Samet Aybaba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Samet Aybaba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Haziran 2012 Pazar

FEDA’nın Dizisi Olmaz




90’larda orta halli insanları izledik. Bizimkiler’le, Mahallenin Muhtarları’yla, Ferhunde Hanımlar’la kahvaltı yaptık, sohbet ettik. 2000’lerde muazzam bir zenginlik vardı. Asmalı Konak, Lale Devri, Yer Gök Aşk bizim Dallaslar’ımızdı. Komedi dizileri bile belli bir gelir seviyesinin üzerindeydi. Çocuklar duymasın, Avrupa Yakası... En son prime time’ın sultanı Muhteşem Yüzyıl oldu ki; topyekûn en zengin olduğumuz dönemdi. İhtişam paçalarımızdan akıyordu. Bu durumda soru hep şudur; Kitlesel uyuşturucu araçları bileşimlerini toplumdan mı alıyor yoksa topluma mı pompalar? İkisi de. Metronom gibi. Sarkaç sağa yattığında, zemberek sola çağırıyor, sola yattığında sağa. Bilinçaltımıza sızan ortak bir ritim, düşüncelerimize yön veriyor. Belki de Behzat Ç. bu nedenle bu kadar ilgi çekti. Şaşaa ile uyuşan bir toplumdan sıkılan bizim gibi sıradan insanların sıradan mutsuzlukları, ağaların, sultanların ekstrem mutsuzluklarından daha önemli geldi.

Kulüplerimizin ve tribünlerin değişerek aynı ritimde sallanması şaşırtmadı. Üzdü ama. 1 simit ile maça giren, bilet parası çıkışmazsa o simidi de almayan taraftarın yerini localar, parası maça yetmediği için stada üzgün bakanlara cebinden çıkarıp para veren abilerin yerini; forma, kombine al(a)mayanın taraftar olmadığı hükmünü veren amigolar aldı. Rakip takımların bile saygı duyduğu tribün liderlerinin yerini, reklam yıldızlığı, televizyon yorumculuğu, köşe yazarlığı gibi popüler meslekleri aynı anda yapabilen taraftar gruplarının liderleri aldı. Bu esnada Ortegalar, Elanolar, Quaresmalar gelmeye başladı. Yetmedi Ronaldinho’yu, Robinho’yu istedik. Rakamlar konuşulmaya başlandı. Konuşuldukça sayılar önemli olmaya başladı. Tabelada dilediği sayıları göremeyince sırtını sahaya dönenlerin, sahaya ağlamaklı gözlerle bakanların ama kalp kırmayanların yerini, koltukları kırıp sahaya atanlar aldı. Bırak rakibi, kendi oyuncusuna, hocasına koro halinde küfretmek caiz oldu. Küfrü hakediyorlardı, çünkü para veriyoruz, hem de çok para veriyoruz. Karşılığını da istiyoruz.  Takım sevgisini alışveriş konusu yapıyoruz ve hala takım ruhundan bahsediyoruz.

Parayı, zenginliği, ihtişamı izliyoruz ama kendimizi pek gördüğümüz söylenemez.

İlk tribünden izlediğim maçta Feyyaz gol atınca binler gibi ben de ayağa kalkmıştım “gol” diyerek. Ancak sesim öyle ince çıkmıştı ki, bir anda sustum. Utanmıştım. Sonra ciğerlerimi şöyle iyice doldurarak, gırtlağımı büzerek bir daha bağırdım, daha bir bağırdım. Aman Allah’ım, felaket! Sesim inceydi. 8 yaşında olmaktan nefret ettim. Beşiktaş’a sağlam destek vermek için acil büyümem lazımdı! Aynı maçta Feyyaz penaltı kaçırdı ve ardından Beşiktaş gol yedi, maç öylece bitti. Sessizce evlere dağılıyordu insanlar. Yarım saat evvel bas baritondan fırlayan oktavlar; ince, narin, nazenin olmuştu. Taraftarlar fısıltıyla konuşuyorlardı, sanki Beşiktaş duymasın, üzülmesin diye…

30 sene o tribünde oturarak maçını izleyen, galibiyette mutluluktan, mağlubiyette üzüntüden sessiz sessiz ağlayanlar vardı. Onların sesleri inceydi. Şimdi en kalın sesi kim çıkaracak şampiyonaları yapılıyor. Taraftarlığı sadece desibele indirgediler, o güzelim amcalar da çektiler gittiler, sessizce…


Dün itibariyle o eski Beşiktaş’ın, daha doğrusu Beşiktaş’ın geleneklerinden filizlenen bir çiçek açtı yeni Beşiktaş’ın çölleşmeye başlayan geleceğine. Böyle bir ortamda, böyle bir dönemde, sözleşmeyi sadece imzasıyla doldurdu. Sayılar O’nu ilgilendirmedi. Beşiktaşlı’nın derdi sayılar olmazdı.


Samet Aybaba’nın Beşiktaş’a bir kaç beden küçük geldiği tezini ortaya atanların hesap makineleri, bu düşünce yapısının Beşiktaş kültür ve geleneklerinin kaç beden altında kaldığını hesaplıyor mu? 2000’lerin zengin çocuğu 580 milyon liralık borç dağını kulübün sırtına yüklerken Beşiktaş’ın kaç beden zayıfladığını hesaplamışlar mıydı?

Son 8 yılda lüks sarhoşluğuna, şımarıklığa feda edilen Beşiktaş, bugün kendini Beşiktaş’a feda etmeye hazırlananlara kucak açıyor. Kendine gelebilmek için, Beşiktaş kalabilmek için.

8 yıldır lüks bir dizi idi Beşiktaş. Kavgası, şaşaası ve tabii ki reytingi bol, huzuru, özgünlüğü ve tabii ki samimiyeti azdı.

Beşiktaş kendine gelebilmek için FEDA derken, Samet Aybaba hoca olduğu müddetçe maçlara gelmeyeceğini söyleyenler zaten FEDA’yı hiç anlamamışlardır.
Beşiktaş’ı da…

Zap yapıp zengin temalı başka bir dizi bulabilirler. Beşiktaş için sakıncası yok” dedi (31 yaşında ve hâlâ) ince bir sesle.

Yakup Sabri İNANKUR
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...