Felipe Melo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Felipe Melo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Şubat 2012 Pazartesi

Herşey Sahte Melo Gerçek


Dün akşam açıkça gösterdi ki; Türk Futbolu’nun (hatta dünya futbolunun) 4-3-3 denilen (ama uygulamada 4-5-1 olan) dizilişten mümkün mertebe uzak durması gerekiyor.

Atılan 5 golün 4’ünün takımlar 4-4-2 oynarken gelmesi sürpriz ya da tesadüf değildi. Hatta oyunun güzelleştiği anların da hocaların 4-3-3’den (yani 4-5-1’den) vazgeçtiği bölümlerdi.

Süper Lig’de tüm takımlar 4-3-3 (aslında 4-5-1) oynuyor. Ligimiz zaten sert iken bir de üzerine göbekte 2 hatta 3 takoz barındıran takımların sayısı bir hayli fazla. Orta yuvarlağa sığışmaya çalışan 6 kişinin mücadelesi futboldan çıkıp kör dövüşüne dönüyor ve maçlar bu yüzden çoğu zaman ruhumuzu sıkıntı kıskaçlarıyla esir alıyor.

Eğer hakkını verebilseler sahaya hakim olma ve topla daha fazla oynamak için tasarlanan 4-3-3 gözümüzü okşayan bir futbolu önümüze koyar. Bunun için ilk şart 2 adet kenar forvet!

Riera, Simao ve özünde Engin, Quaresma kanat oyuncuları. Bildiğimiz eski model, hızlı, teknik, taç çizgisine bitişen, önündeki bekin belini kırıp penaltı noktasına orta yapan sınıf. Leonardo, Giggs, Ginola, Zenden bu sınıfın son aristokratları. Elimizde Giggs kaldı yadigâr. Modern futbol bu tarz oyunculara yeni bir misyon yükledi ve altyapı eğitimleri bu misyonla evrildi. Yeni göreve “kenar forvet” ismi yakıştı. Kenar forvetler (genelde) ters ayaklarıyla kanatlara yerleşiyorlar. Solaksa sağ kanada, sağaksa sol kanada... Çünkü görevleri rakip savunmanın göbeğine dalmak. İleri 3’lü bir mızrak başı gibi daralan üçgen bir yapıda, rakip savunmanın karnını yarmakla / yıpratmakla görevli. Mızrağın sapını, arkadan şok prese gelen orta saha oyuncuları oluşturuyor. Onların görevi 3’lünün deldiği boşluklara saldırmak ve kaptırılan topları çabucak geri kazanıp akına (savunmayı delmeye ve yarmaya) devam etmek.

Elimizdekiler (Stoch, Ambarat gibi azınlık hariç) kanat oyuncuları olduğu için hedef santraforlar yalnız kaldığı gibi, orta sahada da bir tatsız tutsuz (zaman zaman ruhsuz) bir tango izliyoruz.

Terim’in Galatasaray’ı, sakatlıklar sonucu dengesi bozulan Beşiktaş savunmasını Necati-Elmander ikilisinin sürekli baskısı ile  yıkmaya çalıştı. Engin-Emre Beşiktaş bekleriyle “kenar forvetlerinin” bağını kopartırken, Selçuk-Melo ikilisi Gerrard-Lampard minvalinde oyun mentaliteleriyle İngiliz tarzı Galatasaray’ın (ve 4-4-2’nin), lige (ve 4-3-3’e) olan isyan çığlığı oldular.

Pektemek’in girişiyle Beşiktaş da İngilizce konuşmaya başladı. Quaresma’nın etkinliği arttı, zira özüne döndü. Ernst ve Necip oyuna ve topa daha fazla hükmetmeye başladılar. Beşiktaş rakip kaleye akmaya başladı.

Dünya futbolunda 10 numaraların yerini ‘sahte 9’lar aldı. Kanatların yerini ise kenar forvetler. Batının dizilişini aldık ama mantığını alamadık. Sahte kenar forvetler üretmeye çalıştık. 2010 Barselona’sı gibi oynamak hayalinde 1960 model Barselona olduk.

Madem kenar forvet üretemiyoruz ya da (niyeyse) transfer etmiyoruz, biz de kendi doğamıza adapte olmalıyız. Çift forvetli o güzel günlere dönmeliyiz. Kadim 4-4-2 yahut 4-3-1-2 gibi bize uyan dizilişlere geçmeliyiz. Galatasaray’a bu sezon şampiyonluğu getirecek gerçek bu. Galatasaray’ı burun farkıyla foto finişte kazandıran gerçek bu. Çünkü Galatasaray’ın sahte! 10 numarası, Türkiye’de olabilecek tüm 10 numaralardan daha gerçek.

Yakup Sabri İNANKUR

17 Aralık 2011 Cumartesi

Pitbull Yetersiz!



Hafta içinde skor tabelası isimli azmanın, güzel futbolu tuş ettiği gördük, yine. Başarısız sonuçlar üstüste denilen bir raflı sisteme bağlayınca Metin Diyadin Hoca önüne sunulan kuru bir istifa mektubunu imzasıyla ıslattı.

Ligimizin geleneksel hoca kıyım şenlikleri bir gün yerini istikrar karnavalına bırakır mı, bilinmez…

Belki Ordu’nun dereleri yukarı aktığı gün fanatik kulüp yöneticileri çözümü hocaların kellesinde aramayacak. O zamana kadar da böbürlenerek ithal ettiğimiz kadife ayaklardan akmasını bekleyeceğiz güzel futbolun.

Giderken oyuncularına tek tek sarılmıştı Metin Hoca, belli ki mentalitesinin kokusunu da bırakmış oyuncularına. Sahada vurmayan/yatmayan/kapanmayan bir Orduspor vardı.

Bu kokuyu Fatih Terim’de almış olacak ki, topun olduğu yere çapa atan “geleneksel Terim Presi”nin, Ordu’lu becerikli ayaklardan çıkan isabetli paslarla arkada yakalayacağı geniş boşlukları kapatmanın hesapları içindeydi. Galatasaray sabırlı bir alan savunması tertibinde rakibini tartan bir anlayışla bekledi. Geride kalan 15 maça göre en az pas yaptığı maçın bu olması sıkıntılı gözükse de, aslında normaldi.

Doğu Karadeniz ekibi, Eboue-Ujfalusi-Semih-Hakan zincirinin en zayıf halkasını kopartmak maksadıyla ısrarla sağdan geldi. Hatta Culio bile oralarda epey cirit attı. Bunu yaparken Galatasaray’ın Premier Lig şerbetli sağ hattını unuttular ama! İlk hücumda Fevzi’nin hazırladığı pastaya kremayı ekleyen Baroş oldu böylece.


Zaten Baroş son 5 yılda Türkiye’nin en verimli / golcü forvet oyuncusu. Elmander ile birlikte etkisi biraz daha arttı. Hatta öyle bir aurası var ki sahanın en kötü ismine (Kazım) dahi istatistik yaptırdı.

Bu noktada Fatih Terim’e (haklı) methiyeler düzülüyor, 4-4-2’ye döndüğü için. Aslında Terim dönmedi. Ligin ikinci yarısı ve play-offlarda göreceğiz ki Galatasaray; 4-3-3, 4-5-1, 4-1-4-1 de oynayacak. Bunu maçın içinde dahi yapıyorlar. Elmander çıkıyor Engin giriyor, Fenerbahçe maçında Baroş’un yerini Riera’ya bırakması gibi... Terim akışkanlık istiyor. Oyun esnasında bile değişebilen / dönüşebilen bir mentaliteyi oyuncularının kafasına / reflekslerine oturtmaya çalışıyor. Her maçta Galatasaray’da farklı bir anlayış görüyoruz. Bu deneme-yanılma değil, bilakis Terim’in plan ve programı dahilinde. Galatasaray’a imza atarken, parmaklarındaki hayali bir kalemle ellerini ileri geri sallıyor ve şöyle diyordu tecrübeli hoca: “Değişim bizim kilidimiz olacak. Değişebilen, uyum sağlayabilen bir takım hedefliyoruz.” Beden dilinin altını çizdiği cümleler bunlardı.

Bu değişim Terim’in kendi içinde oluştu ilk önce. Felipe, Revivo ile başarısız Hagi denemeleri yapan Terim bu kez 10 numara için ısıran bir Felipe seçti.

Galatasaray’ın her 4 pasından biri Brezilyalı oyuncunun kramponundan damladı. Selçuk’un yapamadığı pasları da üstlendi. Hakan Balta’nın boşalttığı alana akıllı çıkışlar yapan Abdurrahman, Melo’nun adele gücü ve beyin zenginliği çığının altında kaldı. 11 kilometre kateden genç Emre vites küçülttüğünde, Melo gaza bastı. Semih açık verdi, Melo kapattı. 19 Eylül Stadı’nın 7 dönümlük çimlerinde Melo adının geçmediği 20 metrekare yok!

Pitbull lakabı biraz yumuşak kalıyor. Galatasaray’ın Atlas’ı diyorum ben O’na. Zira Olympos’tan kovulan Atlas dünyayı taşır. Juventus’tan dışlanıp gelen Melo da omuzlarında futbol takımının zafer dünyasını taşıyor.


Yakup Sabri İNANKUR

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...