Bu son 10 yılda Fenerbahçe Beşiktaş’a -çoktan aza doğru- kornerden, Alex’in kafasından ve bekleneni veremeyen forvetlerinin aşırtmasından gol atıp durmuştu. Alex gittikten sonra ikinci sorun, Gökhan Zan gittiğinden beri üçüncü sorun çözüldü. İlk sorunun çözülmesi için ise Gökhan Gönül’ün Fenerbahçe’den ve/veya ön direkten ayrılmasını bekliyor Beşiktaşlılar. Dün tüm Fenerbahçe kornerleri yine goldü: Bir tanesi kanunen, bir tanesi vicdanen, bir tanesi de çizgiden... İlk golde (ikisinde de) arka direk çoğu zaman olduğu gibi bomboştu. Son golde ise doluydu. Bu ayrıntının nelere yol açtığını hepimiz tecrübe ettik.
Maç da burada döndü.
Beşiktaş savunmasına Emre Özkan ile beraber ters kademe, isabetli orta ve adam kovalama eklendi. En zayıf yer, yeterli bir hale yükseltildi, lanetli dakikalara yaklaşırken.
70’den sonra Beşiktaş çok puan kaybetti İnönü’de. Rakibinden skor ve adam fazlası olmasına ragmen hem de. Aykut Kocaman da bunun farkındaydı, 70’de motoru açmak istedi. Caner sola, Topal prese geçti. Fenerbahçe merkezde 1 kişi azaldı, gözünü kenarlara dikti. Kocaman’ın bildiğini, Aybaba da biliyordu, Veli Kavlak son derece iyi bir maç, sıkı bir yorgunluk ve sarı kartla kenara geldi. Oğuzhan ile rest dedi Samet Hoca. Elindeki tek ofansif gücü kullandı. (Sinan Kurumuş’u henüz ofansif güç olarak düşünmememi bağışlayacağınızı biliyorum.) Beşiktaş merkezi bırakmamaya kararlıydı. Artık daha yetenekliydi o bölgede. İbrahim Toraman dahi göbeğe koşular yapmaya başladı.
Gökhan yorulmuştu, Egemen ve Bekir ilerdeydiler, kartlıydılar ve yavaştılar. Fenerbahçe’nin en zayıf olduğu noktaya koşacak kuvvet ve yürek Olcay’ın, onu besleyecek bilek ve zeka Niang’ın, sevinç ise milyonlarındı.
100 yıllık hikaye böyle bitmeliydi. 2 takıma da teşekkürler ve tebrikler. Artık gıcır gıcır bir statta, yeni kahramanlarla eski hikayeye kaldığımız yerden devam ederiz.








