8 Ekim 2011 Cumartesi

Yenildik Ve Ezildik


Yukarıdaki fotoğraf, Alman Ulusal Futbol Takımı’nın, Türk Ulusal Futbol Takımı’nı yenmesi değildir sadece. Almanya’nın Türkiye’ye “düşünce” galibiyetidir aynı zamanda.

Avrupa Şampiyonası-2004 ile gruplarda vedalaşan Almanlar, Avrupa Futbol Arenası’ndan yenilmiş ve yaralanamış bir gladyatör olarak çıkmışlardı. Günler süren toplantılar yaptılar. Yetmedi tekrar yaptılar. Önde gelen futbol adamları, kıtanın futbol bilimcileri, sosyologlar, ekonomistler akıllarında olan tüm şimşekleri fırlatarak, yaşlanmış, köhneleşmiş Alman futbol yapısını yıkıp, modern bir inşaaya başladılar.

Federasyon, kulüp yetkililerine ve teknik direktörlere, ardından medyanın güçlü futbol kalem ve seslerine yeni sistemi anlattı, modern Alman Futbolu’nun güçlü yapısının tuğlalarını tek tek gösterdi. Bundesliga 1 ve Bundesliga 2’ye yeni altyapı programlarını uygulattı. Tüm alt yaş takımlarının aynı taktik ve oyun anlayışını benimsemesini emretti. Klinsmann-Löw komutanlığında 4-2-3-1, bol pres, ayağa pas ve alan savunması ile büyüyen çocuklar, gelecekte ne kadar büyük bir planın (hangi) parçası olacağını öğrendi.

Bizde ise futbol, herkesin bildiği sıradan bir meşkale olduğu için çözüme dair bu kadar vakit tüketmek manasız olurdu. Bir Avrupa Şampiyonasına katılmadığımız için ölmezdik. Vaktimizi değerlendireceğimiz başka işler vardı. Korumamız (ve kalkındırmamız) gereken bir marka değeri vardı. Ekmeğimizden oluyorduk hocam. Bir toplantı yaptık. Teknik direktörü değiştirdik ve herkes işinin başına döndü. Yüzümüzü nurlu ufuklara çevirdiğimiz için ülkenin en başarılı teknik direktörünün Çavuşesku Romanyası’ndan uzak ufuklara kaçan adımlarını göremedik ya da önemsemedik.

Almanların toplantıları işe yaramaya başlamış ve Dünya Kupası-2006’da 3. olmuşlardır. Bizim toplantımız pek işe yaramamış olacaktı ki kupada hiç yoktuk. Soruna müthiş bir çözüm getirdik! Bir toplantı yaptık ve yeni hocamızı açıkladık. İstikamet nurlu ufuklardı.

Bu işe yaramıştı. Avrupa Şampiyonası-2008’de “son anda” 3. olmuştuk. Almanya ise finale kadar tırmanmıştı. Zaten bizi “son anda” eleyen de Onlardı.

Dünya Kupası-2010’da Almanya yine 3. olurken, o sırada evlerinde (tatil köylerinde) çaylarını höpürdeterek içen yetkililerimiz bu durumu tüm ülke gibi üzgün ve süzgün gözlerle izlediler. O kupada olamamamız bir sorundu. Her sorunun bir çözüme ihtiyacı vardı. O çözüm bulundu. Hemen bir toplantı yapıldı ve yeni hocamız basına tanıtıldı.

Yeni hocamız Hiddink, genç oyunculara öncelik vereceğini, Türkiye’de müthiş bir genç oyunucu potansiyeli olduğunu ve yeni bir takım oluşturacağını söylerken, gözlerimiz nurlu ufuklara doğru şehlalaşmaya başlamıştı bile.

Kadrolar her açıklandığında gözlerimizin seğirmesi de bu yüzdendir.

Henüz maç ile ilgili hiçbir yazı okumadım, yorum dinlemedim, kimseyle dillendirmedim. Eminim Servetli, Hakan Baltalı, Mehmet Aureliolu cümleler sinlerle kaflarla memleketin her köşesini bilfiil işgal etmiştir. Eminim x’in yerine y oynamalı, falancanın şurada değil orada oynaması lazımdı ididir.

Herkes gönlünü hoş tutsun, bir toplantıyla sorunlar çözülür. Siyasi tarihimizin 60 yıllık vaadine, nurlu ufuklara, güneş görmüş ayçiçeği gibi döner gözlerimiz. Arkamızı döndüğümüz dünya futbolunun arka sahnesindeki provalar, önümüze sanat şaheseri olarak geldiğinde şaşar bakarız bu güzelliğe, nasıl gerçek olduğuna inanamayarak…

Eskiden (20-30 sene evvel) yenilirdik ama ezilmezdik. Dün gece hem yenildik hem de çok ezildik.  

Futbolumuza, ruhumuza bu ezikliği işleyenlerin başarısıdır dün geceki 90 dakika. Sadece bir futbol maçı değil, düşünce mağlubiyetimizdir aynı zamanda…

Yakup Sabri İNANKUR

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...