Muhammet Demirci etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Muhammet Demirci etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ağustos 2013 Salı

Sezon Başlarken Beşiktaş

Maçtan önce Kazan’da takılabileceğiniz birisi. Küpesi, gitarı, sigarası ile aykırı adamların o sinsi karizmasına sahip. Yanıltmasın, özene bezene oluşturulmuş salaş görünümlü bir imaj çabası değil bu. Bizzat Biliç’in kendisi “Bazen saha kenarında kaçık gibi göründüğünün” farkında ama omuz silkiyor; “Kadınlara büyük saygı duyuyorum ama bence dünyadaki en güzel şey futbol” Sahadaki oyunun görüntüsü, onu kendi görünümünden daha fazla tatmin ediyor. Bu yüzden bir Biliç takımını dağınık, disiplinsiz ve kabullenmiş  görmedik.

Gelenekseldir; yeni teknik direktör ile birlikte tertip, teşekkül yeniden şekillendirilir. Hocanın, hayallerimizin dizilişindeki kadroyu oynatmasını nasıl da umarız! Oysa mevzubahis Biliç ise alışmamız gereken yegâne özellik değişkenliktir. Kadrodaki sürekli rotasyondan tutun da, asimetrik sahaya yayılışlar, maçın içinde 4’lü savunmadan 3’lüye dönmeler… hedef santraforla da gol arayabilir Beşiktaş, 3 adet 10 numara ile de… Ona göre “Galatasaray’a başka Akhisar’a başka oynamalısınızÇoğu Beşiktaşlı’nın arzusu takımın 2 forvetle oynaması. Biliç reddetmiyor ancak bir şartı var; “2 ‘sinin de defansif yönde çalışması” gerekiyor. TTArena’da Türkiye’yi Oliç-Mandzukic ile darmadağın etmişler ve 3-0 kazanmışlardı. Almeida ile Pektemek’i bir araya getirecekse ikisinin de en az İlhan Mansız kadar koşması lazım. Şu aşamada hayalperest bir iyimserlik olur. Biliç gerçeklerin adamı. Katı bir taktikçilik, kutsal bir formatçılık ona göre değil: Benim kişisel görüşüm, bu spesifik formatlar yavaş yavaş kullanımdan kalkıyor. Çok fazla uzman da benim görüşümü destekliyor.” diyor Hırvat Hoca ve futbolun kayganlığından dem vuruyor: “Oyuncuların topla hareketini belirlemek gittikçe zorlaşıyor. Saha içerisindeki akışkanlık bence çok daha önemli. Eğer siz takımınızın kompakt olmasını istiyorsanız, her bir hattınızın bir diğerine yakın kalmasını sağlamalısınız. Boşlukları ortadan kaldırdığınızdan emin olmalısınız. Ancak bu şekilde takımınızı sıkı hatlar üzerinden kurgulayabilirsiniz.” 

Bütün bu kelimelerin altının ne kadar dolu olduğunu hazırlık maçlarında gördük ve anladık. Rakip prese başladığında taca atmak ve riske girmeyen sağlam savunma oyuncusu olmak varken, geri pas feyki verip bir anda topla dönerek oyun kurmayı yeğleyen Pedro Franco’yu gördük (Sivok ile beraber 10 gole ulaşabilirler mi? Muazzam bir katkı olur) Savunma önüne Hutchinson tercihi, keza aynı sebepten. Atiba sadece top çalmak için sahada değil. Ribaund topluyor. Arkaya seken veya rakip savunmanın uzaklaştırdığı tüm topları alıyor ve duruma göre ya yeniden paslıyor veya ok gibi fırlıyor. Hep öne oynuyor! Ç.Rize maçında 2 kişiden sıyrılıp Olcay’a attığı gol pası sanırım herkese bir fikir vermiştir.


Sihirli Solak

Top, boş alana doğru oynanır: Boşluğa hareketlen, boşluğa koş, boşluğa pas at…  Bir oyuncu, oyunun ne kadar boşluklarına hakimse, o kadar dolu bir futbol zekasına sahiptir. Oğuzhan Özyakup Beşiktaş için bu yüzden önemli: Boşlukları dolduruyor. Geçtiğimiz sezon, Oğuzhan’ın basit ve parlak futbol zekası, körelmeye yüz tutmuş hücum organizasyonlarını anında keskinleştiriyordu. Bu sezon Oğuzhan daha şanslı. Kendini tribünlere kabul ettirdi, genç cevherlerden mücevher üretmesini bilen bir hocaya sahip ve yanında / önünde, nihayet Muhammet var.

Takımının karakteri ne olursa olsun, her taraftar, kendisini ve rakipleri büyüleyen, olmadık anlarda, olmadık mucizeler ortaya koyan sıradışı ayaklar izlemek ister. Makine gibi işleyen sisteme eyvallah ama işler teklediğinde hokus pokus yapacak sihirli bir solaktan daha enfes ne olabilir? Solaklığa özgü o anlatılamaz asaletin 10 numara zevkinden öte keyif var mıdır? Sergen-Tümer sonrası paslanmış gözler yeterince bekledi artık. Muhammet yedek değil. Genç yetenek değil. Genç yetenek lafını sevmiyorum, hatta oyuncuya büyük zararı olduğuna inanıyorum. Ona bir çeşit görünmez kredi veriyor. Böyle soyut, yalandan güvenlere üstün bir yeteneğin hiçbir ihtiyacı yok. Onun ihtiyacı olan daha fazla oynamak ve (18,19 yahut 20) yaşın büyük bir takımın ilk 11’i için hatta yıldızlığı için (günümüzde) makul bir yaş olduğunu ona belletmek.

Biliç O’nu Pirlo mevkisinde de kullandı, kenarda da. Farklı pozisyonlar; farklı seçenekler sunar ve bakış açısını genişletir. Farklı bir yetenek için katalizör uygulamalar... Messi gibi sağa yakın oynatıyor. Topu soluna çektiğinde şunları görüyor Muhammet: Şut atacağı kale, araya oynayacağı boşluk, delici koşular yapacağı zig-zaglı boşluk. Biliç’in planladığı bu boşlukları doldurabildiği ölçüde yıllardır bomboş bekleyen sihirli solak kontenjanını dolduracak.  İzlerken insana o havayı veriyordu. Şut hızı ve kalitesi Tümer’e, pas yumuşaklığı ve isabeti Sergen’e benziyordu. Sergen olabilir miydi? Önünde sabit kader yolları var Muhammet’in. Önümüzdeki 15 seneyi dilek şart kipiyle geçirebilir; oynasa, istese, çalışsa… bolca ahlar, çokça tühler… Yahut 5 yıl önce gittiği La Masia’nın büyükleriyle oynamaya gidebilir. Biz ona buradan gurur verici milli sıfatlar yükleriz. O ise uluslararası sıfatlarını arttırdıkça arttırır... En kötüsü, Serdar Özkan olur... Biz O’nun Sergen ya da Serdar değil Muhammet olmasını istiyoruz. Kendine en mükemmel hikayeyi yazıp bize ve çocuklara farklı bir kader yolu sunmasını istiyoruz. Tabii O ne isterse O olacak.


Yakup Sabri İNANKUR

4 Mart 2011 Cuma

Necipgiller

Serpil Hamdi Tüzün, Beşiktaş Altyapısı’nda yaşıtlarının çok üstünde bir futbol zekasına sahip 12 yaşındaki çocuğu dikkatle izlemektedir. Belli bir süre sonra, O’nu kendisinden büyüklerin arasına koyar. Zaman geçtikçe büyüklerin arasında ufak tefek kalsa da futbol olarak 2 beden fazla gelen bu küçük solağın, Maradona’yı andıran bir tekniğe ve pozisyon zekasına sahip olduğunu anlar.

Bir antremandan sonra küçük Maradona’yı yanına çağırır.

-“Futbol oynamayı seviyor musun?” diye sorar.

-“Çok seviyorum”

-“O zaman sana ödev veriyorum, bir futbol ödevi. Hergün 10 tane gol senaryosu yazacaksın. Atak seninle başlayacak ve gol vuruşu seninle bitecek. Neden böyle yaptığını, rakip oyuncuların nasıl ve nerelere hareket edeceğini de yazacaksın”

Sergen belki sevdiğinden, belki okuldaki ödevden kaçmak için anneye babaya bir bahane bulduğundan ses çıkarmaz. Ancak hergün eve gidince 10 pozisyonu kafasında golle sonuçlandırmak, kağıda yazmak, hatta bazen çizerek anlatmak standart bir futbolcu için bile çok zor. Böyle bir durumda her öğrenci gibi Sergen de tekrarlara kaçar. Daha önce hocasına teslim ettiği pozisyonları tekrar yazmaya başlar. Serpil Hoca farkındadır elbette ama ses etmez. Zaman geçtikçe kendinden kopya çeken Sergen görür ki; aynı pozisyon da olsa farklı seçenekler mevcuttur. Rakipler aynı yerdedir, top aynı hızdadır, ama Sergen bu sefer oraya değil de, öbür tarafa oynar kafasında. Sonu golle biten birçok farklı sonuç olabileceğini, top ayağındayken 4-5 pozisyon sonrasını düşünebileceğini ve her zaman seçeneklerin birden fazla olabileceğini öğrenir Sergen. Daha doğru bir deyişle; Serpil Hamdi Tüzün öğretir.


Altyapının görevi sadece yetenek bulmak değil, yeteneği işlemektir. Hiçbir kuyumcunun vitrininde külçe altın göremezsiniz. Beğeni ve zerafet; kuyum sanatının becerikli ellerden çıkan ürünlerinedir. Satılabilen de odur. Bu nedenle eşinize, kız arkadaşınıza 20 gram altın hediye etmezsiniz. İşe yarayan güzel bir kolyedir.

Dünyanın en iyi buz patencisi Evgeni Pluşenko’ya nasıl herzaman bu kadar hazır olduğu sorulduğunda “1 gün çalışmazsam ben farkediyorum, 2 gün çalışmazsam antrenörüm farkediyor, 3 gün çalışmazsam seyirciler farkediyor. Ben de hergün çalışıyorum” diye cevap veriyor. Fransa Bisiklet Turu’nu 7 kez kazanan Lance Armstrong’a boş vakitlerinde ne yaptığını sorduklarında bisiklete bindiğini söylüyor. Noel’de ne yapacağını sorduklarında bisiklete bineceğini cevabını veriyor.

Çalışmayı vurgulasa da derinde daha önemli bir konu var bu cümlelerde. Bunun; yani çalışmazsa gerileyeceğinin “farkında olmak”. Bu iç disipline sahip olmak...Buna mentalite diyoruz.

İşte bu mentaliteyi, bu disiplini, bu çalışma arzusunu vermek önemli. Ağacın yaşken eğildiğini bilen bir kültürün bunu uygulamada sıkıntı yaşaması nedeniyle 4 milyonluk Türk nüfusundan Hamit Altıntop, Serdar Taşçı, Mesut Özil, Nuri Şahin, İlkay Gündoğan çıkarken, 70 milyondan bu kalitede –yetenekte demiyorum- futbolcu çıkmıyor. Arda Turan, Tuncay Şanlı, Serdar Özkan, İbrahim Akın, Aydın Yılmaz’ın yetenek olarak yukarıdaki isimlerden eksiği olduğuna inanmıyorum. Altyapıda mental eğitim eksikliğinden dolayı iş disiplinleri, çalışma arzuları eksik ya da hatalı. Farkı doğuran da bu.

Furkan Şeker, Atınç Nukan, Muhammet Demirci ve Doğukan Pala; Beşiktaş Altyapı geleneğinin son, Beşiktaş’ın geleceğinin ilk ürünleri olarak dün sahne aldılar.

En çok Doğukan’ı beğendim. İlk farkedilen özelliği özgüveni, sonra hızı. Ancak kontrolsüz hızın hız olmadığı bilincinde olacak ki; ivmelenirken, top kontrolünü kaybetmiyor. Nihat Kahveci’nin ve Tuncay Şanlı’nın kronik sorunu buydu mesela. Nihat İspanya’da bunu düzeltti, Tuncay hala aynı dertten muzdarip. Doğukan’ın bu yaşta bu dengede olması yaptığı (isabetsiz değil ama) yanlış ortalardan ya da heyecanlı bindirmelerden daha önemli.

Furkan gayet sağlam oynuyor, pas almak için boşa kaçmaktan çekinmiyor. Gerektiğinde ileri çıkışlar yapıp, ara pasları denemekten de vageçmiyor. Hatta bir ara orta saha pas alışverişlerinde yönetimi öyle ele aldı ki “Muhammet sağ ayağını iyi kullanıyormuş” dediğim oldu. Yıllardır Sergen aramaktan pas tutmuş gözlerimiz, her olumlu hareketi Muhammet’e yordu tabii...Halbuki Fernandesle uyumu yakalayan Furkan’dı.

Muhammet ise gol fırsatı yakaladığında bize de tarihe tanıklık etme fırsatı verdi. Böyle bir yeteneğin ilk maçında, ilk golünü görmek nasip olmadı. Gerçi Muhammet’in ilk profesyonel adımlarını görmek de nasip olmadı. Maçın ilk 30 dakikasının sol köşesini izleyemediğimize şikayet ederken, son 15 dakikayı hiç göremedik! TRT’nin hangi profesyonel yayıncılık şartnamesinde böyle bir yayın mantığı yazıyor merak ediyorum. Bu sırada spiker Digitürk kameralarını övmekle meşgul olurken, bizler maçı tam izlemek için illa bloglardan kaçak yayın mı bulmalıydık!

Atınç çizgi savunma oynamayı biliyor. Ama O’nun da anlık hamlede doğru tepkiyi vermek için zamana –ve oynamaya- ihtiyacı var. Bir kaç pozisyonda kontrolündeki topa müdahale etmekte karar sıkıntısı yaşayınca topu kaptırdı. Doğukan ve Furkanla uyumu iyiydi. Soğukkanlı oyun kurma çabaları tebriği haketti.

4 tane pırıl pırıl Beşiktaşlı, Rıza’nın, Gökhan’ın, Ziya’nın, Feyyaz’ın eskittiği yollarda yürümeye başladılar. Umarım arkalarında en az takip ettikleri kadar derin izler bırakırlar. Tüm yollar İnönü’ye çıkar. Yeter ki; çalışmaktan yorulmasınlar ve en önemlisi mental eğitimleri eksik kalmasın.

Zira aynı altyapıdan Batuhan da çıkabiliyor. Ama biz Necipgilleri görmek istiyoruz.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...