27 Ekim 2010 Çarşamba

Tedavi Sancıları

Acaba 1987'de ezeli rakibi Manchester City'den 5 yediği zaman "Nerdesin Sir Alexciler" denilmiş miydi United forumlarında? Gerçi o zaman ben 6 yaşındaydım, İngilizce bilmiyordum, internet yoktu, zaten Ferguson da "Sir" değildi.

Ama bazen rakiplerimizin forumlarında göz gezdiriyorum, hani şu sezon başında köy takımlarına elenen, bizim 2 kupamıza "biz yoktuk" diye ok atıp, geçen sene bizim olmadığımız ligde ve kupada becerip 1 kupa alamayan rakiplerimizin forumlarında. Hiç biri bizim kadar melankolik değil. Özellikle son 3-4 yılda bir "arabesklik" yerleşti Beşiktaş'a (bunun son yıllarda geç gelen şampiyonluklarla da ilgisi yok) ki aslında başlı başına bir konu bu ama uzatıp asıl konudan sapmayalım. Her fırsatta en zeki, en aklı başında topluluk diye övündüğüm Beşiktaş Taraftarı 90larda tanıdığım Fenerbahçe seyircisi kıvamında hareketlere, sözlere sapmaya başladı bu da ayrı bir konu.

Asıl konu şu;
6 yıl=5 Hoca=1 şampiyonluk.
Eminim 6 yıl sadece 1 hoca ile çalışsak, "en az" 1 şampiyonluğumuz olurdu. Buna emin olduğum kadar dün Nihat yerine Holosko oynasa "Holosko sana tahamülüm kalmadı" konusunun 90 sayfaya ulaşacağına eminim. Sakatlıktan henüz çıkmış Guti oynasa 60. dakikada tükeneceğinden ve "Onur neden oynamaz" denileceğinden eminim. Tabata-Delgado kıyaslamasının en az 3 konu başlığı altında daha yapılacağından da eminim. Yusuf ile başlasa "50 yaşına gelmiş, bu sezon hiç maça çıkmamış Yusuf neden oynar" denileceğinden de eminim.
Asıl durum şu, sene başında da yazdım bu sezon favori önce Trabzon sonra Bursa'dır. Bizim takımımız ne yazık ki yaratıcı oyuncu eksikliği çeken, pas özelliği kısıtlı olan oyunculardan kurulu ve eski oyuncularla hala başı ağrıyan yeni olmaya çalışan bir takım. Ancak Beşiktaş, 100. yılda dahil, savunma futbolu mentalitesiyle oynayan bir takımdı.

Hücum felsefesi takımın, yönetimin, camianın herkesin benimsemesini gerektirdiği bir felsefedir. Schuster in kazandırmaya çalıştığı şey 4-3-2-5-1-3 gibi tahtaya yazılıp edinilecek şeyler değildir. Schuster bir mantaliteyi öncelikle bu futbolcuların kafasına sokmaya çalışıyor. Hücum ederken savunmayı düşünebilen savunmadayken hücumda ne yapmalıyımın planlarını daha 2-3 hamle önceden kafasında yaşatabilen oyuncular yaratmaya çalışıyor. Ve bu o kadar zor birşey ki, elimizdeki oyuncuların yeterliliğini geçtim yeterli oyuncuların bile bir araya getirmesi çok uzun süreçler alabilecek bir taktik. Bu süreçten Barcelona da geçti, Real Madrid de geçti A.madrid de geçti Valencia da geçti ispanya da üst düzey takımların çoğu bu aşamaları yaşadı. Beşiktaş ta o sürecin içine girdi (Galatasaray 1996 da F.Terimle başladı ve uygun kadrolar ile yakaladı).

Schuster in istediği futbolu uygulayabilmek ve kalıcı olmasını sağlayabilmek için öncelikle çok ama çok sabırlı olmak, medyadaki ve camiadaki bazı örümcek kafalara prim vermemek gerekmektedir. Öncelikle de transferde ; zamanlama hatası yapmayan, geniş alanda oynamaya alışkın, alan savunmasını ezberlemiş, geniş alanda oynamayı becerebilen, mümkünse La Liga dan iki iyi stoper almalı. Galatasaray'ın UEFA'yı aldığı yıllarda Bülent, Popescu, Emre gibi az hata bile oynayan stoperleri ve onların önünde hücümu da, defansı da yapabilen ortasaha oyuncuları vardı. Bizim orta sahamız belki de daha iyi ama maalesef stoperlerimiz sadece adam markajında etkili olan, tuttukları adamlar yer değiştirince de en basit organizasyonlarda pozisyon veren adamlar. Ayrıca ; Üzülmez'den başka ters kademe bilen bek yok ama Hilbert her geçen gün ısınıyor, Rıdvan gelene kadar idare eder. Rıdvan; tam schuster in sisteminde yıldız olacak bir oyuncu,motorik özelliklere sahip bir bek.
Kısacası bu yıl hiç mızlanmadan ,sonuçlara bakmadan bu değişime sabretmeliyiz. Hocamız bu işi biliyor ve iki hokkabazın baskısı ile vazgeçecek çapsızlıkta da değil. Bazılarının dediği gibi "Rijkard " hiç değil.
Yeterki bizler ve yönetim arkasında dursun. Üstelik bu sistemi uygulamada belkide Avrupa da'ki en iyi 1-2 saha içi liderinden birisi de bizim takımımızda..

Değişim sancıları karnımızda dayanılmaz ağrılar yapıyorsa bunun nedeni doktor değildir. Daha önce yediğimiz hurmalardır. Öyle "2" hapla da geçecek bir ağrı olmadığı gibi 9 yerimizde de tahmin edilenin dışında başka hastalıklar çıktı. Bunlar da olabilir.

Milne'nin tedavisi 3 sene, Sir Alex'in tedavisi 6 sene sürdü.

Bizim kaç ay tahammülümüz olmalı?

Not: İtalik yazı ile yazılan sözler besiktasforum.net'ten İrfan Bey'e aittir.

25 Ekim 2010 Pazartesi

Bağımsız Fenerbahçe:0, Bağımlı Galatasaray:0, Kazanan Fenerbahçe

Fenerbahçe maçı ne olur?

“Bunu oyunculara sorun” Frank Rijkaard, Galatasaray eski Teknik Direktörü

Futbolcuya dayalı düzeni en güzel ve kibar şekliyle yüzümüze vurup gitti Hollandalı. Derbilerimizin ya da futbolumuzun çapının başına böbürlene böbürlene eklediğimiz “dünya” teknik direktör, sistem, altyapı gibi konularda istikrar sahibi olanların önderliğinde ilerlerken, ülke futbolumuz istikrarı başkan ve futbolcuya dayalı düzen konusunda arıyor. Beni şaşırtan durum ise Galatasaray Futbol Takımı'na bu düzeni en sağlam çivilerle tutturanların bizzat Galatasaray Taraftarı tarafından kurtarıcılığa aday gösterilmesi. Fenerbahçe Brezilyalılardan kurtulma yolunda hızla ilerlerken, Galatasaray’ın aynı oranda mevcut yapıyı koruduğu ortadayken bu maçın sonucu ya da sezonun sonucu çok da önemli değil. Daha 6 gün önce ayağı topa gitmeyenlerin, Fenerbahçe önündeki cansiperane savunması “derbi motivasyonu” kavramının içinde eritilemez. Lucescu’nun korkak, Feldkamp’ın bunak, Gerets’in fazla atak olduğu için gitmesini gerektiren değirmen, öğüttüklerini taraftar, yazar, yönetim fırınına göndererek krallığını çoktan ilan etmiş oyunculara yeni ekmekler sunacaktır. İstikrar Hagi ve halefleri ile devam edecektir. Adnan Polat’ın 3 yıl önce başlattığı devrim denemesi şu an için karavana gözüküyor.

Devrimciliğin diğer yakasında ise Aykut Kocaman önderliğinde taraftar-başkan-medya birliğini de gerçekleştirebilmiş bir Fenerbahçe var. Emre Belözoğlu, Mehmet Topuz ile İngiliz orta sahasına, Dia-Stoch-Niang ile Fransız hücum hattına sahip olarak Brezilya krallığından özerkliğini kazanabilmiş bu Fenerbahçe daha bir güzel sanki. Özer’in sakatlığı bağımsızlık bildirisi planlarında değişiklik yapar mı, ya da herşeye rağmen devrime devam edilir mi bunu lider Aykut Kocaman anlatacak. Belki o zaman sistem konusunda da daha net fikir sahibi olabileceğiz.

İstisnasız bütün takımlarımızda istikrar ya da sabır gibi kavramlar oturmuş değil. Ancak 5 büyük arasında oyuncuların etkin şekilde hoca gönderdiği, hatta transfere aktif olarak karıştığı en çok vuku bulan iki takımın maçı Rijkaard’ın başta yazılan cümleleriyle galibi ve mağlubu çoktan belirledi. Zaman devrimi gerçekleştirenin, sistemini oturtabilenin lehinde ilerler. Her ne kadar bugün için “başarılı” bir sonuç alan ve bu “beraberliği” kutlayanlar olsa da, kazanan bağımsız Fenerbahçe olmuştur.

22 Ekim 2010 Cuma

Edward Norton Halt Etmiş!

Kolları sıvamış bol taktik anlayışlı, eleştiri soslu bir yazıya hazırlanıyordum ki Porto’nun genç hocası Andre Villas Boas’ın açıklamasındaki tek bir cümlenin tüm paragraflara bedel olduğunu farkettim. Boas “Çok kaliteli oyuncularımızla fark yaratıp maçı kazandık ve iyi bir galibiyet elde ettik.'' demiş ve olayı bitirmiş. Yan top, üst top, depar kulvarı,4-1-3-1-1...v.s bir yere kadar, gerçek şu ki; üst düzey maçlarda alnımız, kaliteli oyuncuların imzalarıyla kırışır, ama sevinçten, ama üzüntüden...

Beşiktaş’ın çok kaliteli oyuncuları kim?

Guti, Quaresma, Sivok, Ferrari ve Nihat.

Neredeler bunlar?

4’ü revirde, 1’ini hala bulamıyoruz.

Futbol nasıl oyundur?

Basit bir oyundur. Korner penaltı noktası üzerindeki oyuncunun kafasına atılır, O da köşeye vurur. Bek uzun top yapar, forvet o uzun topa koşu yapar. Oyun kurucu -ne hızlı ne yumuşak şiddette pas ile- araya oynar forvet buna da koşu yapar.

Peki zor olan nedir?

Kaleci için, bıkmadan usanmadan boşa çıkmaktır. Stoper için, bıkmadan usanmadan önünde sekecek olan topa sekmeden müdahale etmemek ya da sekeceğini anladığında geriye koşuya başlamamaktır. Orta saha için, bıkmadan usanmadan takım arkadaşına pası ses hızı limitlerinde atarak O’nun topu kontrol edememesini sağlamaktır. Forvet için, bıkmadan usanmadan kenardan yapılan 15 adet penaltı noktası üzerine gelen ortaya zinhar kafa vuramamaktır.

Ayrıca ne kadar yıldız oyuncusu varsa hepsinin muhtelif karşılaşmaların 30. dakikasında arka baldırını tuta tuta, boştaki elini kulübeye çevirip işaret parmağı döndürmesi, zordur. Bütün bu adale sakatlıklarına rağmen basın sözcüsü dahi genel cerrahi Profesörü olan bir kulüpte “Hayırdır, antremanda siz ne yapıyorsunuz?” denilmemesi zordur.

Bunları yapmak gerçekten zordur.

Porto basit oyunu ve “çok kaliteli” oyuncularıyla kazanmıştır. Gerçi Porto’nunkiler de kaliteli oyuncudan çok “süper kahraman” klasmanında yarışıyor, bu da ayrı mesele. Edward Norton halt etmiş!


Add Image

20 Ekim 2010 Çarşamba

Git Kendini Daha Fazla Sevdirmeden

İçime oturmasının sebebi, Hiddink, Löw, Del Bosque, Tigana serisinin bu devam filminin aynı sonla bitmesi.

İçime oturmasının sebebi, artık acı eşiğinin aşılması ve şimdiden Schuster için aklıma gelen ağıtların yankısı.

Gelmesin böyle adamlar. Biz, Daum-Fatih Terim-Yılmaz Vural ile mutluyuz. Kasaplar çarşısına dönmüş ligimize “çok sert ligimiz var” diye yalandan ekoller uyduruyoruz. En alçakça, en sıkıcı, en futbolsuz şekilde bile olsa maçı kazanınca Şampiyonlar Ligi Finali’ni 5-0 kazanmış gibi seviniyoruz.

Gelmesin bu adamlar, gidişleri hüzünlü oluyor.


19 Ekim 2010 Salı

Numero Tre

Kocaman masmavi gözleri ile “poz veren” bu bebek, hayatı boyunca fotoğraf makineleri ile dost kalacak. Çocukluğunda yaptığı kumdan kaleleri deniz alıp götürse de yeşil sahalarda savunduğu kaleler tarihten silinmeyecek.


15 yaşında Sport Week’in kapak konusu olacak. Zaten takriben 1 yıl sonra yaşıtları belki ilk kez traş köpüğü ile erkek adam olmanın denemelerini yaparken, O babasından kalan formayı sırtına geçirecek. Tam 24 yıl da çıkarmayacak. 887 kez giydiği o forma müzeye kaldırılacak. O kadar forvet varken, Şampiyonlar Ligi Finali'nin en erken golü O'na nasip olacak.

Saygılar Milan’ın ebedi 3 numarası Paolo Maldini’ye...


18 Ekim 2010 Pazartesi

Hayatın Tekrarları

Geleceğe Dönüş serilerini, Tosun Paşa’yı, en az 50 kez izlemişimdir. Her izlediğimde de zevk alırım, gülerim, eğlenirim. 2-3 senede bir Sherlock Holmes serilerini okumaya mutlaka başlarım, keyif alırım. Hala Michael Jackson dinlerim döndüre döndüre, oradan Barış Manço’ya geçerim mutlu olurum. Bursaspor-Kalsruhe maçını, Kamerun-İngiltere çeyrek Finalini, Milan-Barcelona 1994 finalini, Baggio’nun kaçırdığını penaltı anını, Prekazi’nin Monaco’yu yıkışını, Sergen’in Cudicini’yi zıplatmasını nerede görsem sanki ilk defa yaşıyormuş gibi heyecanlanırım.

Üstteki paragraftaki fiilleri bu paragrafa aktaralım; “zevk almak, gülmek, eğlenmek, keyif almak, mutlu olmak ve heyecanlanmak”. Bu fiiler sabittir, çünkü olaylar sabittir. Cudicini sürekli zıplamakta, Savicevic sihirli sol ayağının içiyle tuvale son fırçayı vurmaktadır. Marty McFly ise geleceğini daha iyi yazabilmek için hayalini sıkça kurduğumuz şekilde geçmişinde ince ayar yapmak üzere tam gaz gitmektedir. Peki bu fiilleri Fatih Terim, Christoph Daum yeniden vizyona girdiğinde hissedebilir misiniz? Bu ülkede İmparator Fatih Terim, Ekselansları Christoph Daum veya Arşidük Yılmaz Vural’dan başka hoca yok mudur? Ya da her seferinde felaketi durdurabilecek tek süper kahraman edasıyla çağrılan bu isimlerin yine aynı çığlıklar tarafından felaketlerin tek sorumlusu olarak gönderilmesi hala kulüp yöneticileri ve/veya başkanlarının rotalarına nasıl yön verir? Taş ile suyun savaşını, en sonunda suyun kazancağının en popüler örneği Alex Ferguson’dan sürekli olarak bahsedilen bir ortamda, sabreden derviş muradına ermiş kültürünün yanına virgülü koyup “nah ermiş çatlayıp da gebermiş” tümcesi konduranlar 100 küsür yıllık kulüplerin geleceğinde söz sahibi olduğu sürece aynı filmlerin ikinci, üçüncü serilerini izlemeye mahkumuz. Ama çoğunlukla olduğu gibi “gişe amacıyla talep üzerine çekilen” devam filmleri aynı heyecanı, tadı vermez, aynı derecede başarılı da olmaz .

Biten bir ilişkiden daha mutsuz, daha iç karartıcı, daha yaralayıcı olan şey aynı ilişkinin yeniden başlayıp bir kez daha bitmesidir. Üstelik ilk seferin sonundaki hüzün ve beraberindeki saygı, çoğu kez yeniden filizlenen bu ikinci filmin bir “Eşkıya” sonu darbesiyle yerle bir olması ve ortada kan kaybından ölen bir sevgi cesedi bırakmaksıyla sonuçlanır.

16 Ekim 2010 Cumartesi

A.C. Milan San Paolo Junior Camp 201/2011

Her ne kadar yaşı 30'un üzerindeki oyuncuların ideal takımı olsa da A.C. Milan, San Paolo'da yeni Kaka'lar arıyor.

San Paolo Milan Junior Kampı;











Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...