200 Golün hikayesinin kapağı;
10 Ekim 2011 Pazartesi
Roberto Baggio
200 Golün hikayesinin kapağı;
6 Mart 2011 Pazar
Baggio Olmak Lazım-2
*****
Futbol renk körüdür.
En büyük başarısı, mutlaka ayrılacak bir konu bulmak olan insanoğlu; Baggio topun başına geçtiğinde hangi ırktan, hangi milletten ve ülkeden olursa olsun, bu penaltının gol olacağı inancında birleşmişti. “Takımını finale taşıyan”, “dünyanın en iyi oyuncusu” rütbeleri yeterince göz alıcıyken, bunların üzerine Serie A’nın gelmiş geçmiş en iyi penaltı yüzdesine sahip olmak, belki TV başındaki bir çoğunu tuvalet molasının zamanı geldiğine ikna etmişti. Hakem düdüğünü çalmadan önce Baggio zihinlerde çoktan golü atmıştı ve Brezilya’nın bir sonraki penaltısını kimin atacağı tartışmaları başlamıştı.
Aslında o penaltıdan sonra olay bittiği için biraz da, ihale Baggio’ya kaldı. Çünkü İtalya gerideydi ve Baggio penaltıyı atmış bile olsa Brezilya’nın bir sonraki penaltıyı gole çevirmesi durumunda şampiyon yine Brezilya olacaktı.
Ama sonuçta; kelebek kanadının tozu Baggio’nun elindeydi.

Aradan 4 sene geçti.
Ama nasıl geçti.
“O penaltıyı 4 yıl boyunca her gün kaçırarak” geçti.
Milan’dan Bologna’ya gönderildi. Artık yaşı da geçiyordu, hem O yoksa, Del Piero vardı, bitti...
Yukarıdaki cümleleri kuranlar, aynı zamanda ilk övenlerdi, Bologna formasıyla gol kralı olan Baggio’yu. Baggio bitmek bir yana, kozasından henüz çıkmış, bir sonraki baharının nefeslerini içine çekiyordu.
"Bugünün hataları yarının deneyimleridir" diyordu. Üzerine bir de meydan okuyordu; "Penaltıyı sadece onu atmayı düşünen cesurlar kaçırır"
Ve 4 sene sonra bu sözlerin sadece aforizmadan ibaret değil, yaşam biçimini yansıttığını bütün dünyanın gözü önünde kanıtlıyordu.
1998 Fransa’da düzenlenen Dünya Kupası’nda İtalya ile birlikteydi, yine…
Üstüne üstlük ilk maçında ilk 11’nde sahaya çıkmıştı. Biraz saçları beyazlamıştı. At kuyruk yoktu ve forma numarası 18’di.
Rakip Şili; kadrosunda Ivan Zamorano, Marcelo Salas gibi kaliteli gol ayakları bulunan sağlam bir takımdı.
Maça İtalya iyi başladı. Henüz 10. Dakikada Vieri İtalya’yı 1-0 öne geçirmişti, O’na “al da at” diyen Baggio’ydu. Ancak daha sonra rüzgâr tersine döndü. Şili özellikle kanatlardan etkili geliyordu ve bir anda Salas’ın 2 kafa golüyle öne geçiyordu. Dakikalar tükeniyordu. Cesare Maldini, oyuna Chiesa ve Inzaghi’yi dahil etmişti, İtalya 2-1 mağluptu, yüklendikçe yükleniyordu.
“Efsanesi ünvanların değil “an”ların üzerine inşa edilmişti” ya; bitime 6 dakika kala Baggio sağ taraftan ortayı yaptığında Şilili oyuncunun eline çarpan o topun değeri penaltıdan daha büyük anlamlar taşıyordu.
Çok bir şey yazmama gerek yok. Sadece izleyin aşağıdaki videoyu. Hayatın, 4 sene önce bıraktığı yerden devam etmesi; kimilerine göre şanssızlık ağıtlarının konusuyken, Baggio muhasebe yapıyor. Penaltıyı atmamayı düşünmüyor, hatta aklına getirmiyor bile. 4 sene boyunca hissettiklerini düşünüyor. Yükün ağırlığını vurgularcasına yine ellerini dizlerinin üzerine koyuyor, 4 sene önce olduğu gibi. Önce zihninden atıyor bu yükü. Doğruluyor ve penaltı noktasına yürüyor.
Hayat çok kez topu o noktaya dikmiştir bizim için. Bu yüzden, dışarı vurduğumuz birçok penaltı var. Keşkelerle rakıya meze yaparız dost muhabbetlerinde. Ancak hayat insanları 2’ye ayırıyor; bir sonraki penaltıyı atmayı reddedenler ve topu alıp o noktaya bir şans için daha yürüyenler.
Ben, Baggio olmak lazım diyenlerdenim.
Unutmadan; dikkatinizi çekmiştir, penaltı atılırken Baggio’ya bağıran Şilili vardı, arka planda. Şöyle diyordu; “Yine kaçıracaksın, başaramayacaksın, yapamazsın sen” Muhtemelen TV başındakilerin çoğu da aynı düşüncelere sahipti.
Ancak tuvalet molasına gidenler yine yanıldı. 4 yıl önceki penaltının hayaleti öldü.
İzleyen kaç kişi başaracağıma inanıyordu bilemem, önemli olan benim inanmış olmamdı. Roberto Baggio

26 Şubat 2011 Cumartesi
Bir Del Piero Güzellemesi

90larda dünyanın tartışmasız en iyi ligi Serie A’ydı. O kadar üstündü ki diğer liglerden, bugün cakasından yanına geçilmeyen Premier League olsun, burnundan kıl aldırmayan La Liga olsun hepsi Serie A’nın önünde el pençe divandı. Futbolla biraz ilgilenen biri Serie A’dan 8-9 takımı, hatta o takımların 3-4 oyuncusunu da sayarken, İspanya’dan Barcelona ve Real’e ekleyeceğiniz, en fazla Deportivo La Coruna, zorlasan Atletico’ydu, O da Madrid kontenjanından...
Milan, Juventus, Parma, Lazio, Fiorentina, Roma, Inter zirve takımları, Zeman’ın Foggiası, Lucescu’nun Bresciası, Tabarez’in Cagliarisi baş ağrıtan, çelme takan, şampiyon belirleyen takımlardı.
89-99 arası dönemi incelediğimizde Avrupa’nın 3 büyük kupası; Şampiyon Kulüpler, Kupa Galipleri ve UEFA’yı toplamda 15 kez İtalyan takımları almış ki bu %50 başarı demek. Özellikle UEFA Kupası’nda, söz konusu dönemde oynanan 11 finalin 10’unda (1996 dışında) finalde mutlaka bir İtalyan var. 1990. 91. 95 ve 98 finallerinde ise 2 İtalyan takımı karşılaştı.
Böyle bir dönemde; elbette bir İtalyan’ın zirvede olması da olağandı. “İlahi At Kuyruk” Roberto Baggio 1993’te Avrupa’da yılın futbolcusu, FIFA Dünyanın En İyi Oyuncusu ve Altın Ayak ödülü almıştı. 1994 Dünya Kupası’nda takımını finale çıkarmıştı.
Herşey bundan sonra Milan’ın Roberto Baggio’yu transfer etmesiyle başladı.
Haberi aldığımızda Juventuslu arkadaşım Serhat’a “Baggio’yu nasıl aldık, para bizde, kaptanınızı aldık, istesek hepinizi alırız” tarzında Fenerbahçeli muhabbeti yaparken, Serhat döndü bana “Baggio yoksa Del Piero var” dedi.
Aslında Serhat bunu espri olarak söylemişti. Bu söz orjinalde Juventuslu yöneticilere aitti. Roberto Baggio’nun Milan’a satılması çok büyük tepkilere neden olmuş, taraftar galeyana gelmişti. Onlar da çıkıp bunu söyledi “Baggio yoksa Del Piero var”
Biz; yani Serhat ve ben Championship Manager (Italy) 94-95’ten biliyoruz Del Piero’yu. Sayıları 11-12’yi geçmeyen bir MAR’dı. Yani, Midfield-Attack Right. (O zaman CM de 8 özellik var, şimdiki gibi ekranın 4’te 1’ini kaplayan sayılar, istatistikler…vs yok. Ayrıca sadece 1 özellik artabiliyor; Influence (etki), o da sadece sezon sonunda artıyor (belki!!!). History (geçmiş)ine bakıyorsun Padova 14 (1) yazıyor, Juventus 11 (5). 2 senede toplam 25 maça çıkıp, 6 gol atmış sayıları 12’den yukarı olmayan bir MAR mı Baggio olacak?
Bu kinayeden 6-7 ay sonra okula kanca biçimli favorilerle (ki ismi “togon”dur) giden, maçlarda çoraplarının dize yakın kısmına siyah lastik bağlayan ve uçlarını aşağıya bırakan bendim. (Daha sonra Hakan Şükür de aynı favorilerden bıraktı. Ama Allah’tan lastik işi kimsenin aklına gelmedi.)
Çünkü Del Pieromanya başlamıştı.

Twitter yok, Youtube yok, Internet yok. Ahkam kesenler yok, binlerce yorumcu yok.
Sadece gazete küpürleri ve gözlerimiz var. Herkes Del Piero’yu konuşuyor; biz futbolunu, kızlar ne kadar yakışıklı olduğunu…
Tabii bunda Baggio’nun Milan’da eski günlerini araması da etkili oldu. Del Piero ise Vialli ve Ravanelli ile birlikte yeni trend olmuştu.
O kadar fazla ve temiz frikikler atıyordu ki; Real Madrid’i çeyrek finalde deviren frikiği attıktan sonra İtalyan spiker “Bu adam frikik değil, penaltı atıyor” diye bağırarak konuyu özetlemişti.
Ayağının bu kadar düzgün olmasını çocukluğuna bağlıyor Del Piero; “Kendimi bildim bileli futbol oynarım. Beni hiçbir şey futbol kadar çekmedi. Topla yatardım, topla kalkardım, topla gezer, topla okula giderdim”



Bugün itibariyle İtalya’nın serbest vuruştan en fazla gol atan oyuncusu.
*****
Kariyerindeki bence en kötü an; 2000 Avrupa Şampiyonasıydı. Bizim de çeyrek final oynadığımız bu turnuvada, aynı grupta olduğumuz İtalya Milli Takımı finale kadar gelmişti ve Del Piero’nun katkıları büyüktü. (Burada bir parantez açalım, şampiyonadan sonra Filippo Inzaghi, turnuvada karşısında en zorlandıkları takımın Türkiye olduğunu açıklamıştı)
Finaldeki rakip son Dünya Şampiyonu Fransa’ydı. İtalya iyi oynuyordu, Fransızlara boş alan bırakmıyordu. 55. Dakikada da Delvecchio ile 1-0 öne geçtiler. Zaten olan da bundan sonra oldu. Yüklenen Fransız savunmasının arkası boş kalmıştı ve Del Piero 3 adet kaleci ile karşı karşıya çok net pozisyonları kaçırmıştı. Yine de maç İtalya’nın üstünlüğüyle giderken 90+3’te Wiltord şok bir golle maçı uzattı. Uzatmalarda Trezeguet’nin golü kupayı Fransa’ya verdi.
Bu durumda suçlu Del Piero oluyordu.
Ama 2000 yılında da ödül kazanmasını bilmişti; 2000 En İyi Saç, Sakal ve Favori Ödülü

Del Piero’nun kariyeri bundan sonra -düşüşe geçti demeyelim de- rutine binmişti. Tamam, 2002’de Avrupa’da yılın futbolcusu oldu ama eski tadından uzaktı.
Derken 2006’da İtalya’da şike skandalı patladı. Savcı Antonio Di Pietro’nun yürüttüğü soruşturmada telefonla “hakem ayarlayan” kulüplerin olduğu ortaya çıkmıştı. Juventus ve Milan başroldeydi. Milan puan silinmesi ve para cezasıyla ucuz yırtmıştı ama Juventus bu kadar şanslı değildi. Şampiyonlukları silindi ve küme düşürüldüler. Hatta önce Serie C’ye düşürülmesi kararlaştırıldı, sonra tabii temyize gittiler ve Serie B ile ‘kurtuldular’.
(“Yurtdışından hakem, yurtdışından MHK Başkanı alalım” söylemlerinin geçtiği şu günlerde keşke yurtdışından Antonio Di Pietro’yu getirsek diye içimden geçiririm.)
Ibrahimovic’in “Serie B’de tekme yiyemem” diyip ayrılmasında sonra takımın gol yükü Del Piero’ya kalmıştı. O da bu yükü Serie B Gol Kralı olarak kaldırdı, Juventus’u tekrar Serie A’ya taşıdı. Bir sonraki sene Serie A’nın da Gol Kralı olmuştu.
Bütün bunlardan sonra tarihinde Combi, Tardelli, Laudrup, Platini, Baggio, Zidane gibi isimler olan Juventus’ta, bir futbolcu için olabilecek en önemli ünvana layık görüldü. 2008 yılında kulüp Del Piero’ya törenle “Juventus tarihinin en saygıdeğer oyuncusu” ünvanını verdi.

İçinde bulunduğumuz 2010-2011 sezonu sonunda sözleşmesi bitecek olan Del Piero için, henüz imzalamadığından ‘parayı beğenmedi’ dedikoduları dolaşırken; O dün akşam boş sözleşmeye imza attığını açıkladı. “Juventus’a ilk imzamı boş bir kağıda atmıştım. Bu son imzam bunu da boş bir kağıda attım” dedi.
Zaten istese ‘tekme yiyemem’ diyip Serie B’ye hiç inmezdi. Her türlü büyük bir kulüpte, büyük paralarla yoluna devam ederdi.
“Para hiçbir zaman önemli olmadı. Ben oyunu seviyorum. Para sadece aileme daha iyi bir yaşam sunuyor. Benim kafamdaki tek şey antremanlar ve şut figürleri. Başka bir şeyi önemsemiyorum.”
Seviyorum ben bu adamı.
Benimki gibi Roberto hayranı bir adam için biraz garip olacak ama, iyi ki Baggio Milan’a gitmiş o dönem. Ama Serhatcım kabul et, Baggio’yu elinizden aldığımızda, canınız acımıştı!

Bu kadar yazdığım cümlelere katlanıp sıkılmadan buraya kadar gelmişseniz, bu videoyu da hakettiniz demektir. Basit bir Del Piero’nun müthiş golleri videosu değil. Tarihi anların, gollerin açıklamasına kadar yazdığı bir Del Piero Güzellemesi…
4 Şubat 2011 Cuma
Baggio Olmak Lazım...
Ömrümüzün yarısı, hayatımızı bir raya koymakla, kalan yarısı diğer raylara özlem duymakla geçer.
Geçmişimizi ray döşemekle, geleceğimizi diğer raylara bakmakla harcarken, çevredeki manzaranın tadını çıkarmayı unuturuz –en azından küçümseriz-. Halbuki geçmiş, geçip gitmiş, gelecek ise belirsizdir. Gerçek; içinde bulunduğumuz “an”dır. Sahip olduklarımızı kaybettiğimizde anlarız, “an”ların değerini. O “an”ları uğrunda harcadıklarımız (kariyer, para...herneyse), kumdan kaledir. Asi bir dalganın keyfi kadar ömrü vardır. O zaman, zihinsel olarak dönmeye çalışırız o “an”lara, keşkelerle sarhoş oluruz.
Büyüyünce futbolcu olacağımı düşünenlerden biriydim ben de (Kim düşünmedi ki!). Sabahtan, yıldızların uyuşuk uyuşuk parlamaya başladığı saate kadar -daha doğrusu annem kardeşimle haber göderene ve ekmek alıp eve dönmemi gerektiren o saate kadar- top oynardım (Kim oynamadı ki!). Ama çoğunuzdan farklı olarak bu rüyaya dokundum ben. Lisanslı geleceğe parlak bir forvet olarak Genç Milli Takıma kadar başımı çıkardım. Sonra Adana Demirsporlu –adını şu anda hatırlayamadığım- kafası usturaya vurulmuş, kısa boylu, kalın kemikli bir savunma oyuncusu kaval kemiğimin yapısını merak etmiş olacak ki, kramponlarının çivisiyle ameliyata kalkıştı, beni de o başımı çıkardığım tünele geri gönderdi. Önemli değil, affettim O’nu. Ama “o” ray da ne var hep merak ettim, doğruya doğru.
Şu anda bu odada, siyah masada, arkası kırık koltuğumda, ekrandan belli belirsiz yansıyan yüzümde bunu görebiliyorum.
Kendinizi bir an için düşünün. Karizmatik, klas, 10 numara bir futbolcusunuz. Bir penaltı atılacak ve maç o penaltıdan sonra bitecek. Statta onbinler susmuş durumda. Milyonların –hatta yüzmilyonların- oturma odasındasınız şuan. Çaylarına, biralarına, kolalarına, çerez tabaklarına kimse dokunmuyor. Kimi elleriyle koltuğun 2 kenarına yapışmış, kimileri de birbirlerine sarılmış gözucuyla size bakıyorlar. Dünyanın en büyük fotoğrafı bu, yüzmilyonlarca donmuş insan. Bu fotoğrafı belli belirsiz dudakların dua kıpırtısı bozuyor ancak.
7.32X2.44’ lük kale, bir iğne deliği gibi gözükmeye başlıyor. Böyle olmadığını biliyorsunuz. Daha önce yüzlerce kez yaptınız bunu. Beklediğiniz her saniye, bunu hatırlamakla, diğer saniye bunu unutmakla geçiyor. Aklınızdan kimbilir daha neler geçiyor. İlk futbola başladığınız an, ilk golünüz, hatta eşiniz, çocuklarınız, aileniz. Bunları unutup, sadece penaltıya konsantre olmak istiyorsunuz. Kolay bir iş değil bu; atamazsanız bu kadar emek boşa gidecek, milyonlarca insan kahrolacak ve belki adınızı lanetle anacaklar. Tarihe kaybettiren olarak geçeceksiniz ve yüzyıl unutulmayacak bu.
O penaltıyı atmak ister miydiniz?
Düdük sesini duydunuz. Düşünme zamanı doldu. Topa doğru hareketlenmeye başladınız. Bacaklarınızda hissizlik var sanki, mideniz gıdıklanıyor. Bunun sırası değil şimdi, nereye vuracağınızı düşünün. Sola mı? Bir önceki penaltıda kaleci sağa atlamıştı bu kez de öyle yapar mı? Sert vuracaksınız. Hayır, gerek yok ayak içiyle vuracaksınız. Ortaya mı yoksa?
Geldiniz vurdunuz. Top süzüle süzüle koskoca kalenin üzerinden geçti gitti. Atamadınız. Daha önce bunu yüzlerce kez yaptığınız halde atamadınız. Bir çocuk bile becerirdi bunu. 11 metreden koskoca kaleye bu topu gönderemediniz.
Roberto Baggio işte bu “raydaydı”. Dünya kupası O’nun ayağından çıkıp Brezilyalıların ellerinde yükselirken, başını öne eğdiğinde neler düşündüğünü bilemem. Ancak daha sonra “O penaltıyı 4 yıl boyunca hergün kaçırdım” dediğini biliyorum.
O penaltı kaçtığında, Brezilyalılar deli gibi sevindiğinde, İtalyanlar kahrolduğunda kimsenin dikkatini çekti mi bilmiyorum ama Baggio yere çökmedi. Yere uzanıp çimleri yemedi, formasını kafasına geçirmedi, ağlamadı...Ayakta kaldı. Dünyanın büyük çoğunluğunun O’nunla alay ettiğini, en iyi ihtimalle O’na acıdığını, en azından 70 milyon İtalyan’ın O’ndan nefret ettiğini hissetti tam o anda, Brezilyalılar sevinçten yerlere yatarken, O ayakta kaldı. Kendi rayında kaldı. 4 sene her gün, bununla yaşadı, hala da yaşıyor.
Çocukluk aşkı Andreina ile evlendi. 2 kızı, 1 oğlu oldu. Çevresinde daha alımlı, daha güzel, “daha” bir çok kadın varken ve bunları elde edeceğini bilirken, hayatında tek bir kadın oldu. Başka raylara bakmadı. Çok mutlu ve huzurlu bir evliliği var.
Juventus, Milan ve Inter’de oynadı. Gönderilirken kimsenin hakkında tek bir kötü söz söylemedi. Kameraların karşısına geçip “Haksızlığa uğradım”demedi. “Bitti” dedikleri sezon gol kralı oldu, “yaşlandı” dedikleri sezon küme düşen takımı tek başına ayakta tuttu, kornerden goller attı.
Son maçında oyundan çıkarken 80.000 kişi ayakta alkışladı O’nu. Kimse 94’te kaçırdığı penaltıyı hatırlamadı bile o an. Çünkü O hep kendi yoluna baktı. Keşkelerle uğraşmadı, pişmanlık duymak yerine tecrübe edinmeyi tercih etti.
Şartlar ne olursa olsun, atacak bir penaltımız daha varsa atmalıyız. Baggio’nun dediği gibi "Penaltıyı, sadece onu atacak kadar cesur olanlar kaçırır."
Kaçarsa da kaçsın. Herşey bittiğinde alkışlarla terkederiz sahayı...

Roberto Baggio ile ilgili bilgilere ulaşmak isteyen varsa Kaan Kavuşan'ın http://klasikfutbol.blogspot.com/2008/11/efsane-futbolcular-no2-roberto-baggio.html müthiş yazısını tavsiye ederim.
Önemli Not: OSTİM Sanayii bölgesinde yaşanan patlamada yaşamını yitiren Dursun Kavak, Necdet Ali Tanışman, Ali Yiğit, Satılmış Şimşek, Abdulkadir Kurt ve Bayram Sönmez’e Allah’tan rahmet, ailelerine sabır dilerim. Yaralanan emekçilerimize acil şifalar dilerim. İnsanları İŞLETME BELGESİ olmayan tabutlara layık gören tüm sorumluların Allah’tan belasını, yargıdan cezasını dilerim.



