AVRUPA LİGİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AVRUPA LİGİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Eylül 2011 Cuma

Herkes Dersini Öğrenecek


108 yıllık Beşiktaş Tarihi’nin 70. teknik direktörü Carlos Carvalhal maçtan önce “THY’den yardım alabiliriz” diyerek bizleri gülümsetmişti. Tatlı latife. Zaten ben kendimi güldüren hocalardan hoşlanırım. Lakin gerçek acı. Britannia’da THY’ye de çok nazik kaçardı. Gol sevincimiz henüz kursağımıza ulaşmadan Rüştü Reçber kariyerinin 421. maçında (belki de) 1421. kez boşa çıkıp kariyerinin 520. golünü yerken asıl ihtiyacımız olan Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın sınır ötesi yardımıydı.

Stoke City’nin devasa kuvvetinin ardında İzlandalı bir konsorsiyum var. Takımın %66’sına sahipler. İzlanda dışında İzlanda’nın sahip olduğu ilk futbol kulübü. Bunun da hakkını vermişler. Kuzu bacağını tek elle yiyebilen, eh biraz da top tepen herkes formayı giymiş gelmiş. Bu kadar barbarik bir kuvvetin “haydi gel de şöyle bir parkı turlayalım, sarılayım o ince bele” yakınlaşmasından nasıl canı yanar? Aşkın ülkesi (olduğu iddia edilen) toprakların kel hakemi bu yakınlaşmaya nasıl birden ahlak polisi kesilir? Onuncu kusurlu hareket çıktı da biz mi bilmiyoruz?

Anti-futbolun panzehiri seri ve kısa paslar. Ana maddesi IQ’su yüksek bir orta saha. Yardımcı materyaller; rakip bekleri yerinden oynatacak yerinde durmayan kenar forvetler+ stoperlerle didişecek ve stoperlerin, o beklerin arkasındaki boşluğu “doldurmasını” önleyecek kalıplı bir forvet+ o beklerin arkasına sarkacak akıllı hücum bekler. En önemlisi formülü doğru karışımla hazırlayacak zeki bir doktor.

Britannia’daki Beşiktaş tüm tedaviye sahipti ve teşhis olabildiğince doğruydu. İngiliz & Fransız ortak yapımı kötü bir filmde oscarlık performansıyla alkış aldı.

148 yıllık Stoke City tarihinin 40. hocası Tony Pulis önündeki futbol dersinden birşeyler öğrendi mi bilmiyorum. Öğrenmediyse bir sonraki ders için 2.5 ay beklemek zorunda. Bu sefer yanında coğrafya dersi de hediye!

Futbolda dün yoktur, bugün de yoktur, yarın vardır. Zico’nun Fenerbahçesi’nden bu yana batıda soğukkanlı, etkili ve en önemlisi ne yaptığı bilen bir Türk takımı görmemiştik. Beşiktaş’ın oyununda gelecek var.

O geleceğin de istikrara ihtiyacı var. Bizim Stoke City’den almamız gereken ders de bu.

Yakup Sabri İNANKUR

16 Eylül 2011 Cuma

Cruijff Beğendi, Biz de Beğendik


Birçok övücü cümle gelecektir ama benim için en değerlisi Johan Cruijff'un sözleri. Futbolun Zeus'u, nam-ı diğer Sarı Fare "Tel Aviv önünde oyuna tamamen hakim bir Beşiktaş var. 4-1 öndeler ve güzel, uzun paslarla oynuyorlar" dedi.

Nasıl denk geldi, nereden esti de izledi bilmiyorum ama Cruijff’un 2 cümlelik tespiti Tel Aviv maçının övgüsü kadar, Beşiktaş’ın en büyük sorununun yergisi aslında. Bugün kuvvetle muhtemel bir çok övücü yazı, şiir, menkıbe okuyacaksınız Beşiktaş hakkında. Malum milli geleneğimizdir övgüleri arşa ulaştırır, yergileri arza çarptırırız. 15 dakikalık oyunuyla Edu’ya sövme noktasına gelenlerle, 16. dakikasında attığı 5. golden sonra Edu’nun ne kadar yararlı bir transfer olduğunu anlatanlar aynı kişiler.

O yüzden biz ne uçalım, ne düşelim, Cruijff’un yüzümüzü güldüren cümlesinin meltemi ruhumuzu okşarken sakin sakin düşünelim. Tomurcuk çayın odayı dolduran kokusuyla keyifli bir futbol / Beşiktaş analizi yapalım.

Skor ışıltılı olsa da futbol o kadar parlak değil. Beşiktaş orta sahası ile hücum hattı arasındaki ilişki İsrail-Türkiye ilişkileri gibi. Bu kopukluğu aşmak için yüksek pas yüzdesi gerekiyor. Bunu yapabildiğinde akıcı ve sürekli gol pozisyonuna girebilen bir Beşiktaş izliyoruz. Dün gece, Cruijff’un izlediği Beşiktaş bunu yapabildi. Buradaki sorun oyun yapısının tamamen buna bağlı olması. Sürekli yüksek pas isabeti ile oynamak zorundayız. Bunu yapamadığımız her maçta (ki bu çoğu maç oluyor) sıkıntı yaşarız (ki bu da kazanmayız demek oluyor) o zaman dün geceki güzellik, yerini can sıkıntısına bırakır (ki bu da sorun oluyor)

Özellikle 2. yarıdaki hakimiyetin merkez noktası Fernandes’ti. Orta sahada oyunu yönlendirecek tek isim O. Canı istemezse karşı kaleye gitmekte çok zorlanıyor Beşiktaş. Tabii Tel Avivlilerin de hakkını vermek lazım. Beşiktaş’ı çalıştıkları (ilk 20 dakikada özellikle) çok açıktı. Orta yuvarlakta sürekli 3 oyuncu alanı (daraltma da demeyelim) sıkıştırarak Fernandes’e nefes boşluğu bırakmadılar. İşte bu anlarda Rıza Çalımbay’dan ruhunu, Fabian Ernst’ten zekasını alan Beşiktaş’ın güzel çocuğu Necip Uysal şövalyelik zırhını giydi, savaşa atıldı! Henüz dakika 60 idi ve Necip 3 top çalma ile oynuyordu. İkili mücadelelerin %79’unda ayakta kalmıştı. Kıyas için Arsenalli Jack Wilshere’nin top çalma oranının maç başına 3.8 olduğunu belirteyim. İkili mücadele için bu konudaki en iyisini baz alabiliriz. Geçtiğimiz sezon Bundesliga’da Nuri Şahin omuz omuza kaldığı pozisyonların %85inden alnının akıyla çıktı. Necip Uysal için daha fazla bir şey söylememe gerek yok sanırım. Daha fazlası var ama sonraya saklayalım, hem nazar değmesin.

Aurelio’nun performansı bana rahmetli dedemi hatırlattı. Eski günlerin coşkulu anıları aklına geldiğine heyecanlanır, o günlerin enerjisiyle dolardı. Bir anda o yaşlı adam gider, tuttuğu yırtan o delikanlı gelirdi. Tabii kısa süreli olurdu bu. Sonra aynı enerji, aynı ruh hali için bir anı patlaması daha gerekirdi.

Beşiktaş orta sahası temposunu bulunca, trivelalar havada uçuştu. Güzel ve keyifli olan da bu. Havanın füzelere, heronlara ait olduğu bir dünya yerine, trivelalara, rabonalara ait olması tercihimiz ve insani hakkımızdır.


Bir de maçın isimsiz kahramanları bekler var. 2’şer top çalmayla oynayan İsmail ve Ekrem, ikili mücadelelerdeki düşük yüzdelerini, yerinde kanat bindirmeleriyle kapattılar. Bununla birlikte rakibin kanatlarının hiç işlememesinin sebebi onlar değildi. Yine de orta sahaya yakın durmaları Beşiktaş orta sahasının zaferine katkı olan önemli faktörlerdendi. İçeri katederek Fernandes’i rahatlattıkları gibi Necip’e dinlenme fırsatı verdiler.



Beşiktaş’ın yediği tek gol var. O gol gelmeden 1 saniye önce, top Rüştü’nün elllerine yaklaşırken gözlerimin önünde bir görüntü belirdi, gol olunca netleşti. 13 senelik bir kabus. Euro 98 çeyrek finalinde genç Simaolu, Figolu Portekiz önündeydik. Nuno Gomes soldan gelen ortaya dengesiz yükselmiş, kafa vuruşu etkisiz olmuştu. Yerden seken topu Rüştü kale filelerine doğru uzaklaştırmıştı! Rüştü her yönüyle istikrar adibesi. 17 senedir Türkiye’nin en iyi kalecisi, 17 senedir uzun topları taca çıkıyor ve 17 senedir yerden seken kafaları içeri çeliyor. 17 senedir seviyoruz O’nu...


Beşiktaş çok motive çıktığı bir maçta isabetli pas oranı ve pozisyonları klasik Beşiktaş hastalığında harcamadığı için rahat bir “skor” aldı. Cruijff’un beğendiği bir takım için “normal” olan da bu.


5-1’in örtemediği saha içinde önemli konular var. Simao’nun verimsizliği, Almeida’nın yalnızlığı, aslında komple hücum hattının orta sahadan özerkliğini çoktan ilan etmiş bir şekilde kafasına göre davranması. Başarının sürekliliği için hatların birliği ve dirliği şart. Beşiktaş’ın oyun düzenini ya da dizilişini değiştirmesi lazım.

Onu da bir sonraki yazıda detaylandıracağım. Sizi daha fazla tutmayayım. Çay da soğudu zaten.

Yakup Sabri İNANKUR

Not: Medyadaki ve kulübün içindeki ırkçıların gazına gelmeyen,geleni de engelleyen, protestosunu da duruşuna yakışır şekilde medeni olarak gösteren taraftar, takımdan daha güzel. Küfürler olmasa o zaman çok güzel olacaktı.

19 Ağustos 2011 Cuma

Yeni Beşiktaş

Futbol matematiği, 280 milyon avroluk takımınızın, 10 da 1’i değerindeki rakibine karşı sizi favori yapar. Ancak futbol dinamiği favori olmanın, kazanan demek olmadığını söyler. Tüm futbol kamuoyu Beşiktaş için kolay bir maç olacağında hemfikirken, son 1 hafta neredeyse hergünü Carlos Carvalhal’ın maçın zor geçeceği, Alania’nın ciddiye alınması gereken bir rakip olduğu açıklamalarıyla geçirdik.

Bu açıklamaların temelinde “artık kolay takım kalmadı” resmî klişesi yoktu. Carvalhal hep sezon ortasında gelmiş / gönderilmiş bir kariyere sahip. Başka bir sistem devralmanın / bırakmanın sonrasında yaşanacak tüm sıkıntıların farkında.

Beşiktaş yeni bir takım. Bu sezon transfer politikası ise genç gurbetçi odaklıydı. Genç ve yeni bir takımın son 1 senedeki 3. teknik direktörü iseniz, sezonun ilk ciddi maçında rakip kim olursa olsun endişelenmekte haklısınızdır. Elinizdeki emaneti sağ salim teslim edebilmenin stresine de hiç girmeyelim.

Beşiktaş’ın yıllardır büyük bir sorunu var. Hayır, ondan bahsetmiyorum, saha içinde büyük bir sorunu var. Sanıyorum Recep Çetin’den bu yana sağ, Markus Münch’ten bu yana sol, tarafta oynayanlar hep devşirme beklerdi. Asıl mevkisi orta saha ya da defansif orta saha olan oyuncuları mecburiyetten beklere monte etmekle ve bek gibi oynamalarını beklemekle geçti ömür. Hatta şu an Beşiktaş’ın fiili teknik direktörü Tayfur Havutçu dahi, Toschacklı Beşiktaş’ta bir dönem sol bek sorununa çare diye çıkmıştı sahaya.

Schuster’in savunma kurgusu orta saha çizgisine yakındı. Yenilen gollerde hep bu çizginin konumu suçlandı. Stoperler yavaş olduğu için arkaya atılan toplar tehlike yaratıyordu. Aslında bu doğru göründüğü kadar yanlış, hadi biraz yumuşatalım eksik bir yorumdu. Doğru, Schuster’in stoperleri öndeydi ama top kazanmak için (özellikle hava toplarında) rakip yarı saha içlerine kadar prese çıkıyorlardı. Ancak rakip topu kaptığında beklerin duruma geç uyanması ve ters kademedeki beceriksizlikleri Hakan Arıkan’ın yuhalanmasıyla bitiyordu. Antalyaspor maçında Hilbert ve Hakan Arıkan’ın “sen mi, ben mi” bakışmalarının 3. saniyesinde birbirlerine girmesinden doğan gayri meşru gol, son dakikalarda atılan galibiyet golüyle o an için affedildi belki ama yılların sorunu sadece bir sonraki haftaya ötelenmiş oldu.

Havutçu’nun savunma kurgusu ise ceza sahasına yakındı. Belli ki Tayfur Hoca da yenilen goller için savunma çizgisinin yerini suçluyordu. Bu sefer de savunma ve hücum arasındaki mesafe 60 metreye çıktı. Bunun çözümünü uzuuuun toplarda bulan Beşiktaş’ta bu sefer Almeida sürekli kafasını tutarak yere düşerken, orta saha oyuncuları, arada önlerine top düşerse oynamaya çalışıyorlardı. Bekler ise iyice etkisizleşmişti.

Carvalhal bunun ortasını bulmuş gözüküyor. Savunma çizgisi, Schuster-Havutçu arası bir hatta. Ancak asıl devrim savunma çizgisinde değil, savunma yakınlığında. Bekler stoperlere yakın oynadılar. Hatta o kadar yakın ki, Beşiktaş maça 4 stoperle çıktı desek yeridir. Bu nedenle Alania kanatları saçlarını savura savura kenarlardan gelebildiler. Ancak içeri katetmekte zorlandılar. İsmail Köybaşı hayatında ilk kez maçın en çok top çalan adamı oldu. 5 top çalmayla oynayan Köybaşı’nı kim takip etti dersiniz?

4 top çalmayla diğer bek İbrahim Toraman.

En son Mustafa Denizli döneminde sağdan girip sol ayağıyla gol bulan Toraman, dün gece şampiyonluğu getiren o golüne benzer bir pozisyon buldu. 1 asistle de geceyi en iyilerden biri olarak bitirdi.


Tabii bekler orta sahaya bu kadar yardımla gelince, Ernst önstoperlik gömleğini çıkartıp, defansif orta saha zırhını giydi. Orta saha bu kadar baskılı olunca maçın adamı haliyle Fernandes oldu. Temposunu hücuma harcadı. Zaten futbol zekası çok üst düzey bir oyuncu. Dengeli aynı zamanda. Partneri Guti 55 pas denemesinin 47’sini olumlu kullanmış. %85’lik olumlu pas yüzdesi güzel. Ancak o hatalı 8 pasın 3’ü, Beşiktaş kalesinin şık filelerinden çıkabilirdi. Bu haliyle (muhtemelen kondisyona bağlı) konsantrasyon eksikliği sırıttı.

Bekler ne kadar yakınsa uzak forvetler adlarının hakkını vererek o kadar uzaktı. Böylece Beşiktaş top rakipteyken (kanatlar hariç) tüm boş alanlara sahipti. Hücuma kalktığında ise uzak forvetlerin ceza sahasına yaptığı koşular rakip stoperlerin dengesini bozdu. Ya Almeida boş kaldı, ya kenar forvetler, ya da geriden bindiren bekler. Holosko’nun atamadığı kafa golü bu sezon Beşiktaş’ın gireceği pozisyonların fragmanıydı. Özellikle Mustafa Pektemek bu oyunu çok sever. Attığı gollerin hemen hemen yarısını uzak köşeye atılan ani toplara tek vuruş yaparak kaydetti. Bir röportajında kendine Hakan Şükür’ü örnek aldığını söylemişti. En başta da kafa gollerini örnek aldığını son 2 sezon bizzat izledim. Attığı 16 golün 4’ü arka direğe yaptığı koşu sonrasında vurduğu kafa sonucu. Bir kenar forvet için gayet iyi bir yüzde. O nedenle Bebe bu kadar önemliydi. Hızlı, ve kafa vuruşları hedefi bulacak adam lazım bu sistemde. Metin Tekin ve Feyyaz Uçar’dan bu yana bu tarz bir oyuncu yok.

Bu nedenle Carvalhal her basın toplantısını transferle açıp, transferle kapatıyor. Hız ve kafaya sahip bir kenar forvet istiyor.


Yakup Sabri İNANKUR

30 Eylül 2010 Perşembe

Avrupa Ligi Varan-2, Rapid Wien

Türk Futbolu’nun Avrupa'da kulüp düzeyindeki en başarılı sezonları 1999-2000 ve 1988-1989, Rapid Wien’le açılmıştır. Galatasaray 1988’de Şampiyon Kulüpler Kupası ilk turunda kuradan Rapid Wien’i çekince, herkes yeni bir “yenildik, elendik ama ezilmedik” edebiyatına hazırdı. Mustafa Denizli bazılarını gıcık eden meşhur gülüşüyle “Rapid’i eleyeceğiz” dediğinde hassssta falan olmayasın esprisi yeni yeni yapılmaya başlanmıştı. Viyana’da B. Savaş’ın füzesi 2-1 gibi umutlu bir mağlubiyetle işi Ali Sami Yen’e taşıdı ve rövanşı 2-0 alan Galatasaray o sezon Çarşamba gecelerinin tek heyecanı olarak bu işi yarı finale kadar götürdü.

10 yıl sonra Şampiyonlar Ligi önelemesinde yine Rapid Wien’le başlayan Galatasaray’a, Viyana’da, Hagi’nin 40 metre sürüp sağ ayağıyla 90a “bıraktığı” zerafet kadar güzel “HAGI, HAGI, HAGI, HAGI” çığlıklarıyla Ercan Taner eşlik etmişti. O sezon 17 Mayıs 2000’de muhteşem sonuçlandı.

Bu girişten sonra Rapid Wien bu anlamda Türk Futbolu için bir şans diyerek devam etmek isterdim, ancak ufak bir araştırma olayın Beşiktaş boyutunu farklı kıldı. 1984-1985 sezonunda, Kupa Galipleri Kupasında Rapid Wien ilk turda Beşiktaş’ı elemiş ve o sezon kupada finale kadar çıkmış. Kuşkusuz dönemin ve Rapid tarihinin en önemli 2 futbolcusu Krankl ve Panenka bu başarının başrolündeydi.

Ancak eski Rapid Wien ile şimdiki arasında en az eski Beşiktaş’la şimdiki arasında olduğu kadar fark var. Gruptaki ilk rakip CSKA Sofya gibi Rapid Wien’de futbol kültürü olan ama eski ihtişamından eser kalmamış bir takım halinde.

Takımdaki en önemli yıldızları Nuhiu, Veli Kavlak ve Steffen Hoffman. Bunlar dışında dikkat edilecek oyuncular yine bizden, Yasin Pehlivan ve Muhammet İldiz. Tanınma anlamında tek oyuncuları olan Vennegoor of Hesselink PSV günlerinden bir hayli uzakta. 5-4-1 şeklinde savunmaya dönük, kontra atak oynuyorlar.

Ultras Rapid adlı bir tribün grupları var ve amblemleri Kızılderili reisinin kafası.

Rapid Wien forumlarında yaptığım gezintide Almanca’ya hakim arkadaşlarımın büyük katkılarıyla “Beraberlik harika sonuç, umarım yedek takımlarıyla çıkarlar, kendi evimizde fark yemeyelim” şeklinde içaçıcı yorumlar okudum. Normal şartlarda Beşiktaş’ın kazanması gereken bir maç olduğu konusunda herkes hemfikir.

Ancak futbolun esas güzelliği, anormal şartları yaşatabilmesidir. Beşiktaş rakibin direncini kırmak için, klasik gol kaçırma hastalığına tutulmadan, ilk 20 dakikada golü bulursa şartlar normale döner. Ancak kızılderililerin totemleri tutarsa o zaman canımız biraz sıkılabilir.

16 Eylül 2010 Perşembe

Avrupa Ligi Varan-1, CSKA Sofya


CSKA Her eski doğu bloku ülkesinde olduğu gibi o takımın orduya ait olduğunun kısaltmasıdır. Tabi Sovyetler’in dağılmasından sonra bu aidiyet zayıflasa hatta kalksa da, isimler değişmedi.

1948’de kurulan kulüp, kurulduğu yıl da dahil olmak üzere geçen 62 yıllık sürede 31 kez şampiyon olarak, Bulgaristan’ın tartışmasız en başarılı takımıdır.

Dimitar Penev, Emil Kostadinov, Lyuboslav Penev gibi tarihe geçen oyuncularının dışında kuşkusuz en ünlü oyuncusu Hristo Stoichkov’dur. Özellikle 90lı yıllarda çıkışa geçen ve 1994’te Dünya Kupası 4.sü olan takımın temeli CSKA Sofya kökenli oyunculardan oluşmuştur.

En önemli rakipleri Levski’dir ve Sofya derbileri bizim sahada görmek istemediğiniz her türlü olay, tezahürat ve pankart içermektedir. Taraftar gruplarından biri de SS Front isimli dazlak ırkçı ve kendilerine “bira iç, seviş ve savaş” sloganını rehber edinmiş bir gruptur.

Aşağıdaki pankartta “Levski sizin herşeyiniz, çünkü karılarınız bizimle sevişiyor “ yazıyor

(tercüme ve foto ultrasmovement.blogspot.comdan alıntıdır)


Eski doğu bloku ülkeleri futbol takımları için kullanılan klasik bir tanımlama ile “eski günlerini arayan” CSKA Sofya’nın bu sezonki en önemli transferi Celtic’de 4 sezon da toplam 19 kez forma giyen Cillian Sheridan. Bu oyuncu için yaptığım araştırmada Celtic taraftarları üzerinde bir Serdar Özkan etkisi bıraktığını gördüm. Büyük umutlarla A takıma alınmış, iyi bir başlangıç yapmış. Ancak 4 sene sonra Sofya’ya giderken Celtic forumlarında yapılan yorumları topladığımda olayı özetleyen yorum şu oldu;

“Kendine Celtic oyuncusu mu diyorsun? Ya da –daha doğrusu- kendine futbolcu mu diyorsun?”

Özellikle son paragraftan sonra küçümseme gibi bir düşünce akıllara gelmesin. Zira ağır ve sert bir savunma yapması hemen hemen kesin olan CSKA’nın bu yapısına Şeref Bey’in de zemininin durumu eklendiğinde ortaya “sakat” bir maç çıkma olasılığı mevcut. Hafta sonu Kadıköy’de oynanacak derbiyi de hesaba katarsak bu akşam Hilbert, Aurelio, Ersan ve Nobre’yi -hatta Fink’i- sahada, Quaresma, Guti, Necip, Bobo gibi isimleri kulübede görebiliriz.

Normal şartlarda Beşiktaş’ın kazanacağı bir maç olsa da Türk Futbolu’nun anormal şartlara müsait olduğu gerçeği bize temkini elden bırakmamanın her halükarda iyi olduğunu hatırlatıyor.

Son olarak Bulgar ekibinin Avrupa Sahnesi’ndeki “en”leri ile kapanışı yapalım.

En Farklı Galibiyetler

- CSKA Sofya-Dinamo Bükreş:8-1, 1956-57 Şampiyon Kulüpler Kupası (Bu andan sonra Steaua Bükreş ile kardeş takım oldular)

- CSKA Sofya-Portadown:5-0, 1999-2000 UEFA Kupası

- CSKA Sofya-FC Haka:9-0, 1970-71 Kupa Galipleri Kupası

En Farklı Mağlubiyetler

- Vasas Budapest-CSKA Sofya:6-1, 1957-58 Şampiyon Kulüpler Kupası

- Juventus-CSKA Sofya:5-1, 1994-95 UEFA Kupası

- Borussia Dortmund-- CSKA Sofya:3-0, 1965-66 Kupa Galipleri Kupası


i) Başlıktaki resim one-minute-later.blogspot.com’dan alıntıdır.

ii) http://www.cska.net/ sitesinde CSKA Sofya ile ilgili daha detaylı bilgiler bulabilirsiniz.

4 Eylül 2010 Cumartesi

Vikingur Maçına Dair


Gündemdeki transferlerle Beşiktaş bu sene Avrupa’da da büyük işler yapar. Kıchıkırık Fulham final oynuyorsa ben de istiyorum bu finalden. Taraftar hazır, yıldızlar hazır, camianın havası da buna uygun.

Neyse efendim daha fazla gaza gelmeden, naçizane analize başlayayım.

Bir kere bu maç ölçü değil. Yapılandan ziyade yapılmak istenen önemli.

Beşiktaş’ın sahaya dizilişi 4 savunma, önlerinde 1 savunma mentaliteli orta saha, 2 merkez orta saha 2 kanat forvet ve 1 forvet şeklinde oldu.

Savunma son 2 seneye oranla orta sahaya daha yakın oynuyor. Bu durum bu maça özgü değil, Schuster savunmayı önde kuracağını söylemişti. Eğer savunmayı önde kuruyorsanız ve stoperleriniz hızlı değilse, arkaya atılan toplar sıkıntıya sebebiyet verir ki dün rakip bu şekilde 2 pozisyon buldu, dikkat!

Burada beklere ve Ernst’te çok iş düşüyor. Ernst, rakip orta saha oyuncusunun hücum oyuncusuna göndereceği pas öncesi arada parazit yapmalı. İşi de zor artık tek başına oyunuyor. Eğer Ernst bu konuda geç kalırsa, bu sefer beklere iş düşüyor, çabuk geri dönmek zorundalar ve ters kademeye girmeye kendilerini alıştırmaları lazım.

Orta saha merkezdeki iki oyuncunun biri, geride kalan bir anlayış içerisinde, ileriye topu taşıyacak, takımı gol pozisyonuna sokacak oyunculara pas atmakla görevliydi. Bu görevi Arjantinli yaptı, iyi de yaptı. Diğeri ise kanattaki 2’linin boşalttığı yerlere giren ve rakip savunmayı driblingle, ara paslarıyla zorlayan, sürekli ısıran Iniesta tipinde oynayan Tabata idi.


Delgado’nun yerinde Guti görev yapacak, Necip’in de bu görev için düşünüldüğü değişiklik sonrası görüldü. Tabata’yı ise çok beğendim. Maç içinde 11 km civarı koşan bir oyuncu için tam görev yerini buldu diyebiliriz. Kimsenin beklemediği anda çektiği isabetli şutlar ise bonusu.

Kanat ikili için söylenecek fazla birşey yok. “Ölüsü bu” denir ya. Bu ikili form tutunca Beşiktaş’ın gol sayısında bariz bir yükselme olacağı açık. Quaresma oynadığı futbolla eli belinde bekleyen yıldız oyuncu olmayacağının görüntüsünü verdi. Q7 bu sene çok penaltı alır. “Çok”tan kastım Beşiktaşlı için 3 ya da 4’tür. Nihat için ise yorumum geçen sezondan beri aynı. O’ndan “bu sezon” çok şeyler bekliyorum, çünkü “bu sezon” hazırlık kampına katılabildi.

Dün şunu gördüm ki Sarı Melek’in futbol felsefesi Beşiktaş’a şimdiden yerleşmeye başlamış. Ve bu felsefe içerisinde bu sezon Nobre’nin bile takıma katkısının olacağı açık. Çünkü Beşiktaş’ın futbolu rakibin yarı sahasında oynamak üzerine kurulu ve bu düzende ileride basan, top kazanan bir oyuncu iş yapar. Nobre oyuna girdikten sonra Beşiktaş rakip ceza sahasına daha bir yığıldı. Bobo yerine Nobre ilk 11 çıkarsa kimse şaşırmasın.

Rakip 3 ay önce lige başlamış formda bir ekipti ve Beşiktaş için önemli bir “hazırlık” maçıydı.

Dün beni en çok memnun eden Beşiktaş’ın henüz hazır olmaması, “geliyorum” demesi ve ağzımıza bir parmak çalınan futbol felsefesiydi.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...