Lionel MESSI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Lionel MESSI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mart 2012 Pazar

Messi Asla Düşmez!

En ufak bir darbede hatta faul teşebbüsü olmayan bir müdahalede dahi kendini yere bırakanları sevmem. Kimse sevmez, sevmemeli. Bir Göztepe maçında Tümer Metin'in ceza sahası içinde tekme yemesine (ve sendelemesine) rağmen düşmeyip, topu sürmeye devam ederek golü atmasına bayılmıştım. Düşse penaltı olacaktı (ve muhtemelen kendisi kullanacaktı) ama futbol oynamaya devam etti. Busquetsgilleri izlerken kızmamım sebebi bu. Futbola ihanet ediyorlar.

İşin ahlaki boyutu dışında (ve gayet futbol boyutu içinde) bir de savaş stratejisi var. Bir röportajında Maradona kendisini tekmeleyenlere karşı nasıl bir önlem aldığı sorusuna şöyle yanıt vermişti: "Sahaya çıkarım ve maçın başında beni tekmelerler. Düşmemeye çalışırım. Düşsem de hemen kalkarım. Biraz sonra yeniden topla buluştuğumda, tekrar darbe alırım. Canım çok yanar. Yine ayakta kalırım. En kötüsü bir sonraki fauldür. Beni yıkmak için tüm güçleriyle saldırırlar. Yerde dakikalarca yatmak, ağlamak isterim. Ama kalkarım. Bundan sonra vazgeçerler. Artık saha benimdir."

Önümüzde en saf haliyle, en ahlaklı ve en güzel tabiriyle Lionel Andres Messi var. Futbolu taşımak için ayakta kalan her çimin sahibi O'dur.

19 Ocak 2012 Perşembe

Pepe’nin Özrü!



Özür diledi Pepe.

Kabahatinden büyük demeye dilim varmıyor, elim de gitmiyor. Bu kabahat yığınından daha büyük bir şey görebileceğimizi sanmıyorum. Gerçi dün geceki kusursuz şaheseri aksesuarsız yalın durmuştu zaten. Buyrun size tüy tadında bir özür.

“ Dünkü hadisenin istemeden olduğunu belirtmek istiyorum. Bununla birlikte eğer gücendirdiysem Messi’den özür dilemek istiyorum. Bütün yaptıklarım takımım ve camiam içindi. Tüm kalbimle ve ruhumla oynadım. Meslektaşımı incitmek gibi bir maksadım yoktu”

Öncelikle dünkü hadise gayet bilerek ve isteyerek oldu. Çaktırmadan ama hesap ederek ele doğru attığı adımı  insanların anlayamayacağını düşünmek dün akşam ki oyunu! kadar terbiyesizce. 500 milyon insanı aptal yerine koymaya çalışmak da en son George W. Bush’a nasip olmuştu.

Messi’den özür dilemek istediğini belirtmiş ancak şarta bağlamış; “eğer gücendirdiysem”. O pozisyonda Messi’nin parmakları kırılabilir ya da çıkabilirdi “eğer” tam o esnada yerden kalkmak için sol elini destek yapsaydı. Eminim o zaman çok gücenirdi. Şimdi ise kızgın olduğunu düşünüyorum, tıpkı bizler gibi.

Son olarak kalbiyle ve ruhuyla oynama kısmı… Benim favori bölümüm! Kalp ve ruh dün akşam bazı takım arkadaşlarında ve tüm Barselona takımında fazlasıyla mevcuttu. Kimse çirkefleşmedi, en azından bu denli. Ayrıca eğer bir kalbin varsa, futbolun en nadide çiçeklerinden birinin üzerine basmak yerine, elinden tutup kaldırmak niyetiyle gidersin o bölgeye.

Özür şöyle birşeydir: “Yaptığım herşeyden pişmanım. Başta Messi ve Barselona olmak üzere, kendi takım arkadaşlarımdan, taraftarlardan ve bizleri izleyen milyonlardan özür dilerim” Kalbi olanlar için bu minvalde cümlelerdir aşağı yukarı.

 Pepe’nin özür metni ise benim dekoderimden geçip algı mahkememe şunu haykırmaktadır. “Hiçbir şey için üzgün değilim. Dün geceye yine dönsem aynı şekilde davranırdım. Haftaya zaten -hocam bana şans verirse- yeni şovlarımla karşınızda olacağım. Şimdi cehenneme kadar yolunuz var”

Bilmukabele Pepeciğim bilmukabele…

Yakup Sabri İNANKUR

4 Mayıs 2011 Çarşamba

Messi Ve Diğerleri

Günümüzde milyonların kaderini değiştiren şifreler, futbolumuzun kaderine bundan 22 yıl önce müdahale etmişti. Sert bir müdahaleydi. Canımızı bayağı acıttı. Maç seyredememenin nasıl bir duygu olduğu öğrendik. Sevdiğimiz renklerin peşinde olmak için, kahvehanelerde sigara sarısı bıyıklı amcaların dumanlarını ciğerlerimize, küfürlerini sinemize çektik.

Büyüdük, iş-güç sahibi olduk. Dekoderlere bütçe ayırabilir olduk. Bu sefer de lig için ayrı, kupa için ayrı, Avrupa’dan futbol için ayrı, Şampiyonlar Ligi için ayrı para istemeye başladılar. Böyle bir tempoyu Türkiye’deki cüzdanların %85’inin kaldıramayacağını söylemek için, ekonomist kimliğini masaya koymama gerek yok. Birçok futbolsever El Clasico’nun sonucunu papatya fallarında aradı.

Aşırı dozun zararlı olmadığı ve zevk verdiği ender olaylardan biridir Barcelona-Real Madrid maçları. Hani yarın yine olsun, aynı heyecanla televizyonun başına geçer ya da küfrede küfrede link ararım. Yine Mourinho’nun Barcelona’yı kitleyeceği düşüncesiyle izler, yine “bu nasıl el clasico, sıkıcı” der, maçın ortalarına doğru dünya futbolcular cemiyetini “Messi ve diğerleri” diye ikiye ayırır, hemen ardından Cristiano Ronaldo’nun büyük maçların kayıp topçusu olduğuna kanaat getiririm. Sanırım gelecek itirazlar da bu son kanaate gelir.

2004 Avrupa Şampiyonası Finalinde yoktu. Her çalım denemesi ayağına, her şut denemesi reklam panosuna dolandı. “Daha çok genç” dedik.

2006 Dünya Kupası’nı İran’a attığı 1 penaltı golü, vasatın üzerine çıkamayan performansı ve yarı finalde, taraftarların ıslıklarıyla tamamladı. “Yorgundu” dedik

2009’da Şampiyonlar finalinde 10. dakikada Eto’o golü attığında tüm kameralar O’na döndü. Elleri ve yüz ifadesi arkadaşlarına “sakin olun sorun yok” mimikleri dağıttı. Karizmatik bir görüntüydü. Ağır çekimde daha etkileyiciydi. Maç içinde 2 şut atabildi, oyunun genelinde berbat oynadı. Messi kafayla 2. golü attığında sorunu olmayan taraf Barcelona’ydı.

2010 Dünya Kupası’nı bacağını açıp elli metreden kaleye vurmakla geçirdi.

Çok büyük yetenek, çok büyük oyuncu. Senede 30-40 gol atıyor. Çok maçı tek başına çeviriyor. Zaten benim eleştirim Santander, Getafe karşısındaki şiirsel performanslarına değil, yeteneği ve oyunculuğu klasındaki tüm maçlardaki etkisizliğine. Büyük maçların, hedef maçların, hiçbirinde bekleneni veremedi. Belki de “birşeyler yapmam şart” psikolojisinin altında ezildi, (sonuçta) beklentilerin altında kaldı.

CR7’den her umudumu kestiğim finalde, O’nu hayallerimde Q7 ile değiştiririm. Düşünmeden edemiyorum; Quaresma 20 yaşındayken Sir Alex Usta’nın kanatları altında tamamlasaydı kuluçkasını, şimdi nerede olurdu? Eminim beyaz formasıyla Bernabeu’nun Prensi olurdu. Dün geceki de dahil, CR7’nin tüm kaçırdığı finallerin de prensi olurdu aynı zamanda...

Barcelona zaten bildiğimiz gibi eksiği yok Iniesta’sı var. Bu çok büyük bir artı, zira Iniesta, Messi’den sonra takımını en iyi öne taşıyan oyuncu. O’nun yokluğunda Barça orta sahası, orta sahada daha fazla “oyalanıyor” (tamam sıkıcı demeyeceğim). Puyol futbolsever kimliğimin aşık olduğu isimlerden biri. Yürekli oyunu ve nesli tükenen bayrak adamlardan olması O’nu romantik bir portre içine koyuyor. Gecenin romantizminin de Kaptan’a gelmesi bu açıdan tesadüf değil. Görev yaptığı sol bek mevkiinin asıl sahibi Abidal, ameliyat masasından mucizevi bir şekilde ve tümörsüz kalkmıştı. Oyuncu değişikliği tabelasında kendi numarasını gördüğünde neredeyse ağlayacaktı. Yerini Abidal’e bıraktığında takımı çoktan finale çıkmıştı ve –emanet- görevini yerine getirmenin rahatlığı vardı üzerinde. Büyük olasılıkla da 25 gün sonra en büyük kupayı kaldıran eller O’nun olacak.

Yakup Sabri İNANKUR

22 Ocak 2011 Cumartesi

ADİDAS’IN YENİ MESSI REKLAMI

Adidas’ın Cristiano Ronaldo’ya göndermelerle dolu Messi reklamı. Altın Top Ödülü şerefine…

“Yeryüzünde 265.000.000 futbolcu vardır.”

“Sadece 1 tanesi en iyidir.”

“Sadece 1 tanesi…”



İngilizce altyazılı olarak video şu linkte; http://www.youtube.com/watch?v=FoYwd302VnE&feature=player_embedded
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...