2-0 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2-0 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Nisan 2013 Cuma

270 Sabır Taşı

Eğer kibir en sevdiği günahsa şeytanın, kuşkusuz sabır en gıcık olduğu erdemdir. Tabii ot gibi oturup evrenden torpil, yaratandan mucize beklemek, çalkantılı sularda bata çıka sürüklenmek erdem olamaz. Dalgalarla boğuşan, acınmayı-mağlubiyeti reddeden, yolundan katiyen ayrılmayan dervişlerdir, kutsananlar.

20 yıl evvel Kadıköy’ün ortasına dev bir cam prizma koymuş olsaydık, Fenerbahçe özünün ışığı kıpkırmızı bir kibirle yanardı. Spektrumun diğer ucunda belli belirsiz, sönük ve mahsun bir sabır bulurduk.

Dünkü maçtan bahsediyorum. Dünkü maç, dünün öncesinde başladı esasen.

Fenerbahçe, güneşin bizimkinden sonra battığı topraklarda hep aynı oynadı; sabırlı, olgun, akıllı. Haldır huldur hücum yapan, maaile rakip kalenin önüne üşüşen, gazla çalışan, vatan-millet-sakarya üçgenine sıkışan değil, sistemine güvenen ve sebat edip bildiği futbolu oynayan bir takım var sahada. Çimlerin üzerindeki oyun camianın ruhunu yansıtır. Tesislere, koridorlara, soyunma odalarına sinmiş karakteri içine çeker futbolcu, ve öylece çıkar tünelden. 
 
İstikrarsızlığın ve krizlerin yılmaz temsilciydi Kanaryalar. Aziz Yıldırım sistemli bir çalışmayla Fenerbahçe’yi fanusun içine aldı. Çoğu zaman kırsa da o fanusun camını, yeniden inşa etmesini de bildi. Zararlı otları tek tek ayıklamaya başladı. Önce homurtular gitti tribünden. Rant muslukları kapanınca kendi oyuncusuna küfür eden, yuh çekenler kurudu ve toz oldu. Elvir Boliç’e “Ayşegül” diye bağıranları biliyorum ben. Alex’in yuhalandığı gördüm. Evet kahırdan çıkıyordu sesleri ve sesleri yalnızca kahır veriyordu. Saraçoğlu’nda sesler sadece tek bir amaç için yükseliyor artık: destek.

Eskiden isim gelirdi. Artık topçu geliyor. Önden geriye: Sow, Webo, Kuyt, Meireles, Mehmet Topal, Ziegler, Egemen, Yobo; kocaman ilk 11 transferleri. Brezilya’dan rakibi öpen oyuncudan ziyade kulübün kasasını öpen menajerler çıktığını bilen Aykut Hoca, Fransa’dan Ligue 1’den yapıyor tercihlerini. Fiziğe dayalı bir Akdeniz ligini tercih ediyor. Benzerlik ilkesi sadece geometrinin konusu değildir çünkü, o basit ve en güçlü mantıktır. İkinci sırada Premier League, olmadı Serie A’dan geliyor futbolcular. Türkiye Ligi’nin fiyasko ansiklopedisinde bu üç ligde ismi geçmiş futbolcu azdır. Böyle bir ansiklopedinin başlığı La Liga olurdu. 

Sambacı Fener, maç kazanmanın ve rakiplere size “ 5 atacağız” demenin peşindeydi. Avrupa’nın karın ağrısından başka birşey getirmediği yıllarda arasıra golleri sıralayıp, devleri paralasa da finalin çeyreğini dahi aralamak romantik bir rüyaydı. Oysa hücum maç kazandırıyordu, savunma ise şampiyonluk. Şimdi Amsterdam’a minimum 270 dakika var. Umursanmayan Mönchengladbach mağlubiyeti dışındaki son 8 maçta Fenerbahçe’nin yediği gol sayısı: 1.

“Yetenekleri kısıtlı” Aykut Kocaman Fenerbahçe tarihinin en büyük teknik direktörü olma yolunda ilerliyor. Sabırla ilerliyor, sabrettiği için ilerliyor, sabredildiği için ilerliyor. Her branşta finali hedefleyen (ve futbol hariç ona ulaşan) bir camiada artık herkes gözbebeğini bekliyor. E malum assolistler en son çıkar sahneye.

Eminim İtalyanlar pasaporttan stada kadar polisiyle, holiganıyla cehennemi sunacaklar. Önemli değil. Cennetin yolları 270 minik sabır taşı ile döşenmiş. Fenerbahçe yürüyor. Tökezlese ne olur? Birşey olmaz. Seneye kalkar devam eder. Çünkü artık bugünün Fenerbahçe’si, dünün Fenerbahçe’sinin bilmediğini biliyor: Daima bir yarın vardır. 

Yakup Sabri İNANKUR

11 Mart 2012 Pazar

Sahadaki 3. Takım



İngiltere’nin son büyük golcüsü Alan Shearer 2008’de Arsenal dolu dizgin ve lider giderken ; ”O kadar güzel futbol oynuyorlar ki, şampiyon olmaları mümkün değil” demişti. Ligin sonunda haklı çıkmıştı. Hoşumuza gitmese de “1 maçı 6-0 kazanacağıma 6 maçı 1-0 kazanırım” diyen Capello ve takipçileri çoğunlukla konfetilerin altında kupa kaldıran o güzel tabloların ressamlarıdır.

Anlaşılan o ki; Fuat Çapa da oyunu “kuralına” göre oynamaya karar vermiş. Temel amacı topa sahip olmak ve yediğine bakmadan atabileceği kadar gol atmak olan joga bonitocu takımına “vur, kır parçala bu maçı kazandırma” talimatı vermiş. Gençlerbirliği 16 faulle bu sezon en çok faul yaptığı maçlardan birini çıkardı. Şüphesiz bu kendini inkâr futbolunun psikolojik nedenleri Fenerbahçe’ye dayanıyor. Geçtiğimiz hafta aldığı ağır mağlubiyetten sonra Çapa (kaleci dahil) 5 farklı oyuncuyla TT Arena’daydı. Hepsi de savunma yönüyle öne çıkan bu oyuncular ilk yarının sıkıcı ve tek düze geçmesinde en önemli rolü başarıyla oynadılar.

Bizler gibi Fatih Terim de Gençlerbirliği’nin bu tarz oynayacağını hesaba katmamıştı. Önümüzdeki hafta Kadıköy’de bu kez şok presin ters tepki verebileceğini düşünerek kontollü bir oyunun ve mümkün olduğunca topa sahip olmanın minik bir provasını denediler. Hatta son haftaların başarılı ismi Emre Çolak yerine Riera’ya forma vererek O’nu da formaya (ve derbiye elbette) ısındırmak niyetindeydi tecrübeli hoca.

Kısaca TT Arena’da sahaya çıkan 2 takım düşüncelerinde Fenerbahçe’yi de getirmiş belli ki. Sahada olan bu 3. takımın oynanacak futbolun kalitesine hükmedeceği de açıktı.

Koca bir 45 dakikadan sonra iş, Türk Futbolu’nun son 15 yıldaki skora en etken bölümüne ve konseptine kalmıştı. Fatih Terim’in devre arası konuşması / taktiği / motivasyonu…

Çolak oyuna girdi, Galatasaray bildiği gibi / bildiğimiz gibi oynamaya başladı ve rakip kaleyi kapatan 11 kilidi açması 2 dakika sürdü. Elmander’in rakip savunma içinde dönerek açtığı girdaba Melo aktı.

Yıllar önce serbest vuruşlarla ilgili bir belgeselde bu işin en üstad ismi Ronald Koeman’dan şu sözleri duymuştum: “Vuruş yönünüze göre barajdaki 2. ve 3. adamın kafasının arasına doğru vurun. Falsoyu da ihmal etmeyin.” Galiba Selçuk İnan da aynı saatler de televizyon başındaydı. Bu sezon 3. (şahane) frikik golü olması dışında gol olmayan vuruşlarında da aynı mantığı görebilirsiniz.


Yakup Sabri İNANKUR

6 Şubat 2012 Pazartesi

Kazananlar Ve Mücadele Edenler


Tüm umudunu, hedeflerini ve hayallerini Portekizlilerin sırtına yükleyen Beşiktaş, onlar dinlenmeye! çekildiğinde önce umudunu yitirmeye başlıyor, sonra hedefe gidemiyor ve en sonunda kırık hayalleriyle başbaşa kalıyor.

Tayfun Talipoğlu jargonunda bir giriş yapmayı ben de beklemiyordum. Ancak Beşiktaş’ın yaşadığı tam sekiz! yıllık buhran Beşiktaşlı sağlam dünyalara çürük fay hatları ekledi. Öyle ki en ufak bir hezeyanda camia ve onun gözbebeği futbol takımı sarsılıyor.

Beşiktaş Kadıköy’e önce bel bağladığı prenslerinin ihaneti, sorumsuzluğu veya ihmalkârlığı (dilediğiniz tanım ya da tanımları seçebilirsiniz) ile, daha öncesinde 2 ardarda mağlubiyet ile ama en öncesinde Sn. Yıldırım Demirören’in tarihi TFF genel kurulu açıklaması ile gitti.

Bu kadar öncü deprem, bir ana depremin habercisiydi (ki 2-0’lık sonuç da bu haberi doğruladı) zaten. Bununla birlikte yıkıntıların arasından, tüm o cafcaftan ve şaşaadan sıyrılmış bir takım vardı sahada. Önder olarak da “Beşiktaş mücadeledir” mottosunun ruhani lideri Fabian Ernst sanki bir isyan halindeydi olan bitene!

Fenerbahçeli’nin dünyası ise tam tersi bir iklimde dönüyor. Alabildiğine renkli! Ne mağlubiyetler, ne 3 temmuz vakası ne de herhangi başka bir sarsıntı Fenerbahçeli’nin keyfini kaçırıyor. Krizler; taraftarı, oyunucuyu, basın mensubunu ve yönetimi birbirine daha çok bağlıyor. Bu sinerji derbi maçlarda öyle yüksek bir frekansta tezahür ediyor ki, kötü oynadığı derbilerde bile bu psikolojik hava sarı-lacivertlilere galibiyeti getiriyor.

Bütün bunlara rağmen Beşiktaş kazanabilir miydi?

Meşhur Holosko pozisyonu konuşulmaya değer. Topu ilk aldığında bekletmeden Mustafa’nın önüne yuvarlayabilirdi. Sürmeyi tercih etti. Sürdü, sürdü ve ne yakın direkteki arkadaşına ne uzak direkte daha zor pozisyondaki arkadaşına çıkardı. Bize daha zoruna muktedir olduğunu kanıtlarcasına penaltı noktası üzerinde bolca Fenerbahçeli’nin bulunduğu bir alana gönderdi topu. İnsanlar bu tür saçmalıkların çok daha azını yaptığı için en iyi arkadaşları tarafından bir daha halı sahaya çağrılmıyorlar ve İbrahim Akın bunun daha azı için Metris’te…

Ligin duran top şampiyonu Beşiktaş, (oyun boyunca 10’dan fazla korner kullandı) golü kornerden yedi. Gökhan ok gibi ön direğe fırlarken Büyük Alex ayağının içiyle “şöyle” bir kesti. Gökhan arkaya aşırtırken tüm Beşiktaş savunması ön direkte kümelenmişti bile. Alex ile Gökhan’ın, gol sevinci yumağından uzakta (korner bayrağına yakın köşede) birbirine sarılması; senaryolaştırılmış, çalışılmış ve nihayetinde çekimleri tamamlanmış bir filmin final sahnesi oldu.


Golden sonra, kısa, akıllı ve isabetli paslarla merkezde hakimiyet kurdu Fenerbahçe. Zaman zaman Alex bile Emre bölgesine inerek pas trafiğine ufak rötuşlar yaptı. Siyah-beyazlılar için Gökhan Gönül’ün bindirmeleri bir dert, Stoch’un boşluklara sızması ayrı bir dert oldu. Veli Kavlak’ın adam kovalamaktan sıkılıp kart görmesi sürpriz değildi. Öte yandan, Beşiktaş’ın top yapabilen tek adamı sol çizgideydi.  Acaba Carlos Hoca saha içine ufak bir dokunuş yapabilir miydi? Eğer Veli sol çizgiye Simao merkeze çekilse hem Beşiktaş’ın oyun kuramayışı azalmış olacak hem de Gönül’ün önü Kavlak’la kapanmış olacaktı.

Beşiktaş’a önce bilim yardım etti. İyileşmeden oynayan / oynatılan Gönül’ün vücudu müsaade istedi. Fenerbahçe teknik kadrosu ve doktorları sadece Fenerbahçe’nin ve Ulusal Takım’ın sağ kanadını değil, Gökhan Gönül’ün kariyerini de riske ediyorlar. Herşeyden önce Gökhan kendine dikkat etmeli. Arkadaşı Arda sakat sakat oynadığı için neredeyse futbol hayatına nokta koyuyordu. Oyuncularımızın aklına profesyonel oldukları sadece sözleşme dönemlerinde geliyor. Camiaların, taraftarların gazını / övgüsünü alırken; sakat sakat oynayıp göklere çıkarılan ama sonra bir daha toparlayamayıp tarihte hoş bir anı olarak kalan bir çok oyuncunun durumunu iyi düşünmeli ve değerlendirmeliler.

İkinci yarı, Beşiktaş maçlarının 55. dakikasında sakatlanarak oyundan çıkma ritüeline sadık kalan Emre Belözoğlu da Gökhan’a katılınca Fenerbahçe’yi rakip sahaya taşıyan ayak kalmadı.

Carlos Hoca bu noktada bir müdahalede bulundu. Ernst’i hücum prese gönderdi. Fenerbahçe savunmada top yapamamaya, hata yapmaya başladı. Hemen sonra Necip hamlesi geldi. Ernst tüm gücünü hücum prese verdiğinden Necip ribaundları toplama işine beceriyle koyuldu. Bu yüzden bütün pozisyonlara Ernst girdi. (En son bu uygulamayı Mustafa Denizli Ernst-Fink ile uygulamış ve Şeref Bey’de 3-0 kazanmıştı.)  

2 takımın da sakat(lanan) / eksik oyuncuları becerisi ve estetiği yüksek oyuncular olduğu için (kalanlarla) iyi mücadele oldu, iyi maç olmadı.

Fenerbahçe kazandı ve play-off grubu için kamouyuna manifesto çekti. Taraftar gruplarının kendi içlerinde manifesto çektiği Beşiktaş ise Araf’a düştü ve görünen o ki önünde daha zor mücadeleler var. 

Yakup Sabri İNANKUR

Not: Rakip seyirciler deplasmandaki derbilere alınsın diyoruz, lakin biri müze kapısı kırar, diğeri koltuk...Maç izleme hakkı engellenemez de, maç izlemedikten sonra o hakkı istemek, haklıyken haksız durumuna düşürüyor maalesef…




5 Ocak 2012 Perşembe

Sislerin İçinden


Son 10 yılın en popüler futbol istatistiğinin artık günümüzde en içi boşaltılmış, en amacından sapmış istatistik olduğunu kanıtlamak için Beşiktaş’ı izleyebilirsiniz.

Stoke City maçında %65, Kardemir Karabükspor maçında %45 ve dün akşam Eskişehirspor önünde %55 topla oynama oranıyla oynadı Beşiktaş. Bu 3 maçın ortak özelliği; Beşiktaş’ın oyuna hakim olan, daha iyi oynayan, galibiyeti daha çok hakeden ve hakettiğini alan taraf olmasıydı. Kara Kartallar işine geldiğinde topu hükmüne alıyor, işine geldiğinde topu misafirine veriyor ama iş bittiğinde keyifle duşa giden taraf oluyor.

Metinlerin, Rızaların, Sergenlerin hocası Serpil Hamdi Tüzün son röportajında şöyle diyordu: ”Topa ne kadar sahip olduğunun önemi yoktur…Önemli olan topa sahip iken ne yaptığın ne yapmadığındır. Topa sahip değilken de ne yaptığın ne yapmadığın aynı derece önemlidir”

Ne yapıyor Beşiktaş topa sahipken?

Hızla rakip kaleye akıyor. Fernandes komutanlığında 20-30 metrelik orta menzilli paslarla rakip ceza sahasına sızıyor. Kenar oyuncular içeri katederken kanat bekler ve Ernst rakibin kontraya kalkacak oyuncularının önüne barikat çekiyorlar. Dönen 10 toptan 7’si yeniden Beşiktaşlı ayaklara geliyor ve oradan da rakip ceza sahasına yeniden dökülüyor.

Bunun için topu oradan oraya gezdirmenize gerek yok. Gerek var diyenlere Mourinho soruyor:”3 pasla gole gidebilecekken neden 100 pas yapayım?”  

Beşiktaş sadece dinlenmek istediğinde pas yapmaya başlıyor. Ne zaman isterse!

Ersun Yanal önde savunmayı kurarken, Ernst-Fernandes’i sıkıştırma ve dönen topları kazanma güdüsü vardı içinde. İlk 10 dakikada Eskişehir’in Beşiktaş’a %72’ye %28 üstünlüğü vardı ancak bahsettiğimiz gibi bu Beşiktaş’ın pek umrunda değildi!

Beşiktaş ülkenin en çok terleyen takımı. En yakın rakibinden 13 maç fazlası var, henüz ocak ayında olmamıza rağmen…

Bununla birlikte, son 5 yıl içinde en çok bu sezon bu kadar üstüste maçı güvenle izliyor Beşiktaşlılar. Avrupa’da ve ligde artık belli bir futbol kalitesinde yürüyen bir Beşiktaş var.
Bir standartı var. Sonunu boşverin beraber yürümenin tadını çıkarın. Sislerin içinde olsa bile…

Yakup Sabri İNANKUR

Not: Fotoğraf DirenJK/Twitter hesabından alınmıştır. Kaynak: http://twitpic.com/8375c0

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Sivok’un Yanında Kim Oynayacak?

Galatasaray'da "mevkilendirme" kura yoluyla yapılıyor sanırım. FM diliyle AMC, WBL, MC...vs yazıp bir torba içine atıyorlar. Tahtada ismi olan 11 oyuncu gelip şanslı mevkisini çekiyor. Culio'nun oyun kurucu, Aydın Yılmaz'ın sağbek, Hakan Balta'nın forvet arkası, Mustafa Sarp'ın pasör olması konusunda bulabildiğim en mantıklı açıklama bu.

Şaka bir yana, aslında bu tercihlerin açıklaması var. Son 1.5 senede Elano, Keita, Misimoviç gibi zekaların gönderildiği, Kewell’ın, Insua’nın, Pino’nun küstürüldüğü bir takımda topun en yakıştığı ayakların sahibi haliyle Hakan Balta, Aydın Yılmaz, Culio oluyor. Çok değil 2 sene önce satın alırken “menşei:Premier League” etiketi arayan kulüp, bugün Romanya Ligi’nden hallice oyuncularla mücadele ediyor.

Galatasaray'a göre daha bilimsel kalsa da, Beşiktaş'ta da ilginç durumlar oldu saha içerisinde. Hilbert, kenara alkışla gelen Kaptan Guti'yi öpüp sahaya girdiğinde, Simao'ya doğru koşarken işaret ve orta parmaklarını hızlıca ileri-geri yaptı. Kendisinin kanada, Simao'nun ise Guti'nin yerine ortaya geçeceğini futbolun işaret lisanıyla anlattı. 3 dakika, sonra bu kez Quaresma alkışlarla kenara gelirken genç Onur Bayramoğlu'nu kucakladı. Onur sahaya koşarken yine aynı 2 parmağıyla, yine aynı isme (Simao'ya) yine aynı hareketi yaptı. Belli ki Portekizli, yeni görevinde 3 dakika içinde beklenen performansı gösteremedi!

İlk dakikalarda Galatasaray’ın düzgün ve seri paslarla Beşiktaş ceza sahasına inmesi maçın hızlı başlamasına sebep oldu. Her ne kadar bu ataklar, hiçbir Galatasaraylı’nın olmadığı Beşiktaş ceza sahasına orta yapmakla sona erse de, yine de maç için umutlarımızın doğmasına bahane oldu. Bu duruma önce Quaresma, sonra Fernandes ve Simao isyan etmeye başlayınca, Galatasaray etkinliğini kaybetti. Zaten bu üçlünün ikinci yarıya bildiğimiz kimlikleriyle ve istekli başlamaları Galatasaray’ın direncini 15 dakikada kırdı ve 2 dakikalık bir enerji patlaması sonucu getirdi.

Beşiktaş çok fazla sıkmadı. Sakatlık için uygun zaman değil. Camianın kafasında kupa var. Kupa; bu kadar kötü bir sezonun iyi bitmesinin prestijinden daha fazla anlam ifade ediyor. Onu da geçen hafta Başkan Yıldırım Demirören açıkladı "Avrupa'sız Beşiktaş olmaz" diyerek. Önümüzdeki sene de NASA temalı hicivli sloganlara malzeme transferler yapmak için Avrupa’da mücadele etmek şart.

Peki camianın kafasında kupa varsa (ki öyle de olması lazım), Sivok’un Kayseri’deki partneri (her kim olacaksa) ile en azından 3 hafta yanyana oynamış olarak gitmesi Beşiktaş savunması için daha avantajlı olmaz mıydı?

Aynı durum Şenol Güneş’in de başına geldi. Sakatlanan Egemen’in yerine her hafta başka bir stoper oynattığı için, Giray yanında oynayan arkadaşlarıyla bir türlü uyumu yakalamayadı. Trabzonspor bu süreçte, içinde Fenerbahçe’nin de olduğu bir dizi maçı savunmadaki adam paylaşımının yanlışlığı yüzünden basit goller yiyerek kaybetti ve 9 puanlık avantajını koruyamadı.

Bunun dışında Beşiktaş’ın (şu an için en azından) üstü itinayla örtülen önemli bir iç sorunu var. Onu da kupa finalinden sonraya saklıyorum.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...