































Yerden göğe sakat olan Arda neden milli takımda?
Savunmayı duyar gibiyim; “Robben, Kaka bunlar da sakat sakat gitti”. Türkiye’nin tüm kurumlarında, sadece futbol ya da spor birimlerini kastetmiyorum bilim, siyaset, sanat..v.s, hatayı bir diğerinin paralel konudaki benzer hatasını göstererek kapatma eğilimi vardır.
Oysaki hata, hatadır. Başkasının da yapması bu hatayı gidermez, Evet Kaka da, Robben de gittiler oynadılar iyi mi oldu peki? Kaka’yı en son tribünde çekirdek çitlerken, Robben’i de yanında Kate Perry, Milla Jovovich üzerinde Alman Milli Takım forması ile bir eğlence programında televizyonda gördüm. Arda’yı da Almanya maçında tribünde çekirdeğiyle görürüz!
Doç.Burak Kunduracıoğlu'nun “oynayamaz” raporu verdiği Arda’yı 4 ay oynayamaz hale getiren bir zihniyetin tazminat ödemesi makul bir uygulama olabilir. Bu durumun kanundaki varlığı, yeri hukukçuların işidir. Bizim konumuz şimdilik bu değil. Bizim konumuz. Rijkaard’ın "Benim doktorum, milli takım doktoruyla görüşmeli" açıklamasıdır. Kurumlararası ilişkilerin ne kadar kopuk ve işleyisişinin ne kadar yanlış olduğunu bizlere anlatan bir açıklamadır bu. Galatasaray kulübü ya da Arda Turan’ın kendisi (raporlu, belgeli) sakatlığı dolayısıyla Milli Takım’dan af istese vatan, millet ekseninde ne yorumlar çıkar. –ki yazıldı da bunlar- işi hainliğe kadar götürürlerdi. Şüphesiz söz konusu vatan olan durumlarda bazen bilimin ve mantığın sınırlarına çıkılabilir, ancak savaştan sonra Gazi Seyit Onbaşı 250 kg.lik mermiyi bir daha kaldıramamıştır.
Bilimin oynayamaz dediği bir sporcuyu mantık dışı şekilde arenaya sürmenin faturasını “birkez daha” ülke futbolu olarak ödemiş durumdayız. Ne vatanın, ne milletin ne de Sakarya’nın sezonu kapatan Arda’yı, Türkiye’ye ve Galatasaray’a daha yararlı olacağı sahalara döndüreceğini sanmıyorum.
Not: Bahsi geçen Çanakkale Kahramanımız Edremitli Gazi Seyit Onbaşı’nı rahmetle anıyorum. Savaştan sonra köyüne dönmüş, çiftçilik ve ormancılık yaparak hayatına devam etmiştir. 1939 yılında, akciğerlerindeki rahatsızlık nedeniyle hayata veda etmiştir.
Hamburg deplasmanında, Hannoverli oyuncu Jiri Stajner’e nur yağıyor. Hani insanın içinden böyle bir sahne Cristiano Ronaldo, Zlatan İbrahimoviç, Fernando Torres gibi karizmatik şahıslara denk gelse iyi olurmuş diye geçmiyor değil. Anı yakalayanı ayrıca tebrik etmek lazım.
Futbol tarihimize dönüp bakalım.
O’na Almanya’yı seçtiren “neden”ler, zaten futbolumuzun ana sorunu. Bizi seçen Yıldıray, Halil, Muzzy İzzet nerede, kaç kez oynadılar? Hamit kaç kez Dünya Kupası sahnesine çıktı?
"Ben 10 milyon teknik direktörün olduğu bir ülkede doğdum. Şimdi de 40 milyon teknik direktörün olduğu bir ülkede çalışıyorum. Ancak gerçek şu ki, Real Madrid’in 1 teknik direktörü var ve kararları O verir." Jose Mourinho, Espanol maçı sonrası demeci.
Geçen sezon Hugo Broos’un Trabzonsporu’nda kondisyonerlik görevini yürüten Güray Genç Hoca’yı konuk etme fırsatını kaçırmadım elbette. Hemen soruları sıralamaya başladım. Ahmet Sarı ne zaman A takıma çıkar, Cale neden hala bu takımda, Hami Mandıralı neden Şenol Güneş’in yanında değil?..v.s derken kadroda Mustafa Yumlu ismini görünce O’nu da sordum, cevap çok net geldi “1.90 boyunda hava toplarında çok etkili bir oyuncu, ağır olmasına rağmen savunmada boşlukları iyi kapatıyor . Ancak fiziksel olarak bu maça hazır olduğunu sanmıyorum 60 bilemedin 70’te ya kramp girer, ya baldırı çeker”
Olayların içini bilen biri ile maç izlemenin keyfi başka hakikaten. Trabzonspor’un asıl sorunlarını daha net göstermesini açısından da önemli bilgiler aldım. Zamanı geldikçe bunları da paylaşırım.
Ancak bu sezon alıştığımız ilk 15 dakika karmaşık görünen sonra rakip sahaya yığılan Beşiktaş görüntüsü tekrar ortaya çıktı ve ilk yarı Nobre’nin saçlarını okşayan topun direkten dönmesi ile bitti.
Hakan Arıkan “standart” bir Trabzon deplasmanı ile kalede devleşirken, 70. dakikadan itibaren tempo kaybedeceğini düşündüğümüz Beşiktaş’ın, 2’si 1.90’ın üzerinde 5 Trabzonlu oyuncuyu 4’lü savunmayla tutmaya kalkınca kafa yemesi kaçınılmaz oldu. Ernst ise o saniyeleri kafasına çökenin kim olduğunu sorgulayarak geçirdi. Beşiktaş Fenerbahçe maçında da yan toptan yedi, Rapid Wien maçında ise son dakikada Hakan’ın refleksi ile kurtuldu. Hedefi Avrupa Ligi olan bir takımın yan topları bu kadar zayıf olmamalı. Ancak bunlar sadece Beşiktaş'ın değil Türk futbolunun genel sorunu. Duran toplar ve rakibi tekmeyle durduran zihniyet.
Artık Filip Holosko’ya Türk vatandaşlığı verilmesinin zamanı geldi. Gelişme gösteremediği gibi, 2 senedir standart bir Türk futbolcusu kadar düşüş yaşıyor. Holosko’ya heyecanlanmayı unuttuk. Top ayağına gelince mutlaka düz açıyla adamın üzerine gidiyor. Tabi platform PES 2010, kendisi de Rooney olmayınca rakibin “içinden geçemiyor”.
Trabzonspor lige tutunmaya devam ediyor. Camia içindeki çalkantıları atlatabilirse ilk 2’ye oynayan takım hüviyetini koruyabilir.
Milli maç arası Beşiktaş’a soluk aldıracaktır. Ancak dün gece görünen hedefi 3 kupada ilerlemek olan Beşiktaş’ın devşirme değil, kanat gibi kanat en az 1 oyuncuya daha ihtiyacı olduğudur.
Bir ufak parantez de yönetimine fay hattının bile homurdandığı hakem için değil ama eski hakem Markus Merk için açalım. Erman Toroğlu,bir röportajında Marcus Merk'in ligtv'ye transferi ile ilgili şunları söylemişti; "Benim gibi dobra adamı yollayıp, ne dediği belli olmayan, sadece ismi olan ve istediklerini dedirten bi piyon getirdiler" Merk’in hakemliği ne kadar muhteşemse, yorumculuğu da o kadar Erman Toroğlu’nu haklı çıkarıyor.

Fenerbahçe futbol takımı, Sevilla deplasmanı için uçaktadır. Uçakta bildik görüntüler vardır. Deivid kameralara türlü şakalar yapmakta, diğer futbolcular ve uçakta bulunan herkes de buna esprilerle katkıda bulunmaktadır. Kamera bir ara bu kalabalıktan ayrı bir futbolcuya döner. Gözlerinde gözlüğüyle Alex de Souza’dır bu oyuncu ve Dostoyevski okumaktadır.
Karabük-Galatasaray maçından sonra bir şeyler yazmak istedim ama Galatasaray ile ilgil daha ne yazayım? Galatasaraylıların canı yeterince sıkkın. Bu linkteki yazıya ekleyecek bir yorumum yoktur http://olefutbol.blogspot.com/2010/09/rijkaard-vs-yonetim.html. Girişi Alex ile yapıp Galatasaray’a geçmemin sebebi ise bir tarafta “sezon sonu gönderelim, jübile yapalım” hesapları içindeki yönetim, takımda görmek istemediği açıkça belli olan bir hocaya rağmen, sahayı futbol zekasıyla sulayan, tüm futbolseverleri ayağa kaldıran Alex de Souza. Diğer tarafta, unutun taktiği, dizilişi, maçtan 2 saat önce babası kaybeden hocaları için bile sahaya yüreğini getirmeyi unutmuş bir Galatasaray.
Alex de Souza belki sezon sonu gidecek ama Türk Futbolu’nun ve Fenerbahçe’nin efsanesi olarak tarihteki yerini çoktan aldı. Çünkü sadece bedeni ile değil ruhu ile oynadı.
Okuyorum yazıları, yorumları...Cümleler hala UEFA Kupası’nda, hala 4-3-3’te hala Gökhan Zan’ın sakatlığında.
Galatasaray’ın sorunu tarihi ya da fiziksel değil ki.
Galatasaray’ın sorunu ruhsal.
Yorumları, yazıları okuduğumda büyük çoğunluk Beşiktaş’ta ve Rapid Wien’de 3’er Türk olduğunu söyleyerek kinaye yapmış. Kısa süre önce yabancı sınırlaması kalksın çığırtkanlıkları eşliğinde karizmatik oturuşlarıyla poz verenlerin, bugün “Beşiktaş’ta 3 Türk var” yorumlarına Haluk Bilginer ustalığında birşeyler yazabilmeyi çok isterdim.
En büyük arzum, altyapıdan çıkan gençlerin takımlarında baskın, yabancı oyuncuların ilk 11’i dolduran değil takımda katma değer yaratan Giuntigiller ailesine mensup oyunculardan olduğu takımlar görmek. Eminim bu konudaki hassasiyet her Türk futbolseverin içinde vardır. Ancak, eğer bu konuda milli duygular baskınsa bu genel için olmalı, “özel” için değil.
Schuster’in Beşiktaş’ı her geçen gün daha iyi futbol oynamaya ve daha çok sempati kazanmaya devam ediyor. Çünkü futbol oynuyor. Dakika 92’de Tabata düşürüldü. Alışık olduğumuz sahne Tabata’nın kılıç yarası almışçasına kıvranmasıyken, oyun hemen başlatıldı ve Beşiktaş gol atmak arzusunda rakip kaleye hücum etti.
“Quaresmasız ne yapacaklar” korosu, Ankaragücü’ne atılan 4 gol ile yetinmemişse belki mağlup durumdan 10 dakikada çevrilen Viyana deplasmanında ikna olmuştur. Beşiktaş’ın futbol felsesefesi Quaresma ile daha “farklı”oluyor ama Quaresmasız da olsa karizmasından bir şey kaybetmiyor.
Hilbert, ürkek tavşan görüntüsünü yavaş yavaş üzerinden atarken “Almanya bir adamı boşuna milli takıma çağırmaz” etkisini de aynı yavaşlıkta hissettirmeye başlıyor.
Guti’nin sanatından ilham alan Ernst, basit ve etkili Aurelio, sözleşmesi azalan Bobo, ve ekselansları Guti başta olmak üzere Beşiktaş, Metin-Ali-Feyyaz tadını yakalıyor. “Nasıl olsa bu maçı alırız” diyerek rahat rahat maç izlememize neden olanlara binlerce teşekkür