1 Ekim 2011 Cumartesi
Güzel Futbol'un Derbisi
14 Nisan 2011 Perşembe
ASLA YALNIZ YÜRÜMEYEN 96 RUH
Alışagelmedik parlak güneşli bir pazar sabahı İngiltere’deki tüm çocuklar gibi Steven’ı da şımartmış, yatak keyfini uzatmıştı. Güzel bir kahvaltıdan sonra kuzeniyle her Pazar yaptığı gibi bahçede futbol oynayacaklardı. Maçın en keyifli yerinde büyükbaba da mutlaka onlara katılacaktı. Ancak birgün önce yaşanan facianın görüntüleri onun yarı uykulu dünyasını işgal edince bütün keyfi kaçtı. Televizyondan izlemişti. Korkunç bir görüntüydü. İnsanlar üstüste yığılmışlardı. Tribüne sığmamışlar, sahaya akmışlar, birbirlerinin üzerine basmışlardı. Ölenler olduğunu duymuştu Steven, ağlayan insanlar görmüştü. Kuzeni Jon Paul da ailedeki herkes gibi Liverpool aşığıydı ve takımının FA Kupası yarı finalinde yalnız yürümesini istemeyenlerdendi. Ancak büyükbabası kuzeninin iyi olduğunu, o tribünde olmadığını söylemişti. Sadece kontrol için o gece hastahanede kalması gerekiyordu. O gece 9 yaşındaki bir çocuk için olabilecek en karanlık geceydi ve bu güneşli sabahta bile bırakmıyordu O’nu.
Anahtarın sesini duyan Steven terliklerini bile giymeden merdivenlerden aşağı koşarken buldu kendini. Kapıyı beklediği gibi büyükbabası Tony Gerrard açtı. Steven’ın yüzüne baktı, yavaşça kapıyı kapattı ve öylece durdu. Geleceğin Liverpool Kaptanı’nın bundan sonra sahaya her çıktığında 10 yaşında kaybettiği kuzeni Jon-Paul Gilhooley için de mücadele edeceğine söz verdiği o gün, Gerrard ailesi ile birlikte 94 aile için daha trajedinin tarihi olacaktı.
15 Nisan 1989'da FA Kupası yarı finalinde Notthingam Forest ile Liverpool karşılaşmasının başlamasına az kalmıştır. Tribünler tıklım tıklım dolu olsa da dışarıda büyük bir izdiham vardır. Bu izdiham, içinde aşırı alkollü Liverpool holiganlarını da barındırmaktadır. Takım sahaya çıkınca stat dışında kalanlar sesleri duyup coşar. Kapılara büyük bir yığılma olunca, polis baskıya dayanamaz ve bariyerleri kaldırır ve tel örgülerin İngiltere’yi terk etmesine sebep olan olaylar başlar.
Arkadan yığılan kalabalık, tribündekilere öne itmeye başlar.İnsan seli bir anda fırtınalı bir deniz olur, dalga dalga sahaya taşmaya çalışır. Ölüm insanları tel örgülerle kucaklar.
94 kişinin hayatını kaybettiği, 766 insanın yaralandığı ağır bir bilanço vardır. Hayatını kaybeden en genç insan Steven Gerrard’ın 10 yaşındaki kuzeni Jon-Paul Gilhooley’dir. Daha sonra ölü sayısına 2 kişi daha eklenir, uğursuz rakamın adı 96 olur.
Bu olay tüm dünyayı derinden etkiledi. Bu maçtan 4 gün sonra oynanan Milan-Real Madrid maçının 6. Dakikasında hakem oyunu durdurdu ve 1 dakikalık saygı duruşu yapıldı. Bu esnada Milanlı taraftarlar “You’ll never walk alone”u söyleyerek, 96 futbol şehidinin ruhunu andı.
İngiltere Federasyonu bu olaydan sonra seyircilerin yerlerini terketmesini yasakladı ve her tribün koltuklu oldu. Tel örgülerin de statları terkettiğini söylememe gerek yok sanırım. Ve holiganların tek tek tespit edilip statlara girmesinin yasaklandığını da…
15 Nisan 1989’da yaşanan o facianın İngiltere'deki modern futbolun doğuşu olduğu dile gelir Ada’da…
Bizim modern futbola geçişimiz umarım bu kadar acı olmaz. 200 küsür kameralı dev statlarımızdaki 100 küsür holiganı tespit etmek ve imha etmek için Volkan’ın kafasına rakı şişesinin, Tello’nun bacağına logar kapağının isabet etmesini mi bekliyoruz, yoksa kendi Hillsborough’muzu mu; bilinmez.
İngilizler "Unutmak her zaman için hatırlamaktan daha kolaydır. Ancak unutmak aynı hata ve acıların tekrarına sebep olur." diyerek her 15 Nisanda bu olayı -öyle göstermelik saygı duruşlarıyla, manalı ama anlamsız şiirlerle değil- gerçekten anarlar. Ölenlerin ailelerini Liverpoollu futbolcular ziyaret ederler. Anma yerine kadar onlarla beraber yürürler, hiçbir Liverpoollu aile yalnız yürümez.
“Sahaya her adım attığımda Jon-Paul aklıma geliyor, O’nun için de oynuyorum” diyor Kaptan Gerrard. Sahadaki 2 kişilik mücadelesinin temelini de böylece açıklamış oluyor.
16 Şubat 2011 Çarşamba
Torres Öldü, Yaşasın Carroll!
26 Ocak 2011 Çarşamba
Liverpoollu Amcalarım, Teyzelerim
Futbol, hiç büyümeyenlerin oyunudur. Koca koca akil adamlar, 2 santim içeride mi, 3 santim dışarda mı, biraz kenardan gitse, az aşağıdan vursa diye saatlerce konuşurlar. Konuşma ateşlendikçe mızıkçılık başlar. O, öbürünü mort etmeye çalışır, öbürü onu. Küsenler olur, kavgalar çıkar, eve dağılırlar...
Ertesi gün sabah, tekrar oyun için biraraya gelirler.
Bizde ‘yaşlı kadın’ futbol taraftarı olarak 105 yaşında bir Fatma Nine vardı. Galatasaraylıydı. Hangi maçtı hatırlamıyorum ama kulübün davetlisi olarak tribündeki yerini almış ve maç içinde uyumuştu. Aslında o yaştaki birinin o yolculuğu yapıp o hengameye girmesi başlı başına takdire şayan bir hadise.
Her fotoğrafın bir hikayesi vardır (Öyle olmasa fotoğrafçılık sanat olmazdı). Yukarıdaki fotoğrafa bakarak sayfalarca yazabilirim. Futboldan, siyasete, cumhuriyet tarihinden, ülkenin bitmek tükenmek bilmeyen jeopolitik önemine kadar kendi muhakememin izin verdiği sürece anlatırım.
Stadyuma gitmek için kaç saat harcadığı, maçtan kaç saat önce tribündeki yerini alacağı, rakip holiganlardan kurtulsa, kendi başkanının dayağından nasıl kaçacağı, protestocu (yok pardon, provakatör) olarak fişleneceği, ‘bilet fiyatı/emekli maaşı’ oranı, maç bittikten sonra gece yarısı eve dönecek olması gibi dışsal faktörler iki A4 kağıdına sığar.
Evde komşuya gelin, geline komşu dedikodusu yapmak gibi ağır ve önemli bir görev varken, akşam bir yüzüklerin efendisi uzunluğunda tv dizilerini izlemek, karakterlerle çekişmek gibi yararlı sohbetlerinden başından kalkıp 22 adamın bir topun peşinde koşması gibi mantıksız ve boş bir olayı izlemeninin ne gerekliliği olduğu gibi içsel faktörler de bir parşömen doldurur.
Bütün bunları bir kenara koyalım. Sanal olsa da kağıtlara, en önemlisi zamanımıza yazık. Her hikayeyi anlatacak tek bir cümle vardır (Öyle olmasa yazı sanatı olmazdı).
Şu fotoğrafı Türkiye’de çektiğimiz gün, muasır medeniyeti yakalamış bir futbol ülkesi oluruz.
3 Haziran 2010 Perşembe
Inter,Liverpool ve Yeni Teknik Direktörler

En son Steven Gerrard’ın Real Madrid’e transfer olacağı ile başlayan haberler, bugünlerde de Inter Milan’ın Rafa Benitez ile ilgilendiğinin duyulması ile “Liverpool dağılıyor” yorumlarını beraberinde getirdi.
Liverpool’un daha da kötüye giden finansal durumu bu yorumları ateşliyor.Benitez için Inter’in ödeyeceği rakam 4 milyon avro civarında.Benitez’in de Inter’e sıcak baktığı, hatta Liverpool’un şimdiden Roy Hodgson, Van Gaal ve Jorge Jesus ile temasa geçtiği artık sır değil.
Mourinho gibi bir hocadan sonra Benitez keser mi Inter’i orası şüpheli.Benitez’in kariyeri ve yaptığı iş tartışılmaz ancak selefinin karizması ve başarıları, en ufak tökezlemelerde ekstra bir baskı unsuru olacaktır.
Liverpool'un ise her konuda yeniden yapılanması gerek. Direk nakit sıkıntısı yaşayan kulüp Gerrard ve Benitez’i kaybederse kısa dönemde çarkları döndürebilir ancak uzun dönem pek aydınlık değil.
2 Haziran 2010 Çarşamba
Beyaza Yakın Kırmızı
Rafa Benitez’in “ Kırmızıların acil nakde ihtiyacı var” açıklamasının direk akıllara getirdiği, başa da gelmek üzere.
Florentino Perez yılın (ikinci) bombasını Steven Gerrard ile patlatmaya hazırlanıyor.
Açıkçası Benitez’in “provoke eden” bu açıklamasının Perez’in ağzını sulandırdığına eminim. Yıllardır Real’in en çok ihtiyacı olan adam konumundaki Gerrard’ın gerek kendi için gerekse -Perez’in açıklamalarına binaen- mevcut kulübü için hayırlı bir transfer olacağını şimdiden söyleyebilirim.
Ayrıca Mourinho’nun sevdiği tipte bir oyuncu, ciddi anlamda Madrid’i “istenilen” başarısı çıtasının üzerine çıkarabilir. Artık o çıta her nerdeyse.








