24 Eylül 2011 Cumartesi
Futbolcuyu Aldatmaya Yönelik Hareket!
8 Mart 2011 Salı
Hakem Yazmam!
İddia ediyorum Trabzonspor 10 kişi kalmasa, Beşiktaş maçı kazanırdı. “Rakip eksik, forvet sayısını arttırayım” mantığının sahne alması olan Fernandes-Nobre değişikliğini görmezdik. Bu nedenle Ceyhun Gülselam’ı da görmezdik. Ceyhun Gülselam’ı görsek, orta sahada temposu düşmüş bir Necip ve Guti karşısında görmezdik, zira orada bir Fernandes olurdu. Muhtemelen dakikalar ilerledikçe bir de Ernst-Guti değişikliğiyle Beşiktaş’ın oyun şefliği Guti’den Fernandes’e geçer, tüm maçı yüksek tempoda oynamış Selçuk İnan’ın temposu bu hamleler karşısında Trabzonspor orta sahasını da Beşiktaş’a teslim ederdi.
Ama Serkan Balcı atıldı.
Tüm pasları isabetli ve dikine oynayan, Guti’nin yükünün yarısını alan Fernandes çıktı, yerine maçı şutsuz tamamlayan ve Guti kadar maaş alan Nobre girdi. Şenol Güneş’in bu “hamleye” karşı hamleyi yapması 5 dakika sürdü. Selçuk, Colman ve diri Ceyhun üçlüsü Guti-Necip ikilisine basmaya başladı. Orta sahanın can çekiştiğini gören savunma öne çıkarak yardıma gelince Burak arkadaki meşhur boşluklara tanıdık koşularını rahat rahat yaptı.
İşte bu nedenle ilk golü attığı 22 maçın hepsini kazanan, kendi evinde son 25 dakikaya skor olarakta, nüfus olarakta 1 fazla giren Beşiktaş, bu maçı kaybetti.
*****
“Neden hiç hakem yazmadığımı” soruyor okur, mütemadiyen...
Yazayım;
Türk hakemliğinin kalitesi Türk Futbolu kadar. Türk Futbolu’nun kalitesi büyük takımlarımızın yönetimleri kadar.
Şampiyonluktaki rakibinin kaleci hatası markalı golüne şike imâsında bulunurken, 1 hafta sonra aynı golün devam filmini kendi avantaj hanesinde gören bir yönetim var.
Rakiplerin penaltısına gönderme yapıp, olmayan penaltı ve ofsayt golle maç kazanmaktan memnun olan bir yönetim var.
Rakibin de en az kendi kadar -hatta daha fazla- canının yandığı maçtan sonra, masaya karate yapan bir yönetim var.
Ligi şaibeli ilan eden, ama 20 yıllık yöneticilik döneminde takımının 9 şampiyonluk kazandığını unutan, bu sebeple “şaibe varsa bu sene mi başladı, o zaman yok muydu?” sorusunun akıllara gelmeyeceğini sanan bir yönetim var.
Hepsi farklı yönetim, aslında...
Hakemler de öyle, hepsi farklı hakem.
Haftasonu Liverpool-Manchester United maçında, ilk yarının son anlarında Liverpoollu Jamie Carragher, krampon tabanıyla bilerek ve isteyerek vurup Nani’nin kaval kemiğinin, ayak bileğine yakın kısmını, gerçek anlamıyla yardı. Nani’nin darbe alan kısmındaki derisi ikiye ayrıldı, kemiği ve bacak kaslarını net bir şekilde gördük. Nani bu yarığı hakeme de gösterdi. Sonrasında ağlayarak sedye üzerinde sahayı terketti.
Hakem Carragher’a sarı kart verdi.
3-1’lik mağlubiyet sonrası United önemli bir avantaj kaybetti. Sezon sonunda şampiyonluğu kaçırırlarsa, bu maçın ve çıkmayan kırmızı kartın etkisi büyük olacak.
Peki;
Siz Manchester United Başkanı’nın Liverpool maçının devre arası hakem odasına indiğini duydunuz mu?
Siz Manchester United Başkanı’nın, “Arsenal’i şampiyon yapmak istiyorlar, önümüzü kapatmaya çalışıyorlar” diye bir açıklamasını duydunuz mu?
Siz Manchester United Başkanı’nın “United büyük kulüptür, yumruğumuzu vurursak altında kalırsınız” diye basın toplantısı yaptığını duydunuz mu?
Daha önemlisi;
Siz Manchester United başkanının adını duydunuz mu?
Hakemlerin düdüğünü konuşmakla havanda su dövmenin aynı paralellikte olduğuna inanıyorum. Rahmetli Federasyon Başkanı Hasan Doğan’ın 2004 yılında operasyon yapıldığını açık seçik söylediği bir ligimiz var. Teşvik primlerinin göz önünde olduğu bir ligimiz var. Hatır şikesinin yapıldığı telefon kayıtlarıyla belgeli bir ligimiz var. Almanya’ya kadar uzanan bahis skandalının bir parçası olan bir ligimiz var...
Yönetimlerin ve teknik adamların, özellikle taraftarların sevgisini kullanarak –ve arkalarına alarak- suçu hakemler üzerine atması eyyamcılıktır.
Hakemlerimizi haklı çıkarmak niyetinde değilim. Bilakis hakemlerimizin çok kötü olduğunu düşünüyorum. Onlar da benim kötü yazdığımı düşünüyor olabilir. Ama en azından ben bağımsızca yazıyorum. Eminim Onlar da bağımsızca çalıyorlar düdüklerini, ne mutlu Onlara...
Herşeyi geçin.
Bir ülkede ne kadar adalet varsa futbolunda da o kadar adalet vardır.
Beşiktaş Tribünleri’nin merhum Necmettin Erbakan için pankart açması ne kadar güzel bir hareketse, aynı tribünlerin merhume Türkân Saylan için açmaya çalıştığı pankarta izin verilmemesi de o kadar çirkindir ve adaletsizdir.
Bu nedenle ben;
Elimden geldiği kadar “futbol” yazmaya devam edeceğim.
http://www.macadogru.com/news.php?news_id=7749
10 Ocak 2011 Pazartesi
1962 Kuralları
Pele’yi arkadan 3 kez “kancalayarak”, Dünya Kupası’nın dışında bırakan adamın adını hatırlıyor musunuz? O tekmeler, takımına istediği puanı ya da puanları aldı, karşılığında Pele’yi bırakarak... Ve dünya en büyük kupasını Pelesiz bitirdi.
Şili 1962; Dünya Kupaları tarihinin en sert kupasıydı. Tarihe Santiago Muharebesi olarak geçen meşhur Şili-İtalya maçında havada uçan tekmeler, kroşeler, aparkatlar, dirsekler herşey mevcuttu. Maçın hakemi 2. Dünya Savaşı'nda savaşan emekli asker İngiliz Ken Aston, ''Tekrar savaş alanına dönmüş gibi hissettim. Sanki futbol maçı yönetmiyor, askeri tatbikatta gözlemcilik yapıyordum'' demişti.
İtalyan oyuncu, Humberto Maschio’nun burnunun kırıldığı bu savaşta, sadece 2 kırmızı kart çıktı. Çünkü kurallara göre öyle olması gerekiyordu. Ancak daha sonra, maçın hakemi Ken Aston, sarı ve kırmızı kartların uygulanmasının yaratıcısı oldu. Çünkü kuralların yetersiz ve cezaların caydırıcılıktan uzak olduğu ortadaydı!
Sivasspor ile Beşiktaş arasında oynanan hazırlık maçından sonra Rıza Hoca’nın, tekmeleri “Portekizliler alışsın, burası Türkiye” şeklinde yorumlaması önce futbol, sonra bir teknik direktör adına üzücü. Tekmelemek ile savunma futbolu arasında, şarkıcı ve sanatçı kadar fark var. Bugün dünyanın en iyi teknik direktörleri Fabio Capello ve Jose Mourinho’nun takımları savunma sanatının inceliklerini icra ediyorlar. Türkiye’de teknik direktör krizine giren her büyük kulübün geleneksel gündemi Lucescu da savunma sanatının büyük ustalarından. Mourinho’nun, Capello’nun tekmelediğini gördünüz mü hiç? Galatasaray ile Şampiyonlar Ligi çeyrek finaline, Beşiktaş ile UEFA Kupası çeyrek finaline tekmeleyerek mi geldi Lucescu?
Madem hocalar bu konudaki fark için isteksiz –ve ilgisiz- o zaman muharebe ve futbol arasındaki farkı sağlamak hakemlere düşüyor. Hakemlerimiz ise bu konuda fazla kuralcı olmak ya da ilk faule kart vermemek (sertçe uyarmak), maçın ilk 10 dakikasında zinhar kart çıkarmamak gibi bir prensiple yönetiyorlar.
Peki kurallar ne diyor? Aşağıda rastgele seçtiğim maçlardan enstantaneler var buyrun siz yorumlayın;
Mesela bileğe basıldığında ya da “topa giriyordum pozisyon gereği adama geldi” bahanesiyle karışık kramponla göğüste, dizde delik açtığınızda cezası uyarı oluyor. Öte yandan bu uyarıyı alkışlarsanız, cezası sarı kart oluyor. Aynı dakikada iki kez tekmeye maruz kaldığınızda acı içinde kalkıp “buna da mı kart yok” yaparsanız o da sarı kart oluyor, şansınız varsa tekmeciler uyarı alıyor.
Bunun nedeni alkışlamanın ve kart işareti yapmanın “hakemi protesto etmek” anlamında olması. Bileğe basmak, tabanla dize girmek futbolu protesto etmek değil mi peki? Bunu da geçtim; alkışlamak, eliyle kart göstermek sarı kart başlığı altında olan maddeler, kabul ediyorum. Ceza sahası içinde düşen (düşürülen) ama penaltı alamayan futbolcunun, Michael Jackson’ı kıskandıran bir dönüşle yere dizlerinin üstünde düşüp çimleri yolmasına kart çıkmıyor. Ya da ofsaytı beğenmeyip yan hakeme son sürat –burun buruna gelen kadar- sevirtmesi de uygun. Ve yahutta kendine faul yapıldığını iddia eden oyuncunun eliyle önündekileri ittirdikten sonra hakemin yanına bacağındaki yarayı göstere göstere koşup hakemin oralı olmamasının ardından şortunun iki yanını kıç yanaklarına kadar çekip formasını ısırması da nizami.
Ama sakın eliyle kart yapmasın, hakemi protesto ediyor, sarı kart!
Kitapta yazan yorumlanmadan, mantıktan süzülmeden direk uygulandığı için böyle saçmalıklar oluyor. Her “eliyle kart gösteren ya da alkışlayan” hakemi protesto ediyor demek değildir, ya da hakemin kararını protesto etmenin tek işareti “eliyle kart göstermek” değildir. O kuralın amacı “hakem kararına saygı”dır, saygısızlık edeni cezalandırmaktır.
Ligimizin ikinci yarısında hakemlerimizin “eliyle kart yapan ya da alkışlayan oyuncuya” gösterdikleri hassasiyeti tekmeci oyunculara da göstermelerini dileriz. Çünkü futbol Pele’yi hatırlıyor.
Ülke hakemliğinin, ülke futbolundan ileride olduğu söyleniyor ya hep.
Şu haliyle bu fark en fazla 2 yıl, kanımca.
