, ters istikamete (anlamsızca) hafif tempo yürümesiyle bu acı pastanın servisine “yardım” ettiği görülmekte. Tabii şef Messi’nin zekâsı creme de la creme lezzetindeydi her zaman olduğu gibi…

                         

                                           KİRLENMEK ÇİRKİNDİR: PEPE

Neler yaptığını anlatacak da, tartışacak da değilim. En nefret ettiğim, en sahada görmek istemediğim futbolcular çukurunu tek başına dolduracak kadar büyük bir bataklık Pepe.
Modern dünya futbolunun Yesiç’i. En güzel duygularımızın katili…

Ciddi anlamda şunu merak ediyorum; soyunma odasında arkadaşları "senin derdin nedir amigo" demiyorlar mı? Mourinho Pepe’yi savunacak mı? Hatta Real Madrid yönetimi bu terbiyesiz adamı hala kulüpte tutacak mı? Butragueno, Hugo Sanchez, Hierro, Raul, Guti, Casillas ile öğrendiğimiz Madrid'in, Pepelerin çizgisinde anılır olmasının da son yıllarda antipatiklik denizinde kulaç atmasının da tek sebebi var. Balık Florentino Perez’den kokuyor. Korkarım yakında Real'in "efendi"leri de bu değişimden nasibini alacak. Xabi Alonso dün bunun sinyallerini verdi. Bilirsiniz, tüm renkler hızla kirlenirken birincilik beyazın olmuştur her zaman. Bu kir Casillas’a ulaşmadan Bernabeu’da “Yeter Florentino Perez Yeter” sesleri duyarız umarım. 


                                                 VE BARSELONA

Herşeyin bir fiyatının olduğu, hiçbirşeyin bir değerinin olmadığı günlerdeyiz. Arap Şeyhleri, Rus Milyarderleri ile kurumsal bir sektör kadar renkli ve insancıl bir palyaçoya dönüşmekte futbol. Çoğu zaman sıkıntı kıskacının tuttuğu ruhumuz maçı ancak gözleriyle takip ediyor. Çünkü aklımız mekanize bir kas yığınını izleyip sindirmeyi kabul etmiyor.

Böyle bir dönemde, böyle bir piyasada, paranın satın alamayacağı ruhlarla, futbola anlam katan bir Barselona olduğu için dünya futbolunun ne kadar şanslı olduğu gelecek nesiller anlatacak. Çünkü bugünden yarının futbolunu oynayan Barselona, ölmeye yüz tutan futbola yarın bir nefes daha hayat verecek.

Yakup Sabri İNANKUR


12 Ekim 2011 Çarşamba

Carles Puyol Röportajı, Bölüm 2

Dün kaldığımız yerden devam edelim.

*******

-Dizin nasıl?

CP: İyi! İyileştiğimi hissediyorum. Her geçen gün daha iyiye gidiyorum ve artık acı hissetmiyorum. Oldukça memnunum.

-Son birkaç ay senin için zor geçmiş olmalı

CP: Son 8 ay! En zor dönemleri de ilk 3 aydı, zira antremanlara da çıkıyordum. Aslında gayet iyi giderken, sakatlığım nüksetti. ŞL Yarı finalinde Madrid ile oynadığımız maçtan önce ameliyat gerektiğini biliyordum. Ancak 1 ay daha dişimi sıktım.

-Ameliyat olmak için çok uzun bir süre beklemişsin. Peki neden?

CP: Ağrı henüz tam geçmemişken Real Madrid karşısına çıkmak zorundaydık ve takımda stoper yoktu. O dönem farklı bir yerden sakatlık geçirmiş hatta Kral Kupası finalinde forma giyememiştim. ŞL Yarıfinalinde sahaya çıkmaya karar verdim. Benim kararımdı çünkü takımın bana ihtiyacı vardı.

-Bu kararını destekleyenler kimdi?

CP: Herkes! Tüm takım! Juanjo Brau (Barselona fizyoterapisti) bu 8 ay boyunca yanımdan ayrılmadı diyebilirim. Ayrıca çok iyi arkadaşlarım var ve sakatlığımı atlatmamda büyük destek oldular. Sakatken çok tahammül edilebilir bir insan değilimdir.

-Şampiyonlar Ligi Finali’nde ilk 11 başlamadın. Bu durumu nasıl karşıladın (neler hissettin)?

Oynamaya hazırdım ancak arkadaşlarım benden daha iyi durumdaydı.

-Fedakarlığa değer miydi?

CP: Elbette değerdi. Vicdanımın sesini dinlemeye çalıştım. ŞL yarı finalleri arasında ameliyat olmayı düşünüyordum çünkü acı içindeydim ve kendimi iyi hissetmiyordum. Ama takımımı yalnız bırakamayacağımı düşündüm, orada onlarla birlikte olmalıydım. Bir yandan da korkuyordum çünkü böylesine büyük maçlarda hata yapabilirdim. En iyi formumda değildim.
-Görünen o ki; geçmişte olduğu kadar ciddiye almıyorsun herşeyi. Yenilgi yahut oynamamak senin için çok dert değil. Biraz kendini sahnenin gerisine mi çekmeye başladın?

CP: Evet doğru, bugünlerde artık bu tür şeylerden etkilenmemeye çalışıyorum.

-Değişmeyi nasıl başardın?

CP: Hayat böyle. Kişisel anlamda, bazı zor zamanlarımda fazlasıyla acı çektim ve bu beni düşünmeye sevketti. 7/24 futbola kilitli kalamazdım, hayatta daha önemli şeyler vardı. Sanırım Avrupa Şampiyonası-2008 dönüşü bunları ilk kez oturup düşündüm ve bu değişimi yaşadım.

-Kendini rahatlamış hissediyor musun?

CP: Eskiden takıntılıydım ve (anladım ki) bu kötü birşey. Etrafımdaki insanlara da zarar veriyordum.

-Yani (önceden) futbolda acı çekerken, şimdi tadını çıkardığını söyleyebilir miyiz?

CP: Evet, evde otururken düşündüğümde hala unutamadığım acılar yaşadığımı farkederim kimi zaman. O yüzden anlamaya başladım şimdi takım bu kadar harika oynuyor ve tüm kupaları topluyorken bundan zevk almasam kafayı yerdim!!

-Futbolla bağlarını kopardığında ne yapmayı düşünüyorsun?

CP: Arkadaşlarımla takılırım. Öyle ilginçliklerimiz yoktur, sıradanız. Kendime ve etrafımdaki insanlara da şu ana değin yaptığım gibi iyi bakmaya devam ederim.

-Dedikodulara rağmen Ulusal Takım’da oynamaya devam ediyorsun? Ne zamana kadar peki?

CP: Bilmiyorum. Sakatlandığımda Ulusal Takım’ı bırakmanın zamanının geldiğine ikna etmiştim kendimi. Doğrusu futbolu, Barça’yı, bilirsiniz herşeyi bırakacaktım. Ama şimdi 8 ay sonra kendimi çok güçlü hissediyorum ve büyük konuşmamayı tercih ediyorum.

-Kafanda ne zamana kadar oynamak var?


CP: Hmmm 40... ya da 45 (gülüyor). Enerji doluyum ve önümdeki adıma bakıyorum. İlerleyebileceğim yere kadar gideceğim. Şu an için 8 aylık sakatlıktan henüz çıktım ve kendimi çok güçlü hissediyorum.

-Sonsuza kadar Barça’da mı kalacaksın, yoksa seni başka takımlarda görecek miyiz?


CP: Bilmiyorum, futbolu bırakana kadar burada kalacağımın garantisini veremem size. Şu an takım için önemli (bir parça) olduğumu hissediyorum ve bu bana ilham veriyor. Geçtiğimiz aylarda, takımı oturup izlemek heyecan vericiydi fakat şimdi yeniden onlarla birlikte olmak istiyorum. Oyuncuların sahada olmadıklarında da takım için önemli olabileceklerini biliyorum ama artık savaşmak istiyorum! Eğer birgün burası için bir önemim kalmadığımı hissedersem...O zaman neler olacağını görürüz.

Yakup Sabri İNANKUR

11 Ekim 2011 Salı

Carles Puyol Röportajı, Bölüm 1

Röportajın orjinali burdaBaşlığı ise “ABİ LEVANTALA TU” meali “ABİ, KUPAYI SEN KALDIRACAKSIN” Garip bir başlık gibi gelmemesi için ilk kelimedeki “A” harfini kısa okuyun, “aa” şeklinde değil.

Özellikle Messi ile ilgili açıklamaları bana ilginç geldi. “Messi mi Ronaldo mu” aklı başında her futbolsever için soru olmaktan dahi çıktı zaten. “Messi mi Maradona mı” sorusuna (bence) üstü kapalı yanıt veriyor Barselona Kaptan'ı.

*******

-Abidal’in ŞL kupasını kaptanlık pazubandı kolundayken kaldırması Barselona tarihine geçti. Bunu nasıl ve ne zaman planladın?

CP: Takdir edilesi bir andı, ama en önemlisi hakedilmiş bir takdirdi. Yine yapardım. Finalden 2 hafta önce böyle bir fikir oluştu kafamda, ancak Wembley’deki final gününe kadar kararımı vermemiştim. Önce bandı Xavi’ye verdim, kupayı kaldırması için. Fakat Xavi reddetti ve “sen kaldırmalısın” dedi bana. Sonra ben 2 hafta önce yapmak istediğim şeyi hatırladım.

-Abidal ne yaptı?

CP: Ben Abidal’e döndüm “Abi, kupayı sen kaldıracaksın” dedim. “Emin misin” diye sordu. “Tabii ki, git kaldır” dedim ve pazubandını koluna geçirdim.
-Xavi’den bahsetmişken; takımın kötü bir çizgide ilerlediği zamanları hatırlıyor musunuz? Hisleriniz neydi o zaman?

CP: Evet, bazen Xavi ile konuşuyoruz. 5 uzun (zor) yıl geçirdik ve şimdiki muhteşem anların tadını çıkarıyoruz. Futbol bize 2 farklı yüzünü de gösterdi.

-Bu sezona odaklanırsak, ne hissediyorsun (sakatlığın düzeldi mi)?

CP: Harika hissediyorum! Açığımı kapatıyorum ama en önemlisi, bir sonraki maç için kendimi iyi hissediyorum.

-Şu anda Mascherano savunmada görev yapıyor ve gayet iyi bir iş çıkarıyor. Bu da, bazen yedek kalacağın anlamına geliyor...

CP: (Konuşmayı keserek) Burada yedek oyuncu, ilk 11 oyuncusu diye bir kavram yok. Her an (herşey için) hazır olmalıyız. Mascherano muhteşem bir oyun çıkarıyor. ŞL Finalinde oynamayı hakediyor ve şu an formunun zirvesinde.

-Fakat bu 3-4-3 formasyonu, en iyi savunma çiftini, yani seninle beraber Pique’yi de dışarıda bırakıyor.

CP: İkimiz de sakattık ve diğerlerinin şans bulacağını biliyordum. Ayrıca 3-4-3 iyi bir sistem, iyi işliyor. Sorun yok.

-Bu yılki takım, geçen yılkinden iyi mi?

CP:Gerçekten iyi oyuncular kadroya dahil oldu. Bu sezon takımda daha fazla kalite var ve bu da rekabeti körüklüyor, ama 2 sezonu kıyaslayamayız. Bekleyip, görmeliyiz. Geçtiğimiz sezon önemli başarılar elde ettik. Bu sezon önümüzde yeni hedefler var.

-Peki Real Madrid’in geçen sezondan daha iyi durumda olduğunu düşüüyor musun?

CP: Bu sezon birbirlerini biraz daha iyi tanıyorlar. Bir yıldır birbirleriyle oynamaya alıştılar ve bence şu an Avrupa’nın en iyi takımlarından biriler.

-Mourinho’yu biliyorsun. Tito Vilanova’ya bunu (gözüne parmağını sokmasını) yapmasını nasıl açıklıyorsun?

CP: Oyun ne kadar gergin olursa olsun, böyle bir davranışın izahati yok! Ancak her halükarda bunu unutmamız, takıma ve performansımıza konsantre olmamız bizim için daha iyi.

-Hakemlerin Messi’ye ceza sahası içinde yapılan faullere penaltı çalması için daha ne gerekiyor? (!)

CP: Açıkçası bilemiyorum, ancak kendini hiç atmayan (hakemi kandırmayan) bir oyuncu varsa o da Messi’dir. Hakemlerin de işi zor. Sahada oyuncular da biraz yardımcı olmak zorunda.
-Messi için (daha) ne söylenebilir?

CP: Tarihin en iyi oyuncusu. Ondan daha iyisini hatırlamıyorum ya da tahayyül edemiyorum. Düşüncelerim tarafsız değil, farkındayım. Futbol tarihine baktığımızda çok iyi oyuncuların olduğunu görüyoruz. Ancak ben izlemedim. Kimse Messi ile kıyaslanamaz, O başka bir gezegenden.

-Ama sen aynı cümleleri eski takım arkadaşların Ronaldinho, Rivaldo ve Eto’o için de kurmuştun...

CP: Leo herşeyi çok kolay yapıyor... ve kişiliği, kazanma arzusu O’nun en iyi özelliği. Her zaman topu istiyor (sorumluluktan kaçmıyor), hırslı ve kazanan bir oyuncu O.

-Seni en çok etkileyen özelliği?

CP: Alçak gönüllüğü elbette. Sıradan bir adam aslında, hatta utangaç. Ama (sahaya çıktığında) bunun üstesinden geliyor. Futbola aşık. Kim olduğu ve neleri temsil ettiği, O’nu farklı davranışlara sevk edebilirdi, ama O sadece kendisi oluyor. Bu da O’nu (daha) büyük yapıyor.


Röportajın 2. bölümü burada






Yakup Sabri İNANKUR

2 Mart 2011 Çarşamba

KAPTANLAR


İngiltere´nin ´Kırmızı Şeytanlar´ lakabıyla ün salmış dünyaca ünlü takımı Manchester United´da, son kaptan Gary Neville´ın futbolu bırakmasının ardından kaptanlığa getirilen Sırp futbolcu Nemanja Vidic aynı zamanda Manchester United tarihinin de ilk Doğu Avrupalı kaptanı olmuş oldu.
Kırmızı Şeytanlar, 1973 yılında İngiliz futbolunun efsane isimlerinden Sir Bobby Charlton´ın 1973´te takımdan ayrılmasının ardından geçen süre içerisinde, günümüze dek 38 yıl boyunca sadece 10 kaptan değiştirdi. Bunlar sırasıyla George Graham, Willie Morgan, Martin Buchan, Ray Wilkins, Bryan Robson, Steve Bruce, Eric Cantona, Roy Keane, Gary Neville ve Nemanja Vidic oldu. Manchester United tarihinin en uzun kapatanlık yapan futbolcusu ise 14 yıl ile İskoç Martin Buchan oldu. 1986 yılında takımın başına gelen Alex Ferguson, takımın başında 25. yılını geçirirken bu süre zarfında sadece 6 kaptanla çalıştı.



GERRARD´IN 8. YILI

İngiltere´nin bir diğer ekibi Liverpool´da ise şu an kaptanlık görevini sürdüren Steven Gerrard bu görevi 2003 yılında Fransız teknik adam Gerard Houllier´den almıştı. 23 yaşında Liverpool gibi dünyaca ünlü bir takımın kaptanlığına getirilen İngiliz futbolcu yaklaşık 8 yıldır Kırmızılar´ın kaptanı.

Dönemin Liverpool Teknik Direktörü Gerard Houllier tarafından Sami Hyypia´dan alınan kaptanlık, Fransız teknik direktörün, "Gerrard liderlik vasıfları olan bir futbolcu ve kaptanlığa layık" şeklinde yaptığı açıklamaların ardından Gerrard´a verilmişti. McManaman, Fowler, Owen, Carragher gibi Liverpool alt yapısının bir ürünü olan Steven Gerrard geçen bu süre zarfında eski hocası Houllier´i yanıltmadığını gösterdi.



SAN SİRO´DAN ´İL CAPİTANO´ GEÇTİ


İtalya´nın muhafazakar ve milliyetçi bir yapıya sahip olduğunu artık uçan kuşun bile bildiği Milan´da yakın zamanda futbolu bırakan Paolo Maldini sadece İtalya´ya değil aslında tüm dünyaya ´Nasıl kaptan olunur?´ sorusunun cevabını vermişti. Oynadığı üst düzey futbolunun yanı sıra centilmenliği ve sportmenliği elinden bırakmayarak dünyada sayılı kaptanların arasına girdi. 168 kereyle Avrupa Kupaları´nda en çok forma giyen futbolcu oldu. Birçok takımın tarihinde 1 kez bile oynayamadığı Şampiyonlar Ligi
finalini tam 8 kez oynadı. 1985 yılında, Udinese maçının ikinci yarısında üstüne geçirdiği formayı, 2009´da Fiorentina maçında çıkardı.

2009´da futbolu bıraktıktan sonra Milan yönetimi Maldini´nin formasını, alt yapıda oynayan oğlu A Takıma çıkana kadar müzeye kaldırdı. Takım kaptanlığını da bir başka İtalyan oyuncu Massimo Ambrosini´ye verildi. Ambrosini iki yıldır Milan kaptanlığını sürdürüyor.


MİLANO´NUN DİĞER EFSANESİ

Milano´nun diğer takımı İnter´in 1995´de başkanlığa gelen ismi Massimo Moratti´nin ilk transferi oldu Banfield´tan Javier Zanetti. Zaman içerisinde hırslı ve agresif oyunuyla ön plana çıkan Arjantinli 1999 yılında taktığı kaptanlık pazubandıyla bir çok takımdan daha fazla kupa kazandı.

Zanetti, İnter kaptanı olduğu 12 yıl içerisinde; 5 Serie A, 3 İtalya Kupası, 1 Şampiyonlar Ligi ve bir de Dünya Kulüpler Şampiyonası şampiyonluğu yaşadı.



REAL MADRİD EKOLÜ

Valladolid´ten İspanya ve dünya futbolunun en önemli takımlarından birine transfer olan Fernando Hierro, Real Madrid formasını ilk defa giydiğinde 21 yaşındaydı. Real Madrid´te kaptanlığa yükseldiğinde ise 30 yaşında olan Hierro, İspanyol ekibinde istikrarın sembolü oldu. 4 yıl kaptanlığını yaptığı Real Madrid´te 2002 yılında kaptanlığı, Madrid ekibinin bayrak adamı olan Raul´a devretti.
8 sezon Real Madrid´in kaptanlığını yapan Raul, tıpkı diğer örneklerde olduğu gibi dünya futbolunun unutulmaz kaptanları arasına girdi. Sayısız başarının ardından Schalke 04´e transfer oldu ve kaptanlık görevini, aynı zamanda İspanya Milli Takımı´nın da kaptanı olan Iker Casillas´a bıraktı. Casillas bu yıl aldığı bu önemli görevi uzun yıllar sürdüreceğe benziyor.

2004´TEN BU YANA KAPTANLIĞI DEVAM EDİYOR

Josep Guardiola (4 yıl), Sergi (1 yıl) ve Luis Enrique´nin (2 yıl) ardından 2004 yılında kaptanlık görevini alan Carles Puyol 7 yıldır Katalan devinin lideri rolünde. Savaşan ve hırslı bir yapıya sahip olan Puyol dünya futbolunun da önde gelen isimlerinden biri.

26 yaşında kaptanlık görevini üstlenen İspanyol futbolcu Barcelona´dan ayrılmadığı sürece kaptanlığın herhangi bir oyuncuya verilmesi söz konusu değil.

ALMAN FUTBOLUNUN LOKOMOTİFİNDE 46 YILDA 15 KAPTAN DEĞİŞTİ

Alman futbolunu yıllardır tek başına domine eden Bayern Münih´te de tablo diğer Avrupa devlerinden farksız. 1965´te Werner Olk´un kaptanlığından bu yana geçen 46 yılda sadece 15 kaptan görev yapabildi.
Bayern Münih´te bu süre zarfında kaptanlık yapan Franz Beckenbauer, Sepp Maier, Gerd Müller, Karl-Heinz Rummenigge, Lothar Matthaus, Stefan Effenberg ve Oliver Kahn´ın yanı sıra bu 15 futbolcudan sadece Hollandalı Mark van Bommel yabancıydı.,





Kaynak: Sabah

20 Ocak 2011 Perşembe

İspanya Simpson Olursa


Dünya Şampiyonu İspanya, Simpson Ailesi'ne katılmış. Fernando Torres, Bart Simpson'ın büyümüş haline benziyor. Puyol'un sanatsal betimlemesi ise ayrı kopardı beni. Hakikaten, karikatür dünyasında Puyol, büyük bir burundan ibaret olur.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...