Avrupa Ligi 2010 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Avrupa Ligi 2010 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ekim 2010 Cuma

Edward Norton Halt Etmiş!

Kolları sıvamış bol taktik anlayışlı, eleştiri soslu bir yazıya hazırlanıyordum ki Porto’nun genç hocası Andre Villas Boas’ın açıklamasındaki tek bir cümlenin tüm paragraflara bedel olduğunu farkettim. Boas “Çok kaliteli oyuncularımızla fark yaratıp maçı kazandık ve iyi bir galibiyet elde ettik.'' demiş ve olayı bitirmiş. Yan top, üst top, depar kulvarı,4-1-3-1-1...v.s bir yere kadar, gerçek şu ki; üst düzey maçlarda alnımız, kaliteli oyuncuların imzalarıyla kırışır, ama sevinçten, ama üzüntüden...

Beşiktaş’ın çok kaliteli oyuncuları kim?

Guti, Quaresma, Sivok, Ferrari ve Nihat.

Neredeler bunlar?

4’ü revirde, 1’ini hala bulamıyoruz.

Futbol nasıl oyundur?

Basit bir oyundur. Korner penaltı noktası üzerindeki oyuncunun kafasına atılır, O da köşeye vurur. Bek uzun top yapar, forvet o uzun topa koşu yapar. Oyun kurucu -ne hızlı ne yumuşak şiddette pas ile- araya oynar forvet buna da koşu yapar.

Peki zor olan nedir?

Kaleci için, bıkmadan usanmadan boşa çıkmaktır. Stoper için, bıkmadan usanmadan önünde sekecek olan topa sekmeden müdahale etmemek ya da sekeceğini anladığında geriye koşuya başlamamaktır. Orta saha için, bıkmadan usanmadan takım arkadaşına pası ses hızı limitlerinde atarak O’nun topu kontrol edememesini sağlamaktır. Forvet için, bıkmadan usanmadan kenardan yapılan 15 adet penaltı noktası üzerine gelen ortaya zinhar kafa vuramamaktır.

Ayrıca ne kadar yıldız oyuncusu varsa hepsinin muhtelif karşılaşmaların 30. dakikasında arka baldırını tuta tuta, boştaki elini kulübeye çevirip işaret parmağı döndürmesi, zordur. Bütün bu adale sakatlıklarına rağmen basın sözcüsü dahi genel cerrahi Profesörü olan bir kulüpte “Hayırdır, antremanda siz ne yapıyorsunuz?” denilmemesi zordur.

Bunları yapmak gerçekten zordur.

Porto basit oyunu ve “çok kaliteli” oyuncularıyla kazanmıştır. Gerçi Porto’nunkiler de kaliteli oyuncudan çok “süper kahraman” klasmanında yarışıyor, bu da ayrı mesele. Edward Norton halt etmiş!


Add Image

1 Ekim 2010 Cuma

Quaresması Yok Ama Karizması Var

Yorumları, yazıları okuduğumda büyük çoğunluk Beşiktaş’ta ve Rapid Wien’de 3’er Türk olduğunu söyleyerek kinaye yapmış. Kısa süre önce yabancı sınırlaması kalksın çığırtkanlıkları eşliğinde karizmatik oturuşlarıyla poz verenlerin, bugün “Beşiktaş’ta 3 Türk var” yorumlarına Haluk Bilginer ustalığında birşeyler yazabilmeyi çok isterdim.

En büyük arzum, altyapıdan çıkan gençlerin takımlarında baskın, yabancı oyuncuların ilk 11’i dolduran değil takımda katma değer yaratan Giuntigiller ailesine mensup oyunculardan olduğu takımlar görmek. Eminim bu konudaki hassasiyet her Türk futbolseverin içinde vardır. Ancak, eğer bu konuda milli duygular baskınsa bu genel için olmalı, “özel” için değil.

Schuster’in Beşiktaş’ı her geçen gün daha iyi futbol oynamaya ve daha çok sempati kazanmaya devam ediyor. Çünkü futbol oynuyor. Dakika 92’de Tabata düşürüldü. Alışık olduğumuz sahne Tabata’nın kılıç yarası almışçasına kıvranmasıyken, oyun hemen başlatıldı ve Beşiktaş gol atmak arzusunda rakip kaleye hücum etti.

“Quaresmasız ne yapacaklar” korosu, Ankaragücü’ne atılan 4 gol ile yetinmemişse belki mağlup durumdan 10 dakikada çevrilen Viyana deplasmanında ikna olmuştur. Beşiktaş’ın futbol felsesefesi Quaresma ile daha “farklı”oluyor ama Quaresmasız da olsa karizmasından bir şey kaybetmiyor.

Hilbert, ürkek tavşan görüntüsünü yavaş yavaş üzerinden atarken “Almanya bir adamı boşuna milli takıma çağırmaz” etkisini de aynı yavaşlıkta hissettirmeye başlıyor.

Guti’nin sanatından ilham alan Ernst, basit ve etkili Aurelio, sözleşmesi azalan Bobo, ve ekselansları Guti başta olmak üzere Beşiktaş, Metin-Ali-Feyyaz tadını yakalıyor. “Nasıl olsa bu maçı alırız” diyerek rahat rahat maç izlememize neden olanlara binlerce teşekkür


17 Eylül 2010 Cuma

Beşiktaş Üzmüyor, Çimler Üzüyor


Nasreddin Hoca’nın çıktığı bu kültür ve topraklar nedense sanki aynı insanları çıkarmayı unuttu. Her yanlışı testi kırıldıktan sonra “ele almayı” aklına getiren, yumurta kapıya dayanınca harekete geçen bir toplum olarak belli ki bu sezonun en değerli yatırımları olan Quaresma ve Guti’nin her yerinden toprak fışkıran o sahada bileği döndüğünde aklımız başımıza gelecek. Bakalım Ferrari’nin sakatlığı bir dürtme olacak mı?

Real Madrid geçtiğimiz günlerde sırf bu zemin problemi için Arsenal’den Paul Burgess’i transfer etti. (http://olefutbol.blogspot.com/2010/09/real-madridin-son-transferi.html). Sahalarımızda fışkıran toprak yerine, ayağa kaldıran çalımlar görmek istiyorsak artık İngiltere’de “Groundsman” denilen bu tip profesyonel isimlerin Türk Futbolu’na da transfer olması şart.

Tahmin ettiğimiz gibi Schuster, daha az oynayan oyuncularına şans verdi. Schuster’in takıma yaptığı en büyük katkı bu. Herkes hazır olmak zorunda, çünkü her an herkes oynayabilir. Özellikle hücum bölgesinde satılık listesinin başında bulunan Holosko ve Hilbert için bu durum kendilerini gösterebilmeleri açısından bir avantajdı.

Rakibin tekme değil de, futbol oynamaya çalışması futbol adına da Beşiktaş adına da avantaj olsa da, Beşiktaş ilk yarıda rakip kale önünde daha çok sahayla mücadele etti. 60. dakikadan sonra ise Quaresma ve Bobo değişikliğiyle rakip sahaya yığıldı. Bunlar zaten beklenilen, bilinen, görülen noktalar. Önemli olan Beşiktaş’ın oynamaya çalıştığı felsefeyi her geçen gün, her kadrosuyla iyi-kötü uygulamaya koyması. Dünkü maç bir kaza topuyla kaybediledebilirdi, ancak hep yazdığım, anlatmaya çalıştığım konu şu “Yenilgi önemli değil, şanssızlık olur, bireysel hata olur yine yenilirsiniz, ama ortada bir sistem, anlayış görememek yenilgiden daha önemlidir. Şansla 1-2 kere kaybedersiniz, sistemsizlikle 1-2 kere şans eseri kazanabilirsiniz.” Beşiktaş güzel bir futbol felsefesine doğru adım adım ilerliyor.

Bunlar dışında maç içinde dikkat edilecek konular olarak naçizane düşüncelerim Ekrem ile Ernst’in anlamsız oyun kurma çabaları ve bu hatalı kararların başta Guti olmak üzere takımı yorması, Hilbert’in çekingenliğini üstünden attığında olumlu işler yapması, ama maçın çoğunluğunda henüz bu ürkek ceylan görüntüsünü üzerinden atamaması ve Holosko’nun her tercihi yanlış kullanmasının, dünkü maç için eksi hanesine yazılacaklar olduğudur. Bu sorunların takıma yansıyan en gözle görülür sonucu Nobre’nin geçen sezon ki gibi orta sahaya gelmekten ceza sahasında topla buluşamamasıydı. Maçtan önce Tabata ilk kez tribüne çağrılmanın etkisiyle golü çok istedi, çok çabaladı ama O’nun da oynadığı alan köy yolu kalitesinde olunca top kontrolünde sıkıntı yaşadı.

Maçın Adamı: İbrahim Üzülmez

İyi oynamasında değil gözüm, hala pes etmiyor, hala ısırıyor, hala istiyor. Deli gibi çalışıyor, orta yapıyor, foul alıyor. Scholes’u, Seedorf’u nasıl hayranlıkla izliyorsam, hala aç olmalarına hayat felsefeleri yüklüyorsam, İbrahim’i de kalbimin aynı yerine koyuyorum. Beşiktaş’ın efsane oyuncuları arasındaki yerini çoktan aldı.

Saygılar Kaptan’a...


i)Başlıktaki fotoğraf www.sporx.com'dan alıntıdır.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...