15 Aralık 2011 Perşembe

Krallar Ve Çocuklar


Hani Napoli Taraftarı’nın o unutulmaz pankartı vardı ya; “Yarın yine borçlarım olacak ama bu gece kral benim!”, dün akşam da 15 milyon Beşiktaşlı’nın taç töreni vardı. Sahadaki 11 şövalye,  “Sir” Carlos Carvalhal’in önderliğinde borçlarımızı sildi. Tabii siz yine de kredi kartınızın son ödeme tarihini atlamayın!

Stoke City’nin İngiltere’de bıraktığı oyuncular beni ilgilendirmiyor. Daha geçen ay Guti’yi serbest bırakan, Quaresma’sı, Simao’su sahada olmayan, 10 numarası Bebe’nin, savunmadaki banko ismi Ersan’ın henüz çime adım atamadığı, teknik direktörlük makamı dahi net olmayan Beşiktaş’ın sahadaki takımını “A” ile damgalıyorsak, Crouch ve Etherington’dan yoksun Stoke City takımını “B”ler, “C”ler altında yorumlamak adaletli değil.  
Nitekim, Ivan Drago Muhipleri Cemiyeti’nin 11 seçkin üyesi ile sahadaydı İngiliz ekibi. Futbolun basit 2 denklemi eşitliğin karşısına kazanmayı koymak için bize 2 formül verir. Ya topu sürekli ayağında tutarak oyuna hakim olacaksın, ya da alanı sürekli kontrol altında tutarak sahaya hakim olacaksın. (İkisini birlikte 30 yıl yaparsan Barselona olacaksın) Tabiat kanunlarının da emrettiği şekilde, Beşiktaş ilk kısmı, Stoke City ikinci kısmı evlat edindi. Boy, pos ve endama karşı zerafet, teknik ve hız.

Maçtan önce belirtmiştim, Stoke City ataklarının %42’si sağ kanattan gelişiyor. Carvalhal İsmail ve Veli’yi sürekli baskı yapması ileri gönderdiğinde, İngilizler daha yumruğunu kaldırmadan “indir o elini” diyen Beşiktaş soluyla epey bir yıprandılar. Hücumları ancak (İsmail Köybaşı’nın) bireysel hataları ile olgunlaşabildi. Coğrafya fakiri Pulis’in, 30. dakikadaki Pennant hamlesi Stoke’un tıkanan sağını açmaya yönelikti ve kısmen işe yaradı.

Matematik bilimi bize; Stoke City’nin kaleyi tutan şut ortalamasının 2, gol ortalamasının 0.7 olduğunu anlatırken, İngiliz ekibinin ilk şutunda golü bulmasını “this is football sometimes” diye açıklayabiliriz ancak. Tam o adaletinden yakınmaya başladığımız anda futbol, şans rüzgârını Tel Aviv üzerinden estirmeye başlayınca, Beşiktaş Avrupa Gemi’si yelkenlerini fora edip grup limanından ilk sırada ayrıldı.

Herşey güneşli, insanlar neşeli, gönlümüzün uçurtmaları tepeye süzülürken hangi çılgın kafamıza çakmak, para (ya da hangi yabancı maddeyse artık) atmaya cüret etti, şaştım!

Eminim o sporsevmez arkadaş(lar)ım (da) şu an mutlu ve gururludur. Hatta keyifle çayını içerken belki bu yazıyı okuyup sırıtıyordur. O zaman Pennant’ın kafasına denk getiremediği çakmağın Beşiktaş’ın böğrüne saplanabileceğini de bilsin. Bu cümleden sonra keyfi kaçtıysa eğer üzgün değilim. Zira, yarın Beşiktaş ceza alırsa milyonların keyfinin kaçacağının yanında önemsiz bir kefarettir bu. Asıl, böyle bir konu için okuyucudan ve kendimden harcadığım 1 paragraf için üzgünüm. Umarım Beşiktaş para cezası ile kurtulur. Avrupa futbol piyasasına saçma sapan nedenlerle para saçmaya alışkınız ne de olsa!

El futbolcusuna (Emre Belözoğlu’na) gösterilen özel “ilgi” Carlos Carvalhal'e gösterilirse Beşiktaş adına daha yararlı olacaktır. Adı henüz tribünlerde anılmayan Carlos Carvalhal'i biz gönlümüzde anıyoruz. 12 gün içinde; Telaviv, Trabzon, Antalya, Manisa'dan zaferle dönüp, üzerine Avrupa'da lider olan bir takımın gollerine kenarda çocuk gibi sevinen, bizi de çocuk gibi sevindiren güzel insana tebrikler. Beşiktaş'ı, çocukluğumuzu ve kral olmayı özlemişiz, sağol hocam.



Yakup Sabri İNANKUR

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...