6 Ekim 2010 Çarşamba

En İçimizi Kaldıran 17 Sakatlık

Dün omzumu Aikido antremanında bırakmam, 1-2 saat sonra da Arda Turan’ın sezonu kapattığını öğrenmem böyle bir konuyu yazmamda etkili oldu. Aslında sakatlıkların hikayelerini de yazmaya başlamıştım ama içim kaldırmadı. Sadece mağdurların ismini ve maçları yazmayı uygun buldum.


David Busst, Manchester United-Coventry, 1996


Eduardo Da Silva, Birmingham-Arsenal, 2008


Ewald Lienen, 1981

Marcin Wasilevski, Anderlecht-Standart Liege, 2009

Rıdvan Şimşek, Beşiktaş-Manisaspor, 2009

Jacob Olesen, 2006

Oupa Ngubule, Mpumalanga Black Aces FC-Carara Kicks, 2009

Paul Vaudequin, Galway United-Finn Harps

Luciano Almeyda, Botafogo-Flamengo, 2007

Alan Smith, Manchester United-Liverpool, 2006

Kieron Dyer, West Ham-Bristol, 2007

Edgar Andrade, Cruz Azul-Tecos, 2007

Djibril Cisse, Fransa-Çin, 2006

Djibril Cisse, Liverpool-Blackburn, 2004

Luc Nilis, Aston Villa-İpswich, 2000

Francesco Totti, Roma-Empoli, 2006

Vatan, Millet ve Arda

Yerden göğe sakat olan Arda neden milli takımda?

Savunmayı duyar gibiyim; “Robben, Kaka bunlar da sakat sakat gitti”. Türkiye’nin tüm kurumlarında, sadece futbol ya da spor birimlerini kastetmiyorum bilim, siyaset, sanat..v.s, hatayı bir diğerinin paralel konudaki benzer hatasını göstererek kapatma eğilimi vardır.

Oysaki hata, hatadır. Başkasının da yapması bu hatayı gidermez, Evet Kaka da, Robben de gittiler oynadılar iyi mi oldu peki? Kaka’yı en son tribünde çekirdek çitlerken, Robben’i de yanında Kate Perry, Milla Jovovich üzerinde Alman Milli Takım forması ile bir eğlence programında televizyonda gördüm. Arda’yı da Almanya maçında tribünde çekirdeğiyle görürüz!

Doç.Burak Kunduracıoğlu'nun “oynayamaz” raporu verdiği Arda’yı 4 ay oynayamaz hale getiren bir zihniyetin tazminat ödemesi makul bir uygulama olabilir. Bu durumun kanundaki varlığı, yeri hukukçuların işidir. Bizim konumuz şimdilik bu değil. Bizim konumuz. Rijkaard’ın "Benim doktorum, milli takım doktoruyla görüşmeli" açıklamasıdır. Kurumlararası ilişkilerin ne kadar kopuk ve işleyisişinin ne kadar yanlış olduğunu bizlere anlatan bir açıklamadır bu. Galatasaray kulübü ya da Arda Turan’ın kendisi (raporlu, belgeli) sakatlığı dolayısıyla Milli Takım’dan af istese vatan, millet ekseninde ne yorumlar çıkar. –ki yazıldı da bunlar- işi hainliğe kadar götürürlerdi. Şüphesiz söz konusu vatan olan durumlarda bazen bilimin ve mantığın sınırlarına çıkılabilir, ancak savaştan sonra Gazi Seyit Onbaşı 250 kg.lik mermiyi bir daha kaldıramamıştır.

Bilimin oynayamaz dediği bir sporcuyu mantık dışı şekilde arenaya sürmenin faturasını “birkez daha” ülke futbolu olarak ödemiş durumdayız. Ne vatanın, ne milletin ne de Sakarya’nın sezonu kapatan Arda’yı, Türkiye’ye ve Galatasaray’a daha yararlı olacağı sahalara döndüreceğini sanmıyorum.

Not: Bahsi geçen Çanakkale Kahramanımız Edremitli Gazi Seyit Onbaşı’nı rahmetle anıyorum. Savaştan sonra köyüne dönmüş, çiftçilik ve ormancılık yaparak hayatına devam etmiştir. 1939 yılında, akciğerlerindeki rahatsızlık nedeniyle hayata veda etmiştir.

5 Ekim 2010 Salı

Futbolun Şiirsel Anları

Hamburg deplasmanında, Hannoverli oyuncu Jiri Stajner’e nur yağıyor. Hani insanın içinden böyle bir sahne Cristiano Ronaldo, Zlatan İbrahimoviç, Fernando Torres gibi karizmatik şahıslara denk gelse iyi olurmuş diye geçmiyor değil. Anı yakalayanı ayrıca tebrik etmek lazım.

Not: Maç 1-1 bitmiş.

Lefter ve Mesut

Futbol tarihimize dönüp bakalım.

Lakabı adrenalinimizi arttıran sanki karşımızdaymışçasına oturduğumuz yerde şöyle bir toparlanmamıza sebep olan “Ordinaryüs” Lefter Küçükandonyadis. Rum bir balıkçı baba ve Türk bir annenin 10 çocuğundan biri. “Gel bizde oyna şu kadar para da verelim” diyen Yunanistan’ı reddedip, Ay-Yıldızı sırtına geçiren ve 50 kez giyerek altın şeref madalyası'nı alan ilk futbolcu. İlk milli maçını ise Yunanistan’a karşı oynayıp, 3-1 kazandığımız maçta ilk milli golünü de kaydetmiş.

Gurur duyuyoruz değil mi? Özellikle ilk golünü Yunanistan’a atmış olması eminim okurken tebessüme sebep olmuştur.

Mehmet Aurelio ile Avrupa Şampiyonası’nda yarı final yaşarken de hepimiz gururlandık. Emin olun, Mesut’la Dünya Kupası üçüncüsü olan Almanya da gururlandı. Ve eğer cuma günü Mesut atarsa Almanların da yüzünde oluşan tebessüm Ordinaryüs’ün bizlerde, babalarımızda, dedelerimizde bıraktığı tebessümden farklı olmayacak.

Mesut Özil dün yaptığı açıklamada “Maalesef Türk insanı olarak bizler, her şeye çok kolay tepki verebiliyoruz. Bir olayla, bir kişiyi bir anda vatan haini ilan edebiliyor veya göklere çıkarıyoruz. Maçı Almanya’nın kazanması ya da benim Türkiye’ye gol atmam durumunda tepki alacağım konusunda ciddi endişelerim var” dedi.

Milli marş esnasında Kur’an’dan ayetler okuyup dua eden, gol kaçırdığında Ankara-Konya’yı aklına getiren, cümleye “Maalesef Türk insanı olarak bizler” diye başlayan Mesut Özil, Neden Almanya’yı seçti o zaman?

O’na Almanya’yı seçtiren “neden”ler, zaten futbolumuzun ana sorunu. Bizi seçen Yıldıray, Halil, Muzzy İzzet nerede, kaç kez oynadılar? Hamit kaç kez Dünya Kupası sahnesine çıktı?
Selçuk’un, Sabri’nin mesken tuttuğu, Gökhan Zan’ın banko olduğu bir takımda Serdar Taşçı’nın şansı ne kadardı? Ayhan’ın milli takıma çağrılması gerekliliğini saatlerce açıklayanların, Gökhan İnler ile ilgili fikirleri neydi?

“Hain”, “Bunların kültürü farklı, bunların Türklükle ilgisi yok” diyip atmak ne kadar kolay değil mi?

Mesut ve Nuri, tercihleri değiştirseler bugün hangisi Real Madrid’e yakın olurdu? Ya da Mesut Real Madrid’de olur muydu?

Mesut’un tercihi saygı duyulacak bir tercih olmasının yanında bizler için de en hayırlı tercih oldu. Bizler “Sergen kafasını futbola verseydi, Arda mı Messi mi” tartışmalarıyla kıvranıp dururken bir Türk, Real Madrid’de 10 numara pozisyonunda oynuyor.

Bu nedenle atacaksa O atsın, yenileceksek Mesut yensin bizi. Ben O'nu Real'de gördüğüm her an gurur duyuyorum zaten.

4 Ekim 2010 Pazartesi

En Çok Teknik Direktör Kimde?

"Ben 10 milyon teknik direktörün olduğu bir ülkede doğdum. Şimdi de 40 milyon teknik direktörün olduğu bir ülkede çalışıyorum. Ancak gerçek şu ki, Real Madrid’in 1 teknik direktörü var ve kararları O verir." Jose Mourinho, Espanol maçı sonrası demeci.

Schuster'e sallanmaya başlanan şu günlerde aradığım manidar cümleyi Jose söylemiş.

Duran Top, Durmayan Tekme

Geçen sezon Hugo Broos’un Trabzonsporu’nda kondisyonerlik görevini yürüten Güray Genç Hoca’yı konuk etme fırsatını kaçırmadım elbette. Hemen soruları sıralamaya başladım. Ahmet Sarı ne zaman A takıma çıkar, Cale neden hala bu takımda, Hami Mandıralı neden Şenol Güneş’in yanında değil?..v.s derken kadroda Mustafa Yumlu ismini görünce O’nu da sordum, cevap çok net geldi “1.90 boyunda hava toplarında çok etkili bir oyuncu, ağır olmasına rağmen savunmada boşlukları iyi kapatıyor . Ancak fiziksel olarak bu maça hazır olduğunu sanmıyorum 60 bilemedin 70’te ya kramp girer, ya baldırı çeker”

Olayların içini bilen biri ile maç izlemenin keyfi başka hakikaten. Trabzonspor’un asıl sorunlarını daha net göstermesini açısından da önemli bilgiler aldım. Zamanı geldikçe bunları da paylaşırım.

Maç Trabzonspor’un aşırı motive olduğunu net bir şekilde gösterdiği bir başlangıca sebep oldu. Süpermen Egemen’in uçan kramponuyla başlayan ilk 10 dakika Kadıköy’de derbi oynayan Fenerbahçe kıvamında bir Trabzonspor gösterdi.

Ancak bu sezon alıştığımız ilk 15 dakika karmaşık görünen sonra rakip sahaya yığılan Beşiktaş görüntüsü tekrar ortaya çıktı ve ilk yarı Nobre’nin saçlarını okşayan topun direkten dönmesi ile bitti.

Hakan Arıkan “standart” bir Trabzon deplasmanı ile kalede devleşirken, 70. dakikadan itibaren tempo kaybedeceğini düşündüğümüz Beşiktaş’ın, 2’si 1.90’ın üzerinde 5 Trabzonlu oyuncuyu 4’lü savunmayla tutmaya kalkınca kafa yemesi kaçınılmaz oldu. Ernst ise o saniyeleri kafasına çökenin kim olduğunu sorgulayarak geçirdi. Beşiktaş Fenerbahçe maçında da yan toptan yedi, Rapid Wien maçında ise son dakikada Hakan’ın refleksi ile kurtuldu. Hedefi Avrupa Ligi olan bir takımın yan topları bu kadar zayıf olmamalı. Ancak bunlar sadece Beşiktaş'ın değil Türk futbolunun genel sorunu. Duran toplar ve rakibi tekmeyle durduran zihniyet.

Artık Filip Holosko’ya Türk vatandaşlığı verilmesinin zamanı geldi. Gelişme gösteremediği gibi, 2 senedir standart bir Türk futbolcusu kadar düşüş yaşıyor. Holosko’ya heyecanlanmayı unuttuk. Top ayağına gelince mutlaka düz açıyla adamın üzerine gidiyor. Tabi platform PES 2010, kendisi de Rooney olmayınca rakibin “içinden geçemiyor”.

Trabzonspor lige tutunmaya devam ediyor. Camia içindeki çalkantıları atlatabilirse ilk 2’ye oynayan takım hüviyetini koruyabilir.

Milli maç arası Beşiktaş’a soluk aldıracaktır. Ancak dün gece görünen hedefi 3 kupada ilerlemek olan Beşiktaş’ın devşirme değil, kanat gibi kanat en az 1 oyuncuya daha ihtiyacı olduğudur.

Bir ufak parantez de yönetimine fay hattının bile homurdandığı hakem için değil ama eski hakem Markus Merk için açalım. Erman Toroğlu,bir röportajında Marcus Merk'in ligtv'ye transferi ile ilgili şunları söylemişti; "Benim gibi dobra adamı yollayıp, ne dediği belli olmayan, sadece ismi olan ve istediklerini dedirten bi piyon getirdiler"

Merk’in hakemliği ne kadar muhteşemse, yorumculuğu da o kadar Erman Toroğlu’nu haklı çıkarıyor.


3 Ekim 2010 Pazar

Alex de Souza ve Galatasaray

Fenerbahçe futbol takımı, Sevilla deplasmanı için uçaktadır. Uçakta bildik görüntüler vardır. Deivid kameralara türlü şakalar yapmakta, diğer futbolcular ve uçakta bulunan herkes de buna esprilerle katkıda bulunmaktadır. Kamera bir ara bu kalabalıktan ayrı bir futbolcuya döner. Gözlerinde gözlüğüyle Alex de Souza’dır bu oyuncu ve Dostoyevski okumaktadır.

Karabük-Galatasaray maçından sonra bir şeyler yazmak istedim ama Galatasaray ile ilgil daha ne yazayım? Galatasaraylıların canı yeterince sıkkın. Bu linkteki yazıya ekleyecek bir yorumum yoktur http://olefutbol.blogspot.com/2010/09/rijkaard-vs-yonetim.html. Girişi Alex ile yapıp Galatasaray’a geçmemin sebebi ise bir tarafta “sezon sonu gönderelim, jübile yapalım” hesapları içindeki yönetim, takımda görmek istemediği açıkça belli olan bir hocaya rağmen, sahayı futbol zekasıyla sulayan, tüm futbolseverleri ayağa kaldıran Alex de Souza. Diğer tarafta, unutun taktiği, dizilişi, maçtan 2 saat önce babası kaybeden hocaları için bile sahaya yüreğini getirmeyi unutmuş bir Galatasaray.

Alex de Souza belki sezon sonu gidecek ama Türk Futbolu’nun ve Fenerbahçe’nin efsanesi olarak tarihteki yerini çoktan aldı. Çünkü sadece bedeni ile değil ruhu ile oynadı.

Okuyorum yazıları, yorumları...Cümleler hala UEFA Kupası’nda, hala 4-3-3’te hala Gökhan Zan’ın sakatlığında.

Galatasaray’ın sorunu tarihi ya da fiziksel değil ki.

Galatasaray’ın sorunu ruhsal.

1 Ekim 2010 Cuma

Quaresması Yok Ama Karizması Var

Yorumları, yazıları okuduğumda büyük çoğunluk Beşiktaş’ta ve Rapid Wien’de 3’er Türk olduğunu söyleyerek kinaye yapmış. Kısa süre önce yabancı sınırlaması kalksın çığırtkanlıkları eşliğinde karizmatik oturuşlarıyla poz verenlerin, bugün “Beşiktaş’ta 3 Türk var” yorumlarına Haluk Bilginer ustalığında birşeyler yazabilmeyi çok isterdim.

En büyük arzum, altyapıdan çıkan gençlerin takımlarında baskın, yabancı oyuncuların ilk 11’i dolduran değil takımda katma değer yaratan Giuntigiller ailesine mensup oyunculardan olduğu takımlar görmek. Eminim bu konudaki hassasiyet her Türk futbolseverin içinde vardır. Ancak, eğer bu konuda milli duygular baskınsa bu genel için olmalı, “özel” için değil.

Schuster’in Beşiktaş’ı her geçen gün daha iyi futbol oynamaya ve daha çok sempati kazanmaya devam ediyor. Çünkü futbol oynuyor. Dakika 92’de Tabata düşürüldü. Alışık olduğumuz sahne Tabata’nın kılıç yarası almışçasına kıvranmasıyken, oyun hemen başlatıldı ve Beşiktaş gol atmak arzusunda rakip kaleye hücum etti.

“Quaresmasız ne yapacaklar” korosu, Ankaragücü’ne atılan 4 gol ile yetinmemişse belki mağlup durumdan 10 dakikada çevrilen Viyana deplasmanında ikna olmuştur. Beşiktaş’ın futbol felsesefesi Quaresma ile daha “farklı”oluyor ama Quaresmasız da olsa karizmasından bir şey kaybetmiyor.

Hilbert, ürkek tavşan görüntüsünü yavaş yavaş üzerinden atarken “Almanya bir adamı boşuna milli takıma çağırmaz” etkisini de aynı yavaşlıkta hissettirmeye başlıyor.

Guti’nin sanatından ilham alan Ernst, basit ve etkili Aurelio, sözleşmesi azalan Bobo, ve ekselansları Guti başta olmak üzere Beşiktaş, Metin-Ali-Feyyaz tadını yakalıyor. “Nasıl olsa bu maçı alırız” diyerek rahat rahat maç izlememize neden olanlara binlerce teşekkür


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...