Euro 2012 yarı final etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Euro 2012 yarı final etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Haziran 2012 Cuma

Sıcak İtalya Soğuk Almanya


2001 NBA Finalleri’ne LA Lakers fırtınalar estirerek gelmişti. İlk turda Portland’ı 3-0, yarı finalde Sacramento’yu 4-0 ve konferans finalinde San Antonio’yu 4-0 yenmişler, finale tek bir mağlubiyet almadan çıkmışlardı. Herkes Lakers’ın final serisinde de maç kaybetmeden tarihi bir rekorla şampiyon olacağına emindi. Rakip Philadelphia 76ers once Toronto’yu ardından Milwaukee’yi 4-3’lük skorlarla geçebilmiş, finale çok yorgun gelmişti. Kobe, Shaq, Harper, Grant ve Fox havuz başında güneşlenirken onlar parke üzerinde fiziksel olarak yıpranıyordu.

6 Haziran Çarşamba akşamı Denzel Washington, Jack Nicholson, Anthony Kiedis, Brad Pitt ve tanımadığım 19.996 Los Angeleslı daha, evlerine / villalarına / malikânelerine şaşkın ve üzgün yüzlerle döndüler. Sonuç hiç onların istediği gibi olmamıştı. Tüm gece Lakers sahada ruh gibi dolaştı, kazanmak için hiç direnç göstermedi. Yanılmıyorsam Kobe sadece 25 sayı atmıştı. Iverson ve arkadaşları dünyayı şok ettiler. 

Maç sonunda bir tek, ünlü NBA yorumcusu Bali Jackson haklı çıkmıştı. Lakerslılar için “Ellerinin sıcaklığını kaybettiler” diyordu. Yoğun bir temponun içinde sürekli kalmak, oradan çıkıp, gevşeyip tekrar üst düzey performansa dönmeye oranla daha avantajlıydı. Çünkü rahatlayan oyuncuların konsantrasyonları kayboluyordu. Favori olmanın getirdiği ekstra rahatlık Jackson’a gore Lakers’a şans tanımıyordu! Performansı en çok etkileyen fiziksel durumdan çok zihinsel durumdu. Hedefe konsantre olmak; kasları harekete geçiren en büyük dopingdi.

11 yıl once makro ekonomi finaline girmeme 5 saat kala sabahın 7’sinde öğrendiğim bu ders açıkçası 1 haftadır kafamı kurcalıyordu. Almanya; İtalya önüne 6 gün “dinlendikten” sonra çıkacaktı. Kaldı ki Yunanistan kolay bir rakipti ve Gomez, Müller, Podolski gibi yıldızlar oynamamıştı. En son tam kadro / konsantre oynadıkları Danimarka maçının üzerinden ise 11 gün geçmişti. Maçın favori olmayan tarafı İtalya ise İspanya ve Hırvatistan’ın olduğu gruptan çıkmıştı. 33 yaşındaki Pirlo henüz 4 gün once 15.2 km koşmuştu ve namağlup İngiltere ile 2 saatlik bir maç yapan İtalyanlar penaltılarla kazanmıştı.

Schweinsteigger’ın turnuvanın (belki de kariyerinin) en düşük isabetli pas oranıyla oynadığı, Podolski’nin etkisizleştiği, Gomez’in parmaklarının ucundan geçen paslara çaresiz baktığı bir maç izledik. Almanlar ayaklarının sıcaklığı kaybetmişlerdi. 6 gün once sahayı nakış nakış işleyen Mesut ile, turnuvaya ve Almanya’ya Gerrard esanslı futboluyla renk katan Khedira ve her zamanki Lahm dışında isyan eden oyuncu yoktu. Bu isimlerin sürekli oynayan isimler olması dikkat çekici. 


İtalyanlar ise dünyanın en iyi oyun kurucusuna sahipler. Pirlo’nun parkta yürür gibi rahat, ağır çekim çalımları sadece bizi değil rakipleri de büyülüyor. Top onun ayağından O isterse çıkıyor. Durdurulamıyor, engellenemiyor. Amalfi sahilinin kumları kadar sıcak ayaklarıyla orta sahada rahatça seri ve kısa pas yapan İtalyanlar, bir de kahraman bulunca işi erken bitirdiler. Mario Balotelli, Iverson rolüyle maçın oskarını kazandı. Şampiyona tarihinde ilk yarıyı önde bitirdiği hiçbir maçı kaybetmeyen İtalya, Almanya’ya hiç mağlup olmayan İtalya, geleneği devam ettirdi.

Pazar günü futbol ateşini son bir gayretle harlamak isteyen 2 yorgun takım oynayacak. Turnuvanın favorisi İspanya, turnuvanın sürprizi İtalya’ydı. Finalin favorisi ise Gök-Mavililer.

Yakup Sabri İNANKUR




28 Haziran 2012 Perşembe

Çelik Yelekler


İspanya-Portekiz maçı Barselona-Real Madrid mücadelesine benziyor. Yürekleri o şekilde atmasa da akılları o şekilde akıyor. Tokluk-açlık mücadelesi biraz da. Portekiz Ronaldo'nun aurasıyla aydınlanırken, İspanya'da herkesin kendi mumu var. Portekiz biraz daha liberal, İspanya biraz daha sosyalist. Portekiz müthiş bir motivasyon, İspanya müthiş bir kendine güvenle oynuyor. 

İki takımın da silahları bariz olunca final yolu çelik yeleklerinin kalitesine bağlıydı. Portekiz ataklarının %48’i (geleneksel biçimde) soldan, Ronaldo kanadından gelirken, merkezden saldırmaya alışmış (ve alıştırmış) İspanya da, ataklarının %41’inde sol kanadı tercih etti. Topu mümkün olduğunca Ronaldo bölgesinden uzak tutmaya çalıştılar. Ronaldo’yu toptan ayırarak bertaraf etme fikri, katı bir markajdan daha etkili ve doğruydu.

İspanya'daki en büyük eksik Puyol değil Torres'di. Pepe'yi zorlayacak, Silva'ya, Iniesta'ya (hatta ısrarla beklediğimiz Pedro’ya) tüneller açacak tek adam O’ydu. Negredo çok kaliteli bir oyuncu. Kenarlara koşu yapmayı seviyor. Dribling seviyor. Bununla birlikte maçın her anında net bir şekilde görüldü ki;  kaygan pasları seven sistem Negredo’ya (maalesef) katlanamıyor. O bölgede oynayacak oyuncunun geriye, orta sahaya dönüp pas keşmekeşinin içinde kendine yer bulması, momentumu arttırması lazım.  

İspanya’nın dom dom paslarına karşı Bento oyuncularına Real Madrid desenli çelik yelek giydirdi. Kariyerinin son 3-4 yılında teknik direktörlük dehası “Barselona’yı durduracak mı, durduramayacak mı” sorusuna denklenmeye çalışılan Mourinho bu sezon bunu başarınca Bento’nun maçtan 1 gün once onunla yaptığı görüşmeden sonra Portekiz’in nasıl sahaya çıkacağı aşikârdı. Geçtiğimiz sezon antitez Hollanda + antitez Almanya modelinden Barça sentezi yaratmayı amaçlayan Mourinho başarısız olunca bu sezon başında daha proaktif bir yapı inşa etmişti. Temelinde hız olan oyun kabaca alan daraltma ile başlıyor. Pepe topu kazanıyor, 30 metre önündeki Mesut’u görüyor. Benzema ofsayt bölgesinde voltalar atarken, Mesut topu, ofsayta düşürmeyecek bir hesapla C.Ronaldo'nun koşu yoluna atıyor. Savunma (Benzema’dan aldığı ilhamla) ofsayt için öne çıkıyor. 3-4 saniye içinde Madrid golü bulmuş oluyordu. Bunu Mourinho “3 pasla atacağım bir gol için neden 100 pas yapayım ki” diyerek sayısal (ve rakibi eleştiren) bir cümlede özetliyordu.

Gömülmek İspanya orta sahasını rahatlatıyor. Xavi, Iniesta, Alonso rahat olduğu sürece rakibin rahatsız olması garanti. Lucescu; “Barselona’yı savunma yaparak yenemezsiniz” derken kastettiği yaldır yaldır saldırmak değil buydu. Önde basacak, pas boşluklarını kapatacak, onlar kadar tempolu olacak ve konsantrasyonunuzu kaybetmeyeceksiniz. Bento’nun oyuncuları Çakır’ın başlama düdüğünden, penaltılara kadar mükemmele yakın biçimde doğru oynadılar. David Silva 60’da çıktığında 32 pası vardı. 20 dakika sonra Xavi 71 pasla maça noktayı koydu. Iniesta tüm maçı Portekiz’in stoperi Bruno Alves kadar pas yaparak bitirdi. Savunma ile orta saha arasına Almeida-Ronaldo-Nani’den oluşan kırmızı bir hat çektiler. Zaman zaman Casillas’a kadar pres yaptılar. Taktiksel algı ve disiplini üst düzeyde olan Moutinho-Veloso-Meireles; İspanya seri pas makinesini Barselona tarzı şok preslerle sabote etti. Boşlukları kapattılar, pas ritmini bozup onları uzun toplara zorladılar. 2 saat boyunca tereciye iyi tere sattılar. Ancak iş penaltılara kaldığında çelik yelekler değil çelik bilekler ve eldivenler işe yarıyordu. İber Derbisi’nin hassas dengesini Iker bozdu.

Yakup Sabri İNANKUR

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...