Şampiyonlar Ligi 2012-2013 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şampiyonlar Ligi 2012-2013 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mayıs 2013 Pazar

Almanlıktan Aldığım Tadı…

Inter, Real Madrid, Manchester United, Shaktar Donetsk, Chelsea, Brezilya, İspanya, Arjantin, Danimarka, İtalya…

Gary Lineker’i hep yalanladılar. Futbol 90 dakika oynanan ve Almanların finale kadar gelmeyi başardıkları bir oyundu daha çok. Dünya Kupası, Avrupa Şampiyonası, Şampiyon Kulüpler, Kupa Galipleri ve Uefa Kupası’nda 49 kez final oynadılar. 27 kez başları önde çıktılar stattan.

Artık işi daha sıkı tutuyorlar. Başbakan Merkel 3 hafta önce ilan etmişti şampiyonu: “Almanya kazandı” demişti, İspanyolları silkeledikten sonra. Geçen hafta Şampiyonlar Ligi’nin çiçek versiyonunu Wolfsburg kadınları kazanınca, tüm Almanya kazanmış oldu. Tarihte ilk kez bir ülke aynı yıl içerisinde hem kadın hem erkek dallarında futbolun zirvesine çıktı. Ancak bu Alman futbolunun zirvesi değil, henüz başlangıcı…

Dortmund Başladı, Münih Bitirdi

Hücum pres, uzun topa zorlama, ribaund toplama, toplu hücum, Neuer ve yine hücum pres. Hummels’den Lewandowski’ye uzanan gol hattı 5 kez işledi. Avrupa’nın ilk 15 dakikada en çok gol atan takımı 5 gol girişimini sonuca çeviremeyince Bayern topu çevirmeye başladı. Yarım saat dolduğunda Schweinsteiger ve arkadaşları %73’e, %52 öndeydi topla oynama oranlarında. Asi ruh Martinez, Dortmund’un presini kırmaya ve takımını öne itmeye başladı. Schweinsteiger daha fazla topa sahip olmaya başladı. Martinez-Schweinsteiger ikilisi 10 kez 30 metre ve üzeri pas denediler. 9’u Ribery ve Robbenle buluştu. Kenarlara inen Münih, Mandzukic ve Müller’in altın kafasından ha geldi ha gelecek pozisyonlar buldu.  

Bizim Çocuk


Lafın gelişi. Kara kaşının kara gözünün hatrına. Fiiliyatta yeni Alman harikası İlkay Gündoğan Dortmund’un bel kemiğiydi. 2 yıl önce Nuri Şahin’in yaptığı işi şimdi o yapıyordu: Dönen toplara odaklan, atakları kes, öne servis et. Dortmund’un harikulade karşı presinin prensiydi. İlk tablomuzun sarı küçük noktaları, O’nun yaptığı büyük işin sanatsal bir çalışması (ESPN’e teşekkürler) Müdahil olduğu pozisyonların %93’ü rakip sahada. 3 yıl önce narin bir 10 numarayken bugün Bayern pas yollarını tıkayıp, hücumlarını solduran bir maestroya döndü. Heyhat! Lahm’a işlemedi bu durum. İkinci tablo onun servislerini gösteriyor ve tabii Philipp Lahm’ın etkisini de.



Das Ende*

Dortmund’un gönlü uzatmadaydı, geçene sene damdan düştüğü için Bayern, bu seçeneğe soğuk bakıyordu; oyunu ısıttı. Müller, Müllerleşti: Beklere pres, merkeze koşu, kenarlara yardım, arka direğe sızma… Bu eğri bacaklı adamın futbol adına yaptığı her şey doğru. Ribery, Riberyleşti. Robben de Robbenleşmekten vazgeçip karşı karşıya bir pozisyon daha harcamayınca Almanya’nın büyük evladı kazandı.

Güzel bir Pazar sabahı Umut Sarıkaya’nın meşhur karikatürü tecelli ediyor;  Almanlıktan aldığım tadı hiç birşeyden almadım diyenler baş düşman İngiltere’nin kalbinde biralarını yudumluyorlar. Gurur onların, keyif futbolseverin.

Yakup Sabri İNANKUR

*Son

6 Mart 2013 Çarşamba

Tenkit Mister Cuneyt, Teşekkür Señor Cakir


İyi ile kötü el ele gelir. Kaybeden geçmişe döner, kazanan önüne bakar. 


Yakup Sabri İNANKUR

24 Ekim 2012 Çarşamba

Tıpkı 80’lerdeki Gibi

Futbolumuz hakikaten 80’ler dönemine döndü. Geriledi. Futbol aşığı Türkiye ulusal takım bazında da, kulüpler bazında da batıda boynu bükük. Avrupa’nın çok da matah olmayan takımları sırf sistemli oluşları ve temel futbol bilgi / kültür / mental yapısına sahip oldukları için bizi tuş ediyorlar. Mücadele, şanssızlık, hakem yeniden futbol sözlüğümüzün ilk 3 sayfasını kapladı.Tıpkı 80’lerdeki gibi. Kaybediyoruz ve küçülüyoruz.

Yenilir ama ezilmediğimiz o dönemlerde, hava biraz bozdu mu, yağmur hafif çiseledi mi, orta saha bataklık, kale önleri ise penaltı noktası en geniş yeri olmak üzere yuvarlak bir balçık havuzuna dönerdi. Karambollerde bacaklar, kafalar, çamurlar havada uçuşurdu. Teknik-taktik hak getire. 

Tanıdığım en güzel Süleyman olan Seba’nın “Öyle bir takım kurmalıyız ki rakibi de hakemi de sahayı da yenecek” diyerek, sahayı da aşılması gereken engeller listesine eklemesi, diğer ikisi kadar çetin sayması tevekkeli değildi.

Biz bile eski maçlara dalarken garipsiyoruz o sahaları, “imkânsızlıkları”, eminim genç kardeşlerimize garip ve (muhtemelen) komik geliyordur.

Bugün 2012 yılında aynı manzarayı görmemizden daha garip ve komik olamaz yine de. Üstelik de teknoloji harikası bir statta. Yazın Avrupa Şampiyonası’nda Ukrayna-Fransa maçını hatırlıyoruz. Göğün kapıları açılmıştı. Yarım saat süren yağmur kesildikten 15 dakika sonra sahada akan tek şey Ribery’nin sprintleriydi. Yer tüm suyu yutmuştu. 1 Donbass Arena’nın da 4 TTArena yapacak para ve emek yuttuğunun farkındayım. Çevre düzeni, ulaşım, tasarım ve mühendislik “lüksleri” haricinde temel “lüksleri” için bir referans noktası görebilirim yine de. Tabii bunun ekonomik getiri-götürülerini de.

Tumturaklı bir drenaj sisteminin değeri 250.000 avro, şampiyonlar liginde 3 puanın değeri 1.000.000 avro, sakatlanan oyuncuların değeri 5 milyon avro. Tamam, böyle bir yağmur, böyle bir maça belki 3 belki 5 yılda bir denk gelir ancak kaçınılan maliyet, yılların birikiminden daha fazlasına mâl oluyor işte. 

Maçı Fatih Terim özetlemiş zaten; “Sudan kafamızı çıkaramadık ki, ne futbolu?” 

Yağmur coştu, gol yanlış kaleye atıldı, penaltı kaçtı, ara pasları ya çamura takıldı, ya sudan kaydı, golcüler ağları yandan sarstı…

Bazen olmaz. Sadece olmaz. Açıklaması, tanımlaması, kıstasları yoktur. Öyledir. Evrenin tüm hep yekleri bir futbol sahasına düşer. Ayakları düğümler, kafaları öne eğer. Sonuç eşittir “ve” adil değildir.

Tıpkı 80’lerdeki gibi.

Yakup Sabri İNANKUR

19 Eylül 2012 Çarşamba

Real Futbol


Kelimelere bol keseden kifayet dağıtsak dün geceyi anlatacak şık bir kıyafet bulamazlardı kendilerine. Ne teşbihler, ne sıfatlar bu uğurda tepetaklak düşerlerdi paragraflardan.

Mourinho klasik ‘kesici-pas dağıtıcı-oyun kurucu’ üçgeninin iç açılarını değistirdi. 2 kesici 1 pas dağıtıcı ile City orta sahasını boğmayı amaçladığı açıktı. Amma ve lakin City ortasahası zaten boğulmak derdinde değildi. Barry’nin görevi oralarda boy göstermek ve partneri Toure’ye gizli forvet kontenjanında yer açmaktı. Toure'yi meşgul edecek Ozil, Modric sahada olmadığı için Fildişili at koşturdu Madrid illerinde. Ronaldo'yu kıskandıran driblinglerle hem de. Geride beklemek zorunda değildi zira. Buna Silva’nin ‘modern 10 numara’ futbolu da destek çıkınca 2-3 pasta Ispanyol kalesini görmeye başladı Ingiliz ekibi. Çok savunma yönlü oyuncu koymak, kaleyi sağlama almak demek değil. Rakibin hücum gücünü kırmak önemli olan. City’nin en etkili oyuncusu Toure. Onu geride beklemek deparlarıyla karşı karşıya gelmektir ki, öyle bir momentumu durdurmak için duvar örseniz kafi gelmez. Zaten Essien de Khedira da hücuma çıkmakta zorlanan oyuncular. Böylece Madrid’in gol umudu adaklara ve şutlara kaldi. Ozil ve Modric oyuna dahil olduktan sonra Real’in rakip kaleyi ablukaya alması elbette tesadüf değildi bu yüzden. Tam bu dakikalarda Di Maria’nın Cruijff-Baggio karışımı isyan deparları ve pasları başladı. Maçın kan dolaşımı hızlandı.
Defansif forvet kavramı bizim için olumsuzdur, Nobre sağolsun. Halbuki Tevez mükemmel bir defansif forvet örneği. Dzeko'yu boşa çıkaran O'nun presleri. Dzeko boşa çıkınca bir dünya markası Casillas bile terse yatabiliyor. Ancak futbol kısa yorgan gibi. Ayakları kapatsanız göğsünüz, göğsünüzü kapatsanız ayaklarınız açıkta kalıyor. Silva’nın oyundan çıkışı Marcelo’nun önünü açtı. 10 dakikada Mancini bu tehlikeyi sezip orayı Zabaleta ile tıkamaya çalıştı ancak nafile! Ispanyol sağ bek ısınana kadar maç bitti. Dahası Real’in açılış ve kapanış golü o bölgeden geldi.
Ronaldo %100 pas yüzdesi ile oynadı. 54 pas 54 isabet. Son dakikada golü atıp maçı aldı. Insan 1.5 saat yerinde otursa hata yapar. Insan diyorum tabii. Mactan sonra Mourinho ‘Sahada hayvanlar gibi mücadele ettik’ derken kesinlikle haklıydı.
22 ‘hayvan’ 1 topun peşinde hercümerc ederken hatalarıyla, sevaplarıyla, mücadelesiyle ve burun farkıyla gerçek futbolu iliklerine kadar yaşamak da insana kendini kral gibi hissettiriyor.
Yakup Sabri İNANKUR
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...